Gece yarısını 15 geçe, sahanlıkta kuvvetli bağrışmalar ama bu kez ağlayan bir kadının iniltileri değil. Sanki cehennemden haykıran melunların, iblislerin umutsuz avazları… Vurulan kuvvetli vuruşlar iki saat kadar sürdü.
Bu sırada minderi üzerinde uyuyan Atak, birdenbire dört ayak üzerine dinelerek kapıdan yana iki üç kez ulur gibi havladı.
Turhan gözlerini kitaptan ayırdı. İki kardeş odanın dört duvarına bakındılar.
Orhan: “Bu köpeğe ne oluyor böyle? Gözlerine bir şey görünüyor gibi havlıyor.”
Turhan: “Ürkmüş gibi şikâyetli bir ses çıkarıyor.”
“Neden ürküyor?”
“Herhâlde bir hissettiği var.”
Köpek iki ayak üzerine minderine oturdu. Bir düziye başını kapıya doğru çevirerek gözleri ve burnuyla gizlice gözetleme hâlinde bulunuyor gibiydi.
Orhan: “Devam et kardeşim…”
Turhan:
20 Aralık Pazartesi:
Gündüz saat 4’te Madam odasına girince iki sandalyenin baş aşağı edilerek koltukların üzerine çıkarılmış olduğunu görür.
Kardeşlerin odasında, bu sırada kapı yanındaki duvarın üzerine tık, tık, tık üç kez muntazam vurulur. Bu tıkırtılara Atak hemen hırlama ile karşılık verir. Köpeği azarlayarak sustururlar. Hayvan kuyruğunu iki bacağının arasına sıkıştırarak karyolanın altına kaçar.
Orhan: “Bu ne?”
Turhan: “Bilmem. Atak korkuyor.”
“Vuruşlardan önce hayvan olacağı hissetti.”
“Bu tık tıkları onun tanıdığı bir el yapsaydı köpek hiç aldırmazdı.”
“Bu vuruşlar geçen akşam da oldu.”
“Bu, bize bir işaret ama biz anlamıyoruz.”
Turhan tıkırtının geldiği yana dönerek birisiyle konuşur gibi şöyle seslendi:
“Bir daha vur. Kimsin? Anlat!”
Ama bu sorusu karşılıksız kaldı. On dakika kadar beklediler, hiçbir şey duyulmadı.
Yeniden Perili Evler kitabının sayfalarını okumaya başladılar. Çok sürmedi. Oda kapısına, ama bu sefer muntazam olmayan tık tıklar indi. Bu kez köpek hiç ses çıkarmadı.
Orhan biraz titrek sesle:
“Kimdir o?”
Dışarıdan:
“Benim, dayınız.”
“A, dayı bey, bizim odamıza siz de mi izin alarak gireceksiniz?”
Talat Bey kapıyı açarak geniş bir gülümsemeyle: “Elbette… siz tekin insanlar değilsiniz. Belki ruhlarla konuşuyorsunuzdur. Belki peri kızlarıyla gizlice görüşüyorsunuz… Niçin izinsiz içeri girip de bu gizli konuşmaları bozayım?”
Orhan: “Dayı bey, bizimle her zaman böyle alay edersiniz.”
Talat Bey: “Alay değil doğruyu söylüyorum. Sizin bir çeşit mezhebe benzeyen bu düşkünlüğünüze aklım ermiyor. Birdenbire içeriye girmek belki hoşunuza gitmeyecek bir hareket olur.”
Orhan: “Bizim de çok şeylere akıllarımız ermiyor da erdirmeye uğraşıyoruz. Gerçeği söylesek gülersiniz. Şimdi şu duvara üç kez muntazam vuruldu.”
Talat Bey: “Evet, evin içinde tek tük tıkırtılar, pıtırtılar olmaya başladığı söyleniyor. Geçen akşamki apparition’a beni inandırabilmenin ihtimali yoktur. Ve bu garip olayın sırrı da bence yarı anlaşılmış gibidir. Bu tıkırtıların da elbette bir gün foyaları meydana çıkar. Ne yapıyorsunuz şimdi?”
Turhan elindeki cildi göstererek: Les maisons hantées’yi okuyorduk.
“Böyle cin masallarını tam bir inanışla okurken bu garipliklerden duygulanmamak mümkün müdür? Belki duyduğunuz vuruşlar bu etki ile sizde olan birsamlık bir olaydır. Benim dinleyici olarak aranızda bulunmama bir engel yoksa okuyunuz, dinleyeyim.”
Orhan: “Ne engel olacak, efendim? Tam tersine, bulunuşunuz bize kuvvet ve şeref verir.”
“Aklımın almadığı noktalarda açıklama istememe ve biraz daha yüz bulursam kritiklerime de elbette izin verirsiniz.”
“Hayhay efendim, bizi aydınlatmış olursunuz.”
XIII
RUHLAR ÜSTÜNE DÜZENLENEN BELGELER
24 Aralık Cuma:
Öğle vakti bütün hizmetçiler sofrada iken rahibin odasında karyolanın yan üstü devrilmiş, ortadaki masanın onun altına sürülmüş olduğunu gördük. Akşam saat altıda odanın kilitli bulunan kapısını açtık. Bu kez de başka bir görünümle karşılaştık. Masa yatağın altından çekilip üzerine çıkarılmıştı.
25 Aralık:
Öğleyin gene hizmetçiler yemekteyken rahibin kilitli odasından vuruşlar duyuldu. İçeri girdik, gene araştırmaya başladık. Koltuğun biri oğlumun yazıhanesi üzerine çıkarılmıştı. Ve sonra rahibin duadan dönüşünde kanepenin devrilmiş; çalar saatin, duvar saatinin globe’u 20 üzerine ve bir sandalyenin de masa üstüne konulmuş olduğunu gördük. Akşam dokuzda ikinci katın koridorunda süpürgenin pısır pısır gezindiğini duyduk. Koştuk, baktık. Gerçekten süpürge yerini değiştirmişti.
Turhan okumaya devam ediyor:
Çeşitli tarihlerde şatoda olup biten garipliklerin, işitilen gürültülerin ardı arası yok. Bu göze görünmez latifeciler marifetlerini en çok papazın odasında gösteriyorlar. Kanepenin üzerindeki yastıkları pencerenin dış kenarına diziyorlar. Rahibin kilitli kapısı bir düziye açılıyor. Salonun kanepesi zıplayarak yürüyor. Ayakkabıları yelpaze biçiminde diziliyor. İki tanesi gece kandilinin etrafındaki tabakların içine konuyor. Su sürahisi ağzı aşağı kapatılmış bardağın üstüne çıkarılıyor.
Her zaman kilitli bırakılan rahibin odasındaki yüz kadar kitap yerlere saçılıyor. Yalnız üç cilt Kitab-ı Mukaddes, raflarında bırakılıyor. Öteki din kitapları yerlere atıldıktan sonra üzerlerine süpürge konuyor.
Rahip şömine önünde otururken kurak bir günde bacadan kovalarla sular boşaltılıyor. Sayın papaz küller içinde kalıyor.
Madamın odasındaki kapalı orgda türlü havalar çalınıyor.
Bir gün rahip efendi odasından çıkıp aşağıya inerken arkasından müthiş bir gürültü kopuyor. Ne olduğunu anlamak için geri dönüyor; bir de ne görsün, koca kitaplığı devirmişler! Ama kitaplar yerlere darmadağın saçılmamış, kitaplığın raflarında olduğu gibi sıra sıra dizilmiş.
Bir gün köpekler bahçedeki sık ağaçlı bir yere doğru bütün güçleriyle bir havlama koparırlar. Şato sahibi bu sık ağaçlığa bazı hırlı hırsız kimselerin gizlenmiş olmaları ihtimaliyle kendi ve uşakları silahlanarak orasını abluka ettikten sonra köpekleri içeriye saldırırlar. Yırtıcı bir saldırışla ağaçlığa dalan hayvanların havlama sesleri derhâl değişir. Dayak yiyorlarmış gibi kesik kesik ulumalarla, kuyrukları bacaklarının arasında, hemen dışarı fırlarlar. Ve onları kaçtıkları yere yeniden bir daha saldırtmak mümkün olmaz.
Şatoda perilerin en çok elde tuttukları bir oda vardır. Burada kalmaya kimse cesaret edemez. Şato sahibi Mösyö X’in 21 akrabasından bir subay, revolverini doldurarak uykusunu bozmaya gelecek her kim olursa üzerine ateş etmek kararıyla bir gece bu odada mumu söndürmeden yatar. Gece uykusu sırasında kulağına bir ipek elbisenin hışırtısı gelir gibi olur. Uyanır. Üzerinden ayak yorganı çekilir. Sönmüş mumu yakar. Mum gene söner. Bir daha yakar. Tamam üç kez mum söner, yakılır. Ve daima hışırtı işitir. Üzerinden yorganlar çekilir. “Kimdir o?” Sorusuna karşılık alamaz. Yorganların çekildiği tarafa doğru kararlamadan ateş eder. Hiçbir etkisi olmaz. Kurşunlar kovanlarından çıkmaz. Duvara saplanmış olan hartuçları sabahleyin muayenelerinde kurşunları gene kovanları içinde bulurlar.
Çeşitli derecedeki ruhani rütbede papazlar soruşturmaya gelirler. Gece kalırlar. Şato sahibi Mösyö X’in notlarındaki garip bilgilerin noktası noktasına gerçeğe uyduğu yollu imzalarıyla belgeler verirler. Perileri kaçırmak için edilen duaların da etkisi olmaz.
Şatoda mürebbi olup da sonradan Normandiya’da bir bucak papazlığına atanan rahibin verdiği belge şudur:
“T. Şatosu’nda 1875 yılı Ekim’inin 15’inden 1876 yılı ocak ayının 30’una kadar geçmiş olan garip olayların bir görgü tanığıyım. Mösyö X’in el yazısıyla olan hatıra defterindeki olayların yalnız bir adam tarafından uydurulmuş efsaneler kabilinden kabul edilmesine imkân yoktur. Çünkü bildirilen gürültüleri işitenler çoktur. Vuruşlar 500 metrelik bir uzaklıktan duyulacak kadar şiddetliydi. Bu garip olayları burada yeniden anlatmaya gerek görmüyorum. Çünkü bunları siz de biliyorsunuz. Bu çeşit olaylar şimdiki şatonun bulunduğu yerdeki yıkık, eski şatoda da aynen olmuştur. Bu garipliklerin olduğu anda şato sahibi Mösyö X elden gelen her türlü tedbirden geri durmamıştır.”
“Dışarıdan veya içeriden bir adamın benim kilitli odama girip de gözümün önünde eşyanın yerlerini değiştirebilmesine imkân düşünülebilir mi? Böyle bir kimse nasıl şöminenin bacasına çıkıp da beni küller içinde bırakacak biçimde ateşin üzerine kovalarla su boşaltır?”
“Bu hâl güpegündüz, yağmursuz bir zamanda olmuştu. Bu olayda yanımda bulunan öğrencim de korkusundan hemen kaçmıştı. Ve onun nasıl koştuğunu hâlâ görür gibi oluyorum. Nasıl olur da köpekler saldırdıkları yerden şiddetle ürkerek hemen dışarı kaçarlar? Gözlerimizin önünde sımsıkı kapalı bir pencerenin kendi kendine açılmasına ne denir? İşittiğimiz haykırmalar insan sesine benzemiyordu. Şatonun duvarlarına indirilen vuruşlar, çok kez o kadar şiddetli olurdu ki tavanın başımızın üzerine çöküvermesinden korkardım.”
“Bu denli akıl almaz şeyleri yapmaya hangi adamın gücü yetebilir? Ben hep bunların şeytan işi olduğu kanısındayım.
12 Ocak 1893 İmza Rahip M.”
Turhan gözlerini kitaptan ayırarak: “Dayı bey, daha çok ve uzun belgeler de var. Ben en kısasını okudum, ötekilerine devam edeyim mi?”
Talat Bey: “Yeter.”
Orhan: “Peki efendim, bu olaylara ne diyorsunuz?”
Talat Bey: “Bu garipliklere mutlaka inanmak zorunda değilim.”
Orhan: “Bu meselede iki şart var.”
Talat Bey: “Nedir?”
Orhan: “Ya inanacaksınız ya da açık nedenlerle reddedeceksiniz. Bu dinlediğimiz şeyler hep yalan mı?”