Hüseyin Rahmi Gürpınar – Hazan Bülbülü (страница 5)
K. KADIN: (kendi kendine) Allah Allah! Şimdi bunları da kim çağırdı kuzum? Sebilhane bardağı gibi sıralandılar. Ne terbiyesiz karılar bunlar!..
REFİ EFENDİ: (Hizmetçilere söylenir.) Karşıma ne dizildiniz kaltaklar?.. Nezihe ile olacak düğünümü bozmak için mi? Onu gençliğimde alamadımdı ama şimdi alacağım. Siz ne karışıyorsunuz? Haydi defolun oradan!..
SELİME: Hay Rabb’im sen sakla! Ne çokbilmiş karı… Efendiye ne efsun okudu böyle? Zavallı adamı çarçabuk budala yaptı. Ağzını dilini bağladı. Artık dürüst söz söyleyemiyor. Abuk sabuğa başladı. Nezihe kim? Düğün ne vakit oluyor? (Ayşe’ye) Bende büyü bozan bir tütsü var. Senin efendiye yaptığın büyüleri bozmak için almıştım. Getireyim de zavallıyı tütsüleyelim. Biraz çöreotu, üzerlik de karıştıralım. Nazara iyidir, ihtiyarımızı göz ile yiyecekler. Allah’a emanet pinponuma…
Altıncı Sahne
K. KADIN: (Anika’ya) Kızım bunların içinde en söz anlayanı senmişin? Galiba efendiyi biraz nöbet örseledi?
ANİKA: Kim örseledi? Bilmem…
K. KADIN: Ara sıra böyle olur mu?
ANİKA: İlk hastalandığı zaman epey ateşler, sayıklamalar geçirdiydi ama… Kaç gündür iyi idi.
Yedinci Sahne
EVVELKİLER, AYŞE KADIN, SELİME
AYŞE KADIN: (elinde madenden bir tabla içinde buram buram bir tütsü tüterek) Üzerliksin havasın… Her dertlere devasın.
SELİME: (elinde kurumuş bir tavşan başı) Perilerin sırdaşı, büyüsüne tavşan başı…
K. KADIN: Çekin onu çekin! Zavallıyı dumanla boğacak mısınız?
AYŞE KADIN: Dur kadın, sen karışma… Büyü iyice bozulsun.
K. KADIN: Hangi büyü?
SELİME: Şimdi senin yaptığın büyü…
K. KADIN: Hak kuru iftiradan saklasın! O nasıl söz öyle?..
AYŞE KADIN: Nasıl olacak… Efendiyi yarım saatin içinde değişik ettin gitti…
REFİ EFENDİ: Çekiniz o dumanı boğuluyorum.
K. KADIN: (Anika’ya) Bana yardım et! Zavallı adamı kurtaralım. Ay benim bile nefesim kesiliyor. Kapıları, pencereleri açınız, içeriye temiz hava girsin.
K. KADIN: Biraz kordiyal yok mu?
AYŞE KADIN: Burada öyle adını bilmediğimiz ilaç bulunmaz.
K. KADIN: Ayol bir parça çiçek suyu da mı yok?
ANİKA: (bir küçük şişe getirerek) Var… Var… İşte!
AYŞE KADIN: (Selime’ye) Bak… Bak efendiye bir şey içirdiler… Anika çarçabuk bu yabancı karı ile birlik oldu.
AYŞE KADIN: (tavşan başını, efendinin üzerinden dolaştırarak) Kız Selime, efendi elinde sımsıkı bir kâğıt tutuyor. Nedir o?
SELİME: (kâğıda dikkat ederek) Efendiyi hummaya uğratan o kadının resmi.
AYŞE KADIN: Bu kadın evlendirme kılavuzu mu? Yoksa başka türlüsü mü? İşte bir resim göstererek zavallının aklını çileden çıkardı.
REFİ EFENDİ: (gözlerini açar, etrafına bakınarak) Bunlar ne arıyorlar burada?
K. KADIN: Bilmem… Birdenbire içeriye hücum ettiler. Kendilerini çağıran olmadı.
REFİ EFENDİ: (öfke ile) Haydi çıkınız dışarı… Hanımla gizli sözümüz var.
AYŞE KADIN: Affedersiniz efendi… Sizi bu kadınla yalnız bırakamayız.
REFİ EFENDİ: Şimdi içeriye birkaç erkek getirtir, sizi sokak kapısından dışarıya attırırım.
AYŞE KADIN: İşte çıkıyoruz. İyilik de yaramıyor! Başınıza bir bela geldiği zaman yine sizi bizden sorarlar. Evveli bize can ciğer akraba muamelesi ediyordunuz. Bu kadının dubaralarına hemen kanarak şimdi hepimizi nasıl dışarı attırıyorsunuz? Çıkıyoruz… Çıkıyoruz… Ne hâliniz varsa görünüz!..
K. KADIN: Külli kabahatlerinden başka yosmalarımın bir de kürek kadar dilleri var.
Sekizinci Sahne
REFİ EFENDİ, KILAVUZ KADIN
REFİ EFENDİ: Hanım, bu resim gönlümde gençliğime ait mühim bir hatıra uyandırdı. Pek müteessir oldum. Hastalıktan dolayı çok zayıfım, bir sinir hâli geçirdim. Affedersiniz. (elleri titreyerek resme hayran hayran baka baka) Hayret!.. Hayret!.. Hayret!.. İnanılır şey değil! Sanki Nezihe tekrar dünyaya gelmiş de bu hanımın suretine girmiş…
K. KADIN: Birine mi benzettiniz efendim?
REFİ EFENDİ: (büyük bir kederle içini çekerek) Evet, sevdiğim bir kadına…
K. KADIN: Oh ne güzel bir tesadüf…
REFİ EFENDİ: Resmi elimden bırakmak istemiyorum.
K. KADIN: Resmin ne ehemmiyeti var efendim. İnşallah aslı kısmet olur.
REFİ EFENDİ: Hanım ne diyeceğimi şaşırdım. Bu nimeti, bu saadeti imkân yok geri çeviremeyeceğim. Fakat birtakım düşünceler de zihnimi altüst ediyor. Bu kızcağız pek genç ise?.. Ben yaşta bir adam… Bu kadar körpe ve güzel bir kız ile nasıl karı koca olabilir?
K. KADIN: Erkeğin yaşlısı olmaz beyefendi hazretleri… Erkek her yaşta erkektir…
REFİ EFENDİ: Benim bu hanım kadar, belki de daha büyük kızım var… Bu hanımın yaşı ne kadar?
K. KADIN: Yirmi altı… Yirmi yedi… Bebek değil…
REFİ EFENDİ: Niçin kendi akranı bir kocaya vermiyorlar?
K. KADIN: Şimdi iyi koca nerede efendi hazretleri… Kız dolu, sürü ile… Erkek yok, erkek… Yirmi altı, yirmi yedi yaşında bir kız evde kalmış sayılıyor. Şimdiki zamanda güzelliğe de pek o kadar ehemmiyet vermiyorlar, zenginlik istiyorlar, zenginlik, para, nüfuz kuvvetiyle ne kekeme ne badi badi ne çarpık çurpuk ne bastıbacak ne alık salık kızlar koca buluyorlar. Kibar aileler, kızlarının kusurlarını hiç görmeden sülün gibi, levent gibi delikanlıları damat diye çekip çekip konaklarına alıyorlar. Servetleri güzelliklerinden ibaret olan kızların çoğu böyle evlerde kalıyor. Bu bizim hanımın dayısının hâli vakti pek yolunda değil… Kızın başını örtüp sırtındaki elbisesiyle buraya gönderecek. Çeyiz, çemen bir şey yok…
REFİ EFENDİ: Çeyizi ne yapacağız? Çok şükür, bende hepsi var.
K. KADIN: Hay Allah sizden razı olsun! Zavallı kızcağız yengesinin elinde pek rahatsız… O buraya kocaya değil cennete düşecek. Kurulu düzen bir konağın bir hanımı olacak. Siz onu bağrınıza basarsınız, o da size dört el ile sarılır. Bu kız, zadegândan bir aile kızıdır. “Fıtratzadeler” derler, her hâllerini sordurup öğrenebilirsiniz. Çok şükür Rabb’ime gizli kapaklı bir işimiz yok.
REFİ EFENDİ: Şu andaki hâlimi size nasıl tarif edeyim bilmem ki? Amansız bir tarafımdan kapana yakalanmış gibiyim… Fakat inceden inceye düşünmem icap eden birçok şeyler var… Son bir söz söyleyemiyorum. Şimdilik sizden bir şey rica edeceğim.
K. KADIN: Estağfurullah emredersiniz.
REFİ EFENDİ: Bu resmi birkaç gün bende bırakır mısınız?
K. KADIN: (bir zaman düşünerek) Öyle bir şey emrediyorsunuz ki cariyenizce yapılmasına imkân yok.
REFİ EFENDİ: (titrek bir sesle) Neden efendim?
K. KADIN: Çünkü kızın sizinle evlenmenizden olacak saadetine hizmet edebilmek için ben bu tasviri albümden çalıp da getirdim. Bu hırsızlığım meydana çıkarsa iyi olmaz… Dayısıyla yengesi pek huysuz insanlardır. Kız oğlan kızın resmini namahrem erkeklere götürmüşsün diye başıma korkunç bir namus meselesi çıkarırlar. Sonra büyük bir derde uğrarım.
REFİ EFENDİ: (mahzun) Sizi böyle bir tehlikede bırakmak istemem. Pek büyük bir kederle bu mazeretinizi kabul ediyorum.
SELİME: Ne konuştular? Neye karar verdiler? Anlayabildin mi?
AYŞE KADIN: Duyurmamak için pek yavaş, âdeta fısıl fısıl konuşuyorlar. Galiba her şey olup bitti. Kılavuz karı işi pişirdi… Kurtardı…
ANİKA: Acaba kız evinden damadın fotografisini görmek istemeyecekler mi? Bir fotoğrafçı bulsam da efendinin başında takke ile döşekteki hâlini çektirsem… Bu resimlerden bir tanesini kız evine gönderir, ötekilerini de yadigâr olarak saklamak için aramızda bölüşürdük. Çünkü efendiyi artık elimizden kaçırıyoruz.
SELİME: Süphanallah Rabb’imin hikmetine payan yoktur! Biz efendiyi ölecek zannederken bakınız o şimdi evleniyor.
AYŞE KADIN: Efendiyi elimizden alıyorlar. Biz buna bir çare aramayıp da böyle kaz gibi duracak mıyız? Bu işin pot yerleri çok olmalı, efendiye çakmak istedikleri kadın kim bilir ne kumaştır? Bu işi bozmak için iki tarafın da fenalıklarını meydana çıkarmaya uğraşalım.
K. KADIN: Müsaade buyurursanız artık gideyim. Son bir emriniz?
REFİ EFENDİ: (büyük bir keder ile) Son sözümü iki güne kadar size bildiririm.
K. KADIN: Emrinizi beklerim (kendi kendine) Bu iş oldu bitti… İhtiyarın her tarafı sapır sapır titriyor, resim âdeta büyü gibi tesir etti. (aşikâr) Hüdaya emanet olunuz.
Dokuzuncu Sahne
KILAVUZ KADIN, AYŞE KADIN, SELİME, ANİKA