Hüseyin Rahmi Gürpınar – Hazan Bülbülü (страница 4)
SELİME: Benziyor değil… İşte kılavuzun ta kendisi…
ANİKA: Burada ne işi var?
AYŞE KADIN: Efendiyi evlendirecek…
SELİME: Yağma yok kuzum! Kaç senedir kirini pasını biz temizliyoruz. Efendiyi öyle el karılarına kolay kolay kaptırmayız.
ANİKA: Aman ne kurnaz ihtiyar… Deminden beri bizimle eğleniyormuş meğerse…
AYŞE KADIN: Şimdi kuru lakırtının sırası değil. Üçümüz de barışalım. Efendiyi elimizden kaptırmamak için hep birlikte çalışalım. Bir kere şu el karılarını atlatalım. Efendi bize kalsın da sonra aramızda piyango çekeriz. Haydi kulaklarınızı gözlerinizi dört açınız. Kapıdan dinleyelim. Bir sözlerini kaçırmayalım.
REFİ EFENDİ: (temenna ederek) Sefa geldiniz hanım!
KILAVUZ KADIN: Allah ömürler versin. Sefanız artsın efendim.
REFİ EFENDİ: Yusuf Bey’in bendenize söylediği hanım siz olacaksınız zannederim.
K. KADIN: Ta kendisi, işte oyum efendim… Yusuf Bey’in zatıalinize çok muhabbet ve hürmeti vardır. Bilhassa arzı tazimat ettiler.
REFİ EFENDİ: Teşekkür ederim.
K. KADIN: Yusuf Bey hayırlı bir iş için vesateti âcizaneme müracaat etti.
REFİ EFENDİ: Evet öyle münasip gördüler. Fakat bu yaştan sonra evlenmek bilmem benim için nasıl olur?
K. KADIN: Pekâlâ olur efendim. Zatıalinizin yaşı zannedildiği kadar geçkin değil. Yüzünüz gösteriyor tamam kadın kıymeti bilecek bir çağdasınız. O zibidi gençleri, o sağını solunu bilmeyen delikanlıları koca diye Allah düşmanıma nasip etmesin! Ne acı şeyler oluyor efendim. Size düşecek kadın çok bahtiyardır.
REFİ EFENDİ: Teşekkür ederim hanım. Teveccüh gösteriyorsunuz…
K. KADIN: Estağfurullah ne haddime efendim. Yusuf Bey’in dostu olmanız sizin iyi hâlinizi ispat için başka bir delile lüzum göstermez.
AYŞE KADIN: Aman ne çokbilmiş kadın… Âdeta bir erkek gibi usturuplu konuşuyor.
ANİKA: Su! Sus! Dinle…
SELİME: Efendi gitti! Elimizden gitti! Bu karı pek şeytana benziyor. Bu belayı başımıza kim getirdi?
REFİ EFENDİ: Yusuf Bey’le dostluğumuz pek eskidir. Hâlâ sıkça sıkça birbirimizi görürüz. Buraya beni görmeye geldiği zaman evin hâline bakar da “Refi kardeşim, varlık içinde yokluk çekiyorsun. Hanımsız ev yaraşmıyor. Çifte çift hizmetçilerin var ama yaşaman yine sefiller gibi oluyor.” der.
K. KADIN: Meşhur kelamdır. Erkek ne kadar becerikli olsa yuvayı yapan dişi kuştur, derler. Bendeniz de Yusuf Bey’i tasdik edeceğim. Maşallah eviniz dayalı döşeli koskoca konak, işte görünüyor her şeyiniz var. Fakat hiçbiri yerinde değil. Aşağı katlardan geçerken gördüm. Her taraf alan taran… O canım eşyanın her biri birer tarafa atılmış. Yazık değil mi? Onların her birine avuç doluları paralar verilmiş olacak. Bu hâli görünce ne yalan söyleyeyim yüreğim cızladı. Size acıdım. Yol, izan, usul, tertip bilmez hizmetçilerin, hamhalat el karılarının ellerine kalmışsınız. Vah vah, çok yazık…
AYŞE KADIN: Hay kör olası kaltak hay! Biz el karıları imişiz de sanki kendisi, efendinin kırk yıllık akrabası, canı ciğeri imiş gibi söylüyor. Baksanıza şu süpürgeye…
K. KADIN: İlk görüşte gösterdiğiniz samimiyet ve iyi niyetinize güvenerek söylüyorum, affedersiniz, hizmetçilerinizi görünce tutumlarını beğenemedim. Çekinmişler, sürünmüşler, takınmışlar, bir nizam, bir süs ki deme gitsin! Evin içinde her biri telli bebek gibi geziniyorlar. Keyiflerine karışan yok, görüşen yok. Evde bir hanım olsa ne hadlerine böyle boyalı moyalı, cicili bicili gezebilirler mi? Hem anlaşılan sizi avuçlarının içine almışlar. Kim bilir gönüllerinden ne gülünç ümitler geçirip dururlar. Aşağıdan yukarıya çıkıncaya kadar hâllerine iyice dikkat ettim. Evin içinde hepsi birer kadın kesilmiş, hiçbiri hizmetçi değil… Galiba aralarında hanımlığı bir türlü paylaşamıyorlar. Hırıltı gürültü, çekemezlik eksik olmayacak… Bu tuvaletten size bakmaya nasıl vakit bulabiliyorlar?
SELİME: Ay bu karı bakıcı mı? Her şeyi hüve hüvesine nasıl üstüne düşürüyor? Biz kendi kendimizi kurnaz zannederdik. Ama meğerse dünyada ne akıl ebeleri varmış… Şeytan git şu karının gırtlağına sarıl, nefesiyle beraber sözünü de kesiver diyor!
AYŞE KADIN: Ya bizim pinpona baksana, bu alık karı ne söylerse o da kafa sallayıp tasdik ediyor. Hay helal ve hoş olmasın bunca yıldır verdiğimiz emekler!..
ANİKA: Ah aman bizim efendi ne kurnaz, kılavuz karı kendine ihtiyar demesin diye hiç öksürmüyor bile, dikkat ediyor musunuz?
REFİ EFENDİ: Keşfiniz tamamıyla doğru. Bu hizmetçilerin ellerinden çektiklerimi bir ben bilirim! Hangisi gelse biraz sonra işte bunlar gibi oluyor. Dostlarımın hemen hepsi benim için evlenmek lazım geldiğini ispata çalışıp duruyorlar ama bu yaştan sonra evlenmenin de bin türlü derdi var. Sizinle bugünkü buluşmamız, kendimden çok Yusuf Bey’in istemesi üzerine oldu. Fikrimi açıkça söylediğim için beni affediniz.
K. KADIN: Estağfurullah, demek ki ciddi olarak evlenmek isteğinde değilsiniz?
REFİ EFENDİ: Hayır…
AYŞE KADIN: Oh!.. Oh!.. İçim bir karış yağ bağladı! Aferim pinponuma… Haydi kaltak al cevabı da çık dışarı!
K. KADIN: O hâlde zatıalinizi beyhude rahatsız etmiş oldum.
REFİ EFENDİ: Hiç rahatsız olmadım. Aksine sözlerinizden büyük bir haz duyuyorum.
K. KADIN: Söz lazım ya efendim, şu konaktan içeri büyük bir ümitle girmiştim. Elimin altında talihsiz, öksüz bir kız var. Akça pakça, güzel, şirin, nerimli, akıllı, terbiyeli bir hanım kız… Fakat talihsiz… Sahiden talihsiz… Bahtsızlığı işte geldi, burada da buldu. Eğer talihli olaydı zatıalinize kısmet olurdu. Siz de rahat edersiniz, o zavallı da mesut olurdu. Ne yapalım felek yâr olmadıktan sonra elden ne gelir!.. Kısmetten ziyade olmuyor… Vesselam…
REFİ EFENDİ: Kimin kızı?
K. KADIN: Arz ettim ya efendim. Ana baba yok. Öksüz… Dayı eline kalmış. Yengesi çok huysuz. Doğrusunu söylemek lazım gelirse kızcağız, güzellik, huy ve terbiyece âdeta emsalsizdir diyebilirim. Âdeta bir melektir. Bu yumuşak huyu, iyi ahlakı sayesinde her şeye eyvallah diyor çekiyor. Bu kızı çok adam istedi. Efendi hazretleri vakitler çok acayip… Şu zamanda kimsenin arasına girilmiyor ki… Baş göz edeyim derken zavallı talihsizin başını nara mı yakayım? Bendeniz kılavuzlukla geçinir bir kadın değilim efendim. Yani kılavuzluk benim işim değildir. Hatır için, daha doğrusu o kızın selameti için buraya geldim.
REFİ EFENDİ: Bilmem ki bana uygun olur mu?
K. KADIN: Pek… Pek… Sizin için âdeta biçilmiş kaftan.
AYŞE KADIN: Bu karı bu işi becermeden bugün şu evden çıkmayacak… Efendiye sakız gibi yapıştı.
REFİ EFENDİ: Yaşı filan ne sularda? Aklı başında bir şey mi?
K. KADIN: Âdeta ihtiyar bir taze efendim.
REFİ EFENDİ: O nasıl şey öyle?
K. KADIN: Yaşça körpe… Akıl ve izan cihetinden tecrübe görmüş kâmil bir insana benzer efendim. Yanımda bir fotografisi var. Erkekten şöyle kaçar kaçmaz bir zamanında alınmış bir resmi. Evlenmeye mutlaka karar vermiş bulunaydınız terbiyenize, kemalinize güvenerek bu fotografiyi size gösterecektim. Fakat mademki o niyette değilmişsiniz, hemen çocuk denecek böyle bir resmin gösterilmesinde büyük bir mahzur düşünülemezse de… Ne lüzumu var… Bu hareketim her hâlde boşuna olur.
REFİ EFENDİ: Neye boşuna olsun efendim? Ben evlenecek olmasam yakınlarımdan evlenecek kimseler var. Resmin sahibi mademki daha çocuk denecek bir çağda imiş bir kere görmüş bulunursam ne olur? Küçük hanımla bir göz aşinalığı peyda etmiş sayılırım. Münasebet düşer ise onun bahtiyarlığına hizmette elimden geldiği kadar size yardımdan geri durmam.
K. KADIN: Hayhay efendim. Vallahülazim sizin için aklıma zerre kadar şüphe gelmez efendi hazretleri… İşte buyurunuz, bakınız.
REFİ EFENDİ: (Sağ eliyle resmi tutar, sol elini alnına götürerek kendi kendine) Aman ya Rabbi ne görüyorum? Neye uğradım? Bu bir hayal… Yoksa rüya mı? Dünyada insanlar çift yaratılır derlerdi de inanmazdım. Gerçekten bu söz doğru imiş… Ne kadar benziyor. Ağız, burun, alın, kaş, göz tıpkı Nezihe… Ölmüş bir kadının otuz yıl sonra böyle bir benzerine rastlamak… Bu ne garip şey! Ey Tanrı’m, öldürdüğün güzel yüzleri canlandırmada başka bir yaratma kudreti göstermek mi istiyorsun? Gençliğimde benden esirgediğin bir saadeti böyle düşkün bir zamanda bahşeylemendeki hikmet anlaşılmıyor. Bunca tecrübelerinden sonra bu imtihan cilvesi nedir? Son erkeklik kudretimi denemek için mi bu resmi ellerimin arasına gönderdin? Bunda gizli bir kader maksadı var fakat inanamıyorum. Bu bir hayal olabilir. Hastaydım, hummalar geçirdim. Acaba yine bir nöbet içinde miyim? (elleri titreyerek kılavuz kadına) Hanım, bu resmin sahibi küçük hanımın hayatta bulunduğundan emin misiniz?
K. KADIN: (son derece şaşırarak) Pek garip bir sual. Daha dün kendisiyle beraber idim. Daha aradan yirmi dört saat geçmedi. Sapasağlam bıraktım. Niçin böyle söylüyorsunuz? Bendeniz o evden çıktıktan sonra acaba zavallı kıza bir şey mi oldu?
REFİ EFENDİ: (titreyen elleriyle resmi gözlerine yaklaştırarak) Hanım, ben yine hastalandım mı? Yine nöbet mi geçiriyorum?
K. KADIN: Bilmem efendi hazretleri… Bir tuhaflığınız var. Bir hâl geçiriyorsunuz ama nöbet mi? Hayalat mı? Hakikat mi? Anlayamadım…
AYŞE KADIN: Haydi içeri girelim. Kılavuz karı efendiye büyü mü yapıyor? Ne yapıyor? Bizim pinpona bir şeyler oluyor… A… A… İnsan hâli bu… Dünyada neler olmaz?.. Ne idüğü bellisiz bir kadınla adamcağızı bu kadar zaman yalnız bırakmak olur mu? Bu yabanın kaltağı bildiğimiz değil, gördüğümüz değil…