реклама
Бургер менюБургер меню

Джозеф Джекобс – Hint masalları (страница 3)

18

Gece olmuştu. “Teyzecim,” dedi Raja’nın oğlu, “lambayı neden yakmıyorsun?”

“Gerek yok,” dedi yaşlı kadın. “Kralımız, ülkesinde lamba yakılmasını yasaklamıştır çünkü karanlık çöker çökmez kızı Prenses Labam sarayın çatısına çıkar. Öyle güzel parlar ki bütün ülke ve evlerimiz onun ışığıyla dolar. Sanki gündüzmüş gibi her tarafı görebiliriz.”

Karanlık iyice çökünce Prenses uyandı. En güzel elbiselerini giyinip mücevherlerini taktı, saçlarını topladı, başına inciler ve elmaslardan bir bant taktı. Sonra gökteki ay misali ışıldamaya başladı. Güzelliğiyle geceyi, gündüze çevirdi. Odasından çıkıp sarayının çatısına oturdu. Gündüzleri evden dışarı adım atmazdı. Yalnızca geceleri çıkardı. Babasının ülkesindeki bütün insanlar da böylece işlerini bitirirlerdi.

Raja’nın oğlu, Prenses’i sessiz sedasız izledi. Çok mutluydu. Kendi kendine, “Ne kadar güzel!” dedi.

Gece yarısı olup herkes yatınca kız, çatıdan inip kendi odasına gitti. Prenses yatağına girip uyuduğu sırada Raja’nın oğlu yavaşça kalkarak kendi sihirli yatağına oturdu. “Yatak!” dedi, “Beni Prenses Labam’ın yatak odasına götür.” Küçük yatak onu Prenses’in uyuduğu odaya götürdü.

Genç Prens çantasını çıkarıp seslendi: “Bir sürü betel4 yaprağı istiyorum.” Hemen önünde onlarca betel yaprağı bitiverdi. Bunları Prenses’in yatağının yanına koydu. Sonra küçük yatağına binip yine yaşlı kadının evine gitti.

Ertesi sabah Prenses’in hizmetkârları betel yapraklarını buldular ve yaprakları yemeye koyuldular. “Bunca betel yaprağını nereden buldunuz?” diye sordu Prenses.

“Yatağınızın yanındaydı,” diye cevap verdi hizmetkârlar. Hiç kimse Prens’in gece gelip yaprakları oraya bıraktığını bilmiyordu.

Sabah olunca yaşlı kadın, Raja’nın oğlunun yanına gitti. “Artık sabah oldu,” dedi, “gitmen lazım. Kral senin için yaptıklarımı öğrenirse beni yakalatır.”

“Hastalandım, teyzecim,” diye cevap verdi Prens. “Ne olur, bir gün daha kalayım.”

“Peki, o zaman,” dedi yaşlı kadın. Böylece kadının evinde misafirliğe devam etti. Yine çantadan çıkan akşam yemeğiyle karınlarını doyurup kâsenin verdiği suyla da susuzluklarını giderdiler.

Gece olunca, Prenses ayağa kalktı ve tekrar sarayın çatısına oturdu. Saat gece yarısını vurunca, herkes yataklarına geçti, Prenses de odasına gitti ve çok geçmeden uykuya daldı. Sonra Raja’nın oğlu yine küçük yatağına binip Prenses’in yanına gitti. Çantasını çıkardı: “Çanta! Senden çok güzel bir şal istiyorum.” Çantadan harikulade bir şal çıktı ve uykudaki Prenses’in üzerine serildi. Sonra Raja’nın oğlu yaşlı kadının evine dönüp sabaha kadar orada uyudu.

Sabah olunca şalı gören Prenses çok sevindi. “Baksana, anne,” dedi, “bu şalı bana Tanrı göndermiş olmalı. Gerçekten çok güzel.” Annesi de çok mutlu olmuştu.

“Evet, kızım,” dedi, “Sana bu muhteşem şalı Tanrı göndermiş olmalı.”

Gün doğunca ihtiyar kadın yine Raja’nın oğluna gitti: “Artık gitmen gerek.”

“Teyzecim, daha iyileşmedim. Birkaç gün daha kalayım, lütfen. Evinde saklanırım, kimse burada olduğumu bilmez.” Bu sözler üzerine yaşlı kadın, Prens’in kalmasına razı oldu.

Hava kararıp gece olunca Prenses, en güzel giysilerini giyip mücevherlerini taktı ve yine çatıya oturdu. Gece yarısı odasına gidip uykuya daldı. Sonra Raja’nın oğlu yine yatağına oturup kızın odasına uçtu. Çantaya döndü: “Çanta, senden çok ama çok güzel bir yüzük istiyorum.” Bunun üzerine çantadan muhteşem bir yüzük çıktı. Prens, Prenses Labam’ın elini alıp yüzüğü nazikçe parmağına taktı. Kız, korkuyla uyandı.

“Kimsiniz siz?” diye sordu Prens’e. “Nereden geliyorsunuz? Odamda ne işiniz var?”

“Korkmayın Prenses,” dedi Raja’nın oğlu. “Hırsız falan değilim. Ben büyük bir Raja’nın oğluyum. Avlanmaya gittiğim ormanda yaşayan Hiraman papağanı, bana sizin adınızı söyledi. Ben de annemi babamı bırakıp sizi görmeye geldim.”

“Madem büyük bir Raja’nın oğlusunuz, sizi öldürtmeyeceğim. Annemle babama, sizinle evlenmek istediğimi söyleyeceğim,” dedi Prenses.

Bunun üzerine Prens, yaşlı kadının evine geri döndü. Güzel Prenses ise sabah olunca annesine gitti: “Büyük bir Raja’nın oğlu ülkemize gelmiş. Onunla evlenmek istiyorum.” Annesi, kızının dileğini Kral’a anlattı.

“Pekâlâ,” dedi Kral, “fakat bu Raja oğlu, kızımla evlenmek istiyorsa önce ondan istediklerimi yapmalı. Başarısız olursa onu öldürtürüm. Ona seksen kiloluk hardal tohumu vereceğim. Bir günde bütün tohumları ezip yağını çıkarmalı. Bunu yapamazsa ölür.”

Sabahleyin Raja’nın oğlu, yaşlı kadına gidip Prenses ile evlenmek istediğini söyledi. “Aman!” diye bağırdı ihtiyar. “Kaç git bu ülkeden ve Prenses ile evlenmeyi aklından çıkar. Nice rajalar ve raja oğulları, Prenses ile evlenmek istedi ama Kral hepsini öldürttü. Kızıyla evlenmek isteyen kişi, onun istediği şeyi yapmalıymış. Başarırsa Prenses’le evlenecek ama başarısız olursa Kral onu öldürtecekmiş. Fakat deneyenlerin hiçbiri Kral’ın istediklerini yapamadı. Bütün o rajalar ve raja oğulları öldürüldü. Bu işe kalkışırsan sen de öldürülürsün. Git buradan.” Ama Prens kadına hiç kulak asmadı.

Kral, Prens’i almaları için hizmetkârlarını yaşlı kadının evine gönderdi. Raja’nın oğlu saraya, yani Kral’ın huzuruna getirildi. Kral, Prens’e seksen kilo hardal tohumu verip hepsini o gün içinde ezmesini, yağını çıkarmasını ve ertesi sabah yağı saraya getirmesini istedi. “Kızımla evlenmeyi arzu eden kişi, ondan istediklerimi yapmak zorundadır. Yapamazsa öldürtürüm onu. Bu demektir ki yarın sabaha kadar hardal tohumlarının yağını çıkartamazsan ölürsün.”

Prens bunu duyduğuna çok üzüldü. “Bu kadar hardal tohumunu bir günde nasıl ezebilirim?” dedi kendi kendine. “Yapamazsam, Kral beni öldürecek.” Bu düşüncelerle hardal tohumlarını yaşlı kadının evine götürdü ama ne yapacağını hiç bilmiyordu. Sonunda Karıncaların Rajası geldi aklına. Onu düşünür düşünmez Karıncaların Rajası ve karıncaları ortaya çıktı. “Neden bu kadar üzgünsün?” diye sordu Karıncaların Rajası.

Prens ona hardal tohumlarını gösterdi. “Bütün bu hardal tohumlarını bir günde ezip yağını çıkarmanın bir yolu var mı? Tohumların yağını çıkarıp yarın sabah Kral’a götürmezsem beni öldürecek.”

“Üzülme,” dedi Karıncaların Rajası. “Git yat, güzelce uyu. Biz tohumları senin yerine ezeriz, yarın sabah da yağı Kral’a götürürsün.” Raja’nın oğlu yatıp uyudu ve karıncalar onun için çalışıp tohumları ezdi. Prens, tohumlardan çıkan yağı gördüğünde çok sevindi.

Ertesi sabah yağı alıp Kral’ın sarayına götürdü. Fakat Kral, “Henüz kızımla evlenemezsin. Kızımı istiyorsan önce iki ifritimle dövüşüp onları öldürmen gerek,” dedi.

Kral, uzun zaman önce iki ifrit yakalamıştı ve onlarla ne yapacağını bilemediği için bir kafese kapatmıştı. Ülkesindeki bütün insanları yiyeceğinden korktuğu için onları salmıyordu. Bu canavarları nasıl öldüreceğini de bilmiyordu. Dolayısıyla, Prenses Labam’la evlenmek isteyen bütün krallar ve prensler, bu iki ifritle dövüşmek zorunda kalmıştı. “Belki,” diyordu Kral, “ifritler ölür, ben de böylece kurtulmuş olurum.”

İfritleri öğrenince Raja’nın oğlu çok üzüldü. “Ne yapabilirim ki?” diye düşündü. “İki ifritle nasıl savaşabilirim?” Sonra arkadaşı kaplan aklına geldi. Kaplan ile karısı hemen imdadına yetişti: “Neden bu kadar üzgünsün?” Raja’nın oğlu cevap verdi: “Kral iki ifritle savaşıp onları öldürmemi istiyor. Nasıl yapacağım?”

“Hiç korkma,” dedi kaplan. “Üzülme, karımla birlikte senin için savaşırız.”

Sonra Raja’nın oğlu, çantasından muhteşem güzellikte, altın ve gümüş işlemeli, inci süslü iki kaftan çıkardı. Güzel görünmeleri için bunları kaplanlara giydirdi. Sonra da kaplanlarla birlikte Kral’ın yanına gitti: “Bu kaplanlar, ifritlerle benim adıma dövüşebilir mi?”

“Evet, dövüşebilir,” dedi Kral, ifritleri kimin öldüreceği umurunda değildi, yeter ki o iki canavar ölsün diye düşünüyordu. “Öyleyse, ifritleri çağırın,” dedi Raja’nın oğlu. “Kaplanlarım onlarla dövüşecek.” Kral, canavarları getirtti. Uzun bir mücadelenin sonucunda kaplanlar galip geldi ve ifritleri öldürdüler.

“Çok güzel,” dedi Kral, “sana kızımı vermeden evvel yapman gereken bir şey daha var. Göklerde bana ait bir kös var. Gidip onu çalmalısın. Başaramazsan, seni öldürürüm.”

Raja’nın oğlunun aklına küçük yatağı geldi. Yaşlı kadının evine gidip yatağına oturdu. “Küçük yatak!” dedi, “Göklerde Kral’ın kösü var. Ona gitmek istiyorum.” Yatak hemen uçmaya başladı ve Raja’nın oğlu kösü çaldı. Kral bunu duydu. Ama Prens aşağı indiğinde Kral kızını vermeyeceğini söyledi: “Senden istediğim üç şeyi yaptın. Ama şimdi bir şey daha yapman lazım.”

“Elimden gelirse, yaparım,” dedi Raja’nın oğlu.

Sonra Kral, sarayın yakınlarındaki bir ağacın gövdesini gösterdi. Çok ama çok kalın bir ağaç gövdesiydi. Prens’in eline sapı cilalı bir balta verdi: “Yarın sabah ağacın gövdesini bu baltayla ikiye bölmelisin.”

Raja’nın oğlu yaşlı kadının evine döndü. Çok üzgündü. Kral’ın onu bu sefer kesin öldüreceğini düşünüyordu. “Hardal tohumlarını karıncalara ezdirdim,” diye düşündü kendi kendine. “İfritleri kaplanlara öldürttüm. Küçük yatağım sayesinde gökteki kösü çalabildim. Ama şimdi ne yapacağım? Bu kalın ağaç gövdesini cilalı bir baltayla nasıl ikiye böleceğim?”

Geceleri yatağına binip Prenses’i görmeye gidiyordu. “Yarın,” dedi kıza, “baban beni öldürecek.”