Эмиль Золя – Ölüm (страница 5)
Yemek odasına, hanımları kollarının altına alarak giren beylerin yüzlerinde gizemli bir mutluluk ifadesi vardı. Çiçekler, konağın boğuk havasına bir canlılık getiriyordu. Pişen yemeklerin kokusu, gül kokularına karışıyordu. Kerevitlerin keskin kokusu, limonların ekşi kokusunu bastırıyordu. Konuklar, menü kartının arkasında adlarını bulup yerlerine geçerlerken ipek elbiseleri buruşturan sandalyeler gıcırdıyordu. Siyah elbiselerle kuşanmış omuzlarda elmaslar, süt beyazı masanın yüzünde bir gülümseme gibi parlıyordu. Yemek servisi başladığında konukların arasında geçen gülüşmelerin ani sessizliğinde, kaşıkların şangırtısı kulakları sağır ediyordu. Baptiste bir devlet adamı ciddiyeti ile başkâhyalık görevini yerine getiriyordu. O gece emrinde; konağın iki uşağı haricinde, yalnızca özel akşam yemeklerinde görev alan dört uşak daha çalışıyordu. Baptiste çıkan yemekleri odanın köşesinde tabaklara bölüştürdükten sonra üç uşak, onları alıp ellerinde tabaklarla masanın etrafında dolaşarak alçak sesle konuklara yemekleri servis ediyordu. Diğer uşaklar da ekmekleri hazırlıyor ve şarapları sürahilere dolduruyorlardı. Başlangıç ve ana yemek servisi, kadınların inci gibi gülüşleri şarap eşliğinde daha da keskinleşmeden sessizce sunuldu ve kaldırıldı.
Kalabalık o kadar fazlaydı ki her kafadan başka bir ses çıkıyordu. Başlangıç ve ana yemeklerin yerini rosto ve tatlı öncesi hafif atıştırmalıklar; Léoville ile Chatêau-Laffite gibi hafif şarapların yerini Bourgogne, Pommard, Chambertin marka ağır şaraplar aldıkça yükselen kahkahalar incecik kristalleri çınlattı.
Masanın ortasında Renée, sağında Baron Gouraud, solunda eskiden mum imalatçılığı yapmış şimdi ise belediye meclis üyesi, Bağcılık Kredisinin yöneticisi ve Fas limanlarının yönetim kurulu üyesi Mösyö Toutin-Laroche vardı. Madam d’Espanet ve Madam Haffner’in karşısında oturan Mösyö Saccard ise pohpohlayıcı bir sesle, ‘‘Sevgili ortağım, sayın yöneticim…’’ naraları atıyordu. Masanın devamında politikacılar yer alıyordu. Yılın sekiz ayını Paris’te geçiren Vali Mösyö Hupel de la Noue, geniş Alsaslı yüzü ile Mösyö Haffner’in de aralarında bulunduğu üç milletvekili, sonra yakışıklı bir genç delikanlı olan Mösyö de Saffré, bir Bakan sekreteri Mösyö Michelin, karayolu dairesi başkanı ve diğer kıdemliler… Daimiler Komitesi adayı olan Mösyö Marceuil, gözlerini diktiği Vali’nin karşısında oturuyordu. Mösyö d’Espanet’e gelince karısına hiçbir sosyal etkinlikte eşlik etmezdi. Saccard ailesinin kadınları, en önde gelen şahsiyetlerin arasına yerleştirilmişti. Aristide Saccard; kız kardeşi Sidonie’yi masanın sonuna, sağında Sör Charrier, solunda da Sör Mignon olacak şekilde iki müteahhidin arasına özellikle oturtmuştu. Büro şefinin esmer ve tombul eşi Madam Michelin ile Mösyö de Saffré yan yana oturuyor; alçak sesle sohbet ediyorlardı. Masanın her iki ucunda ise Danıştay denetçileri, veliahtlar, giderek zenginleşen genç milyonerler, Renée’ye umutsuz bakışlar atan Mösyö de Mussy, gönlünü sağında oturan Louise de Mareuil’e kaptırmış gibi görünen Maxime ve gençler bulunuyordu. Aralarında yükselen kahkahalarının neşesi giderek tüm masaya yayıldı.
Tam o sırada Mösyö Hupel de la Noue kibarca, ‘‘Bu gece Ekselanslarını görme şerefine erişecek miyiz?’’ diye sordu. Saccard önemli bir sırrı gizliyormuş gibi panikle: ‘‘Korkarım ki hayır. Ağabeyim şu sıralar oldukça meşgul. Özürlerini iletmek için bu geceye, sekreteri Mösyö de Saffré’yi gönderdi.’’ cevabını verdi. Madam Michelin’in tekeli altında olan genç sekreter, adını duyar duymaz başını kaldırarak bir cevap vermesi gerekiyormuşçasına rastgele: ‘‘Evet, evet. Bu akşam saat dokuzda Mühürdar ile toplantısı var.’’ dedi. Bir anda sözü kesilen Mösyö Toutin-Laroche, belediye meclislerindeki saygın sessizliğe hitap ediyormuş gibi ciddi bir tavırla: ‘‘Sonuçlar harika. Bu şehir kredisi, çağın en iyi finansal operasyonlarından biri olarak hatırlanacak. Ah, beyler!’’ derken sesi bir kez daha masanın diğer ucundan yükselen kahkahalarda boğulmuştu. Bu kahkaha tufanının ortasında yalnızca, bir fıkra anlatan Maxime’in sesi duyuluyordu: ‘‘Bir yol bekçisi tarafından durdurulan Amazon kadınının, onunla evlenmek istediği söylenir. Evlenebilmek için de adamı kallavi bir eğitimden geçirdiği anlatılır. Sırf dizindeki beni, kocasından başkası göremesin diye…’’ Kahkahalar tekrardan yükseldi. Louise’in katıla katıla gülüşü, beylerin sesini dahi bastırıyordu. Bu eğlencenin arasında her bir uşak, sağırlarmış gibi ciddi bir kayıtsızlık ile konukların arasında ızgara yaban ördeği servisini yapıyordu.
Aristide Saccard, Mösyö Toutin-Laroche’a yapılan saygısızlıktan rahatsız olarak: ‘‘Şehir kredisi diyordunuz…’’
Mösyö Toutin-Laroche, olanları saygı ile karşılayacak kadar ince bir adamdı. Tüm naifliği ile kahkahalar biraz olsun dindiğinde:
‘‘Ah, beyler! Yönetimimizin dün gece alçakça bir saldırı ile karşı karşıya kalması bizim için bir teselli oldu. Konsey, şehri yıkıma götürmek ile suçlanıyor ve görüyorsunuz ki şehir kredi açar açmaz bu sızlayanlar da dâhil olmak üzere herkes parasını bize getiriyor.’’
Aristide Saccard: ‘‘Harikalar yaratıyorsunuz. Paris, tüm dünyanın başkenti hâline gelecek.’’ dedi.
Mösyö Hupel de la Noue, Saccard’ın sözünü keserek:
‘‘Evet, gerçekten harikulade! Gerçek bir Parisli olarak benim, memleketimi artık tanıyamadığımı hayal edebiliyor musunuz? Harikulade bir iş çıkartıyorsunuz, harikulade!’’ Şimdi ise masa, büyük bir sessizliğin hükmünde idi. Tüm konuklar, can kulağı ile Mösyö Toutin-Laroche’u dinliyordu.
‘‘Paris’in dönüşümü, imparatorluğun şanı olacak. İmparator’un ayağının altını öpmeleri gerekirken halk, nankörlük ediyor. Bu sabah konsey toplantısında da kredinin başarısını tartışırken söylediğim gibi beyler, bırakın muhalefetin gevezeleri ‘Paris’i yıkmak, onu verimli kılmaktır.’ naralarını diledikleri kadar atsınlar.’’ Aristide Saccard, bu deyişin özünü tatmak istercesine gözlerini kapatarak gülümsedi. Madam d’Espanet’nin sırtından Mösyö Hupel de la Noue’ya doğru eğilerek: ‘‘Tapılası bir zihin…’’ diye fısıldadı.
Paris’in değişimi ile ilgili konuşmalar ilerlerken Sör Charrier muhabbete katılmak istercesine boynunu uzatmış, ortağı Sör Mignon ise yalnızca Madam Sidonie ile ilgileniyordu. Aristide Saccard, yemeğin başından beri göz ucu ile izlediği bu iki müteahhide dönerek hoyratça bir pohpohlama ile:
‘‘Yönetimin destekçisi oldukça fazla. Herkes bu büyük projeye katkı sağlamak için can atıyor. Zengin şirketlerin yardımı olmasaydı şehir böyle hızlı bir ilerleme kaydedemezdi. Mösyö Mignon ve Charrier bu konu hakkında oldukça bilgi sahibi. Üzerlerine düşeni yaptılar ve şimdi bu zaferden paylarını alacaklar.’’
İki zengin duvar ustası bu inceliksiz iltifatı zevkle kabul ettiler. Mösyö Mignon kendisine o sırada, ‘‘Beni şımartıyorsunuz Mösyö, ne yazık ki pembe benim için çok genç kaçar.’’ diyen Madam Sidonie’nin sözünü Aristide Saccard’a cevap vermek için keserek; ‘‘Çok kibarsınız, biz sadece işimizi yaptık.’’ dedi. Mösyö Charrier daha işinin ehli bir adamdı. Kadehindeki Pommard marka şarabı yudumlarken:
‘‘Paris’in yenilenmesi, işçinin can damarı oldu.’’
Mösyö Toutin-Laroche cevap olarak: ‘‘Finans ve endüstriye müthiş bir katkı sağladıklarını söyleyebiliriz.’’ diye devam etti. Duyduğu gururun zevki ile Mösyö Hupel de la Noue:
‘‘İşin sanatsal boyutunu da unutmamak gerek. Yeni yapılan bulvarlar müthiş görünüyor.’’ Mösyö de Mareuil ise bir şeyler söylemiş olmak için mırıldanarak:
‘‘Evet, evet. Her şey harika.’’
Ciddi bir tavır ile önemli konular haricinde ağzını açmayan Vekil Haffner:
‘‘Giderlere gelince olması gerektiği gibi bedelini çocuklarımız ödeyecek.’’
Bunu söylerken az evvel güzel Madam Michelin’in gözlerini devirdiği Mösyö de Saffré’ye bakıyordu. Genç sekreter bu bakışın ardından bir şey söylemesi gerektiğini düşünerek: ‘‘Olması gerektiği gibi, kesinlikle.’’ diye ekledi.
Masanın orta kısmını oluşturan ciddi adamların hepsi artık gecenin sahipleri idi. Büro şefi Mösyö Michelin gülümseyerek başını sallıyordu. Onun iletişim kurma şekli gülümsemelerden ibaretti. Selamlamak, yanıtlamak, onaylamak, teşekkür etmek ve veda etmek için şüphesiz, terfi sürecinde sarf edeceği sözleri kontrol etmeye çalışmaktan daha kibar ve uygun bir yöntem olduğunu düşündüğü farklı gülümsemelerden oluşan bir koleksiyonu vardı. Masada, yemeğini uykulu bir öküz gibi ağır ağır çiğneyerek sessizliğini koruyan bir başka kişi daha vardı. Baron Gouraud, gece boyu tabağının seyrinde kaybolmuştu. Ona her türlü ilgiyi gösteren Renée, hafif memnuniyet homurdanmalarından başka bir şey işitmemişti. Başını kaldırıp yağlı dudaklarını sildikten sonra kurduğu, ‘‘Bir ev sahibi olarak daireyi tamamladığım ve boyadığım anda kirayı yükseltirim.’’ cümlesi herkesi şaşkına çevirmişti. Mösyö Haffner’in “Çocuklarımız ödeyecek.” söylemi, Senatör’ü heyecanlandırmayı başarmıştı. Herkes ihtiyatlı bir şekilde ellerini çırparken Mösyö Saffré haykırarak:
‘‘Ah, harika! Harika! Bunu yarın gazetelere göndereceğim.’’
Sör Mignon, Baron’un söylemlerinin coşturduğu gülümseme ve hayranlığı özetlemek adına: ‘‘Haklısınız, beyler! Güzel zamanlarda yaşıyoruz. Bu işten servet kazanan birkaç kişi tanıyorum. Görüyorsunuz, para kazanıldığı sürece her şey çok güzel.’’ dedi.