18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Baltasar Gracian – Kahramanların cep aynası (страница 3)

18

Gracián’ın tüm eserlerindeki itici güç, ahlaki duyarlılığın hizmetine sunulan nükte. En muhteşem kitaplarından biri, Agudeza y arte de ingenio (Aklın Nüktesi ve Sanatı, 1642,1648), insan aklının mekanizmaları ve kaynaklarının hem sözlü hem fiili analizi. Nükte sayesinde Gracián klasik yazarlardan seçip topladığı gerçekleri “tazeleyebiliyor” ve “nükteli sözlerin öğrenme üzerine söylenmiş olan sözlerden çok daha fazla alıntılandığı” bir dünyada zafer kazanıyor. Ama nükte estetik bir değerden ya da bir üslup unsurundan çok daha fazlası. Nükte sayesinde sahtekârların hilelerini açığa çıkarabiliyor, “köpekbalıklarıyla dolu sularda yüzebiliyor”, aynaya şüpheyle bakabiliyor ve kendimizi “en iyi şekilde” tanıyabiliyoruz. Zor bir metin gibi yaşamın da üstünde çalışabilir, şifrelerini çözebiliriz. Okuma sanatı, yani yazarın amacını derinden hissetme sanatı, aynı zamanda yaşama sanatıdır. Gracián’a göre sıkıcı her şey acınasıdır, ama aptallık doğrudan şeytanidir: “Kötü niyetli olmayan bir ahmak yoktur.”

Bu görüş Gracián’ı kötümser mi yapar? Gracián’ın tüm eserlerini dikkatle okuyan ve onun en sevdiği yazar olduğunu söyleyen Schopenhauer’in yargılarına göre evet, yapar. Schopenhauer defterine, Gracián’ın aptalların kötü niyetli olması üzerine yazdığı özlü sözü geçiriyor ve sonrasında “Her şey elde edildikten sonra farklı görünür,” diyerek ekliyor:

Şimdiki zaman asla tatmin etmez, gelecek belirsizdir, geçmişin ise telafisi olmaz. Bu yüzden hayattaki daimi desengaño diğer her şey gibi bizi şu hükmü vermeye zorlamak için tasarlanmıştır: Hiçbir şey, ama hiçbir şey eylemlerimize, çabalarımıza ve yaşadığımıza değmez. Her güzel şey boş ve beyhudedir. Dünya eninde sonunda iflas eder. Hayat masrafını bile çıkaramayan bir ticarettir.

İspanyol filozof Miguel de Unamuno ise aksini düşünüyor:

Kötümser mi? Kabaca, ödleklerin ve trajediden anlamayanların, anti-trajiklerin bu terime atfettiği anlamla evet, Gracián kötümser görünüyor. Ama “Ah, kavga etmek zorunda kalmadan nereye gidebilir ki insan?” diye yazabilen bir adam kötümser değildir. Hayır, hayır, değildir. Çünkü daha da kötüsü, lo pésimo, iyimserlerin barışı, barışseverlerin barışıdır. Savaşı bilenlerin barışı çok, çok farklı olur.

Varoluş savaşında çok az yazar Gracián’dan daha kuvvetli ve yoğun yazabilmiştir. Yine de tüm bu mağrur desengaño içinde sayfaları karıştıranlar, insanoğlunun zengin kaynaklarına karşı yoğun bir hayranlık, derin bir yaşam sevgisi, ahlaki ve sanatsal mükemmeliyet arzusu görebilir. Gracián okuyucularına “değişken talih karşısında neşe, sert kanunlar karşısında sağlık, kusurlu doğa karşısında iyi sanat ve hepsi için de bir tam doz anlayış” diliyor (sayfa 59). Hem umutlu hem de insanın gözünü açan şu satırlar Gracián’ın mezar yazısı olabilir (sayfa 65):

Ah hayat, hiç başlamamalıydın.

Ama madem başladın, hiç bitmemelisin!

KAHRAMAN

Okuyucuya

Eşsiz olmanızı ne kadar da istiyorum! Ufacık bir kitapla bir dev yaratmak istiyorum. Sözün kısası ölümsüz eylemleri yazmak istiyorum. Sizi olası en harika insan, bir mükemmeliyet mucizesi, eylemlerinizle bir kral yapmak istiyorum, doğuştan bir kral olmasanız bile.

Seneca ihtiyatlı bir insan yarattı, Ezop ise kurnaz. Homeros bir savaşçı yarattı, Aristo ise filozof. Tacitus devlet adamı, Castiglione ise saray mensubu yarattı.

Bu muhteşem üstatlardan seçtiğim kısımları da kullanarak bir kahraman, evrensel bir dâhi tasarlamayı amaçladım. Bu yüzden diğerlerinin camından ve benim hassas doğamdan oluşan bu cepaynasını yaptım. Bu ayna size bazen keyif verecek; bazen de akıl verecek ve yol gösterecek. Bu aynada olduğunuz ya da olmanız gereken insanı tanıyacaksınız.

Bu kitap ne devlet işleri ne de iktisat üzerine yazıldı. Bu kitap bir kendini yönetme politikası, mükemmeliyete doğru yelken açan bir pusula, ve aklıselimin yalnızca birkaç kuralını kullanarak fark yaratma sanatı üzerine.

Ben öz yazıyorum ki siz çok şey anlayın. Kelimelerim kısa çünkü konu uzun. Sizi alıkoymayayım; böyle devam edin.

Derinliğinizi Saklayın

Öğüt verme sanatımızdaki ilk beceriniz bu olsun; bir durumu ölçüp tartmak için bu beceriyi kullanın. Bu stratejiyi kullanırsanız insanlar sizi anlar ama kavrayamaz, beklentileri karşılarsınız ama tamamen tatmin etmezsiniz. Daha fazlasını vaat edersiniz. En iyi eylemler daha da iyilerini arzulatır.

Saygı görmek istiyorsanız kimsenin derinliğinizi anlamasına izin vermeyin. Nehirler ancak geçitleri bulunana kadar nefes keser. İnsanlar da ancak yeteneklerinin sınırları keşfedilene kadar saygı görür. İhtiyatla saklanan derinlikler itibarınızı korur.

Keşif hâkimiyet sağlamak demektir; zaferin bir kişiden diğerine geçmesine neden olur. Kavrayan, hâkim olan ve kendini saklayan kişi asla başını eğmez.

Bazı oyunlarda gücünü ilk elde ortaya koymamak daha iyidir. Her bir denemede biraz daha ileri gidilir. Yavaş yavaş yükselerek rakip şaşırtılır.

Büyük kişilerin ortaya sonsuz görünecek bahisler koyması yerinde olur. Bu kural bize o kadar büyük olmasak bile en azından öyle görünmeyi öğretir.

Yunan Bilgesinin1 bu sert paradoksunu alkışlayalım: “Yarım bütünden büyüktür.” Gördüğümüz bir yarım ve saklanan bir yarım, tamamını gördüğümüz bir bütünden daha büyüktür.

Tüm stratejilerde olduğu gibi bunda da üstün bir beceri gösterenlerden biri, Yeni Dünya’nın ilk ve Aragon’un son kralı, kahraman hükümdarların en muhteşemi II. Fernando’dur.2 II. Fernando dönemin krallarını ele geçirdiği yeni krallıklardan çok, her gün biraz daha parlayan entelektüel yetenekleriyle merakta bırakmıştır.

Peki bu parlak ihtiyat merkezi en çok kimi etkilemiştir? Zevcesini ve ondan sonra da saraydaki kahinleri. Kahinler onun zihninden geçenleri güç anlar, düşüncelerini okumak uğruna uykusuz kalır, değerini anlamak için can atarlardı.

Kral nasıl da akıllıca onlara teslim olup kontrolü ele geçirdi. Nasıl da tedbiri elden bırakmadan onların tahmin etmelerine izin verdi.

Ey şöhret ve yücelik adayları, mükemmellik için bu ilk stratejiyi benimseyin. Siz, hiçbiriniz derinliğinizi hissettirmeyin. Bu strateji sayesinde ortalama olan daha çok, daha çok olan sonsuz, sonsuz olan ise daha da çok görünecek.

Niyetinizi Belli Etmeyin

Sanatımız, size yalnızca yeteneklerinizin sınırlarını gizlemeyi öğretseydi eksik kalırdı. Aynı zamanda duygularınızın şiddetini saklamayı da öğretmesi gerekiyor…

Saklı tutulan kaynaklar başarı getiriyorsa niyetinizi belli etmemek, amaçlarınızı mühürlenmiş gibi gizlemek size kati bir egemenlik sağlayacaktır. Başkalarına irade gücünüzdeki açıkları gösterirseniz, itibarınız alenen ve hunharca bir ölümü tadacaktır.

İlk önce bu açıkları kapatmaya, sonra da saklamaya çabalamalısınız. İlk çabanız daha çok cesaret, ikincisiyse daha çok kurnazlık gerektirir.

İradenizdeki açıklara teslim olursanız, bir insan değil mahluk olursunuz; bunları dizginlerseniz en azından görünüşte itibarınızı ayakta tutarsınız.

Başkalarının iradesine nüfuz etmek üstün bir yeteneğin göstergesidir. İnsanın kendi iradesini nasıl saklayacağını bilmesi de onu üstün kılar.

Birinin duygularını keşfetmek o kişinin yetenek kalesinde bir gedik açmaya benzer. Siyasi komplocular bu açıklıktan içeri sızarak çoğunlukla zafer kazanırlar. Birinin arzularını keşfettiğinizde o kişinin iradesine giriş ve çıkış yollarını öğrenmiş olursunuz. Sonra günün her saati istediğiniz gibi girer çıkarsınız buraya.

Eski çağlarda Paganlar, Büyük İskender’in yaptığı kahramanlıklarının yarısını, hatta çok daha azını yapanları tanrı ilan ediyordu. İskender’e şan şöhret verdiler ama tanrı ilan etmediler. Dünyada o kadar toprak fetheden İskender cennetten bir parça fethedemedi. Bu kadar bolluğun içinde neden bu kadar az şey elde edebildi?

İskender şanlı zaferlerini öfkesiyle, kabalığıyla gölgede bıraktı; sıklıkla duygularına yenik düşerek zaferleriyle çelişti. Bir prens mirasını, yani itibarını kaybettikten sonra dünyayı fethetse ne çıkar?

Mükemmellik, rotasını Scylla’nın3 öfkesiyle Charybdis’in4 arzu girdabı arasında çizer. Bu yüzden mükemmel insanlar arzularına hükmetmeye uğraşırlar ya da en azından bu arzuların üstünü öyle bir ustalıkla örterler ki hiçbir karşıt strateji onların itibarının şifrelerini çözemez.

Bu strateji, yani niyetini belli etmemek, insanlara anlamayı ve anlaşılmamayı öğretir. Kişinin açıklarını saklayarak dikkatsizlik yapılması için pusuda bekleyenleri yanıltır. Zayıf noktaları bulmak için başkalarının karanlığına ihtiyaç duyan vaşakları şaşırtır.

Mısır kraliçelerinin kıskanılacak hiçbir yanı olmadığını gören Katolik Amazon Kastilyalı İsabella bu işin inceliğini çok iyi biliyordu. Doğum yapacağı zaman sarayın en karanlık odasına gitti. Yaradılıştan ona bahşedilen yüceliğiyle sancılı iç çekişlerini gizledi, asilce sineye çekti. Yüzüne gölgeden bir duvak örterek tüm acı ifadelerini gizledi. İtibarının mevzubahis olduğu konularda kim bilir ne kadar daha endişe etmişti!

Kardinal Madruzzo5 bir zamanlar, “Aptal, aptalca işlere girişip bitiremeyen değil, bu işleri bastıramayandır,” demiş.

Sessizliğini koruyabilen herkes bu stratejiyi benimseyebilir. Doğal bir eğilimle başlayan bu strateji sanatımızla gelişir ve en azından görünüşte tanrısal bir niteliğe dönüşür.