Baltasar Gracian – Kahramanların cep aynası (страница 5)
İtibar değerlidir, yalnızca ihtiyatlı olanlar itibarlı bir şekilde pazarlık etmeyi bilir. Alkışlarınızı idareli kullanırsanız cömert ve zengin görünürsünüz. Ama itibarınızı saçıp savurursanız karşılığında aşağılanmayı hak edersiniz.
Cehalet bazen hayranlıkla karıştırılır. İkincisi, nesnelerin kusursuzluğundan çok bizim muhakememizin kusurundan doğar. Birinci derecede önemli sayılacak kusursuzluklar eşsiz olanlardır. O yüzden alkışınızı sonraya saklayın!
Krallara yaraşır derecede zevk sahibi bir kral da İspanyol Felipe’lerin en bilgesi II. Felipe’ydi. Felipe mucizevi nesnelere o kadar alışkındı ki, yalnızca bu türde en harika olandan zevk alırdı.
Portekizli bir tüccar ona yeryüzünden bir yıldız (yani doğudan gelen bir elmas) vermiş. Bir zenginlik örneği, şaşırtıcı bir ihtişam. Ve herkes Felipe’nin hayranlık, en azından bir ilgi belirtisi göstermesini beklerken, yalnızca küçümsemeyle karşılaşmışlar. Bunun nedeni, büyük hükümdarın gereğinden fazla ciddi ya da kaba olması değil, onun gibi sanat ve doğa mucizelerine alışkın, zevk sahibi birinin böyle amiyane bir şekilde şaşırtılamayacak olmasıymış. O harika tüccar için ne kadar zor bir an olsa gerek.
“Majesteleri”, demiş tüccar. “Güneşin bu değerli torununa yetmiş bin duka altın verdim. Bunun için kimseyi kırmak gerekmez.”
“Neyi düşünerek o kadar para verdin?” diye sormuş Felipe.
“Efendim, şunu düşündüm,” demiş tüccar. “Dünyada da bunun gibi bir tek II. Felipe var.”
Kral, taşın değerinden çok bu sözlerden hoşlanmış. Elmasın parasının ödenmesini ve adamın cevabı için ödüllendirilmesini emretmiş. Zevkinin üstünlüğünü hem bedel hem de ödül olarak göstermiş.
Bazıları bolca övgünün insanı küçük düşürdüğünü düşünür. Bence aşırı övgü iyi muhakeme eksikliğinin göstergesidir. Bir şeyi çok fazla öven insan ya kendisiyle ya da karşısındakilerle dalga geçiyordur. Neden bir cüceye dev ayakkabısı verelim ki? Önce ölçmek gerek!
Dünya, Alba Dükü Fernando Álvarez de Toledo’nun yaptığı güzel eylemlerle dolu. Tüm dünyayı ele geçirmiş olsa da zevkini tamamen tatmin edememiş. Neden diye soranlara, kırk yıllık zafer süresince tüm Avrupa savaş alanıyken, zamanının en iyi savaş zırhlarını ganimetine katmışken bunların hiçbirinin bir anlamının olmadığını söylemiş. Çünkü zaferin şansa ya da sayılara değil gerçekten yeteneğe bağlı olduğu, hizaya getireceği gücün onun deneyimini ve cesaretini, itibarın yeni boyutlarına taşıyacağı durumlarda bile Türk ordusunu asla yenememiş. Bir kahramanın zevklerini ancak bu tatmin edebilirdi.
Bu strateji, yani övgüyü idareli kullanmak, sizi asla düzeyli bir insandan alaycı ve dalgacı, kendini tanrı gibi gören bir kişiye dönüştürmemeli. Çekilmez bir bozukluk olur bu. Bu strateji sizi, en değerli şeyi doğru gösteren bir sensör haline getirmeli. Bazıları muhakemesini iradesine köle yapar, günle gecenin düzenini yerle bir eder. Her şeye asıl değerini verin, zevki de rüşvetle elde etmeyin.
Yalnızca büyük deneyimlerle desteklenmiş büyük bilgi birikimleri mükemmelliği takdir edebilir. Sağduyulu insanlar kolaylıkla karar veremedikleri yerlerde hemen öne atılmasınlar. Geride dursunlar ki başkalarının zenginliğini övenler kendi fakirliklerini ortaya döksün.
En İyi Olduğunuz Alanda Saygınlık
Yalnızca Yaradan her türlü yetkinlikle kuşatılmıştır. Çünkü O yetkinliğini başkalarından almaz, yetkinliğinin sınırı yoktur.
Bazı iyi özellikler bize göklerden bahşedilmiştir, bazılarıysa çabayla elde edilir. Üstünlük kazanmak için bu ikisine de ihtiyacınız var. Göklerden gelen lütuflar son bulduğunda, çabanızla elde ettiğiniz yeteneklerle bunların yerini doldurun. Bahsettiğim ilk yetenekler lütuftur, ve bunlar takdire şayan çabanın ürünüdür. Asaletleri de bir o kadar fazladır.
Bireyler için çok az şey gerekirken evrensel insanlar için fazlası gerekir. Bu insanlar o kadar nadidedir ki onları kavrayabiliriz ama genellikle gerçeklikleri inkar edilir.
Tekil bazen çoğul, bir insan bazen çok insan olabilir. Bir sınıfın tamamını bir şeyde ya da bir insanda özetlemek eşsizliğin en yoğun hâlidir.
Her sanat ya da uğraş itibarı hak etmez. Her şeyi bilmek eleştirilmenize zemin hazırlamaz ama her şeyi
İspanya Kralı II. Felipe, Makedonya Kralı II. Filip’ten ne kadar da farklıydı. İlki, her alanda ilk yalnızca isminde ikinci olan Felipe, dairesinde şarkı söylediği için oğlunu azarlamış. Diğer kral ise oğlu İskender’den Olimpiyat Oyunlarına katılmasını istemiş. Biri ihtiyatla endişe duyarken, diğeri büyüklüğü yüzünden hataya düşmüş. İskender Olimpiyat koşusu için ne kadar tereddüt duyuyorsa babasına cevap vermeye de bir o kadar hazırmış. Yarışacağı rakipleri de krallar olacaksa “belki, belki katılabilirim” demiş.
Genellikle en rahat ve eğlenceli şeyler hiç de kahramanca olmaz.
Gerçekten mükemmel bir insan, kendini herhangi bir yetkinlikle kısıtlamamalıdır. Aksine, sonsuz hırslarla takdire şayan bir evrenselliği arzulamalıdır. Kişinin uğraşı ne kadar önemliyse birikimi de o kadar yoğun olur.
Bir şeyleri yüzeysel olarak bilmek yetmez, basit bir iştir bu. Bu şekilde öğrettikleriniz için övülmek yerine gevezeliğiniz yüzünden eleştirilirsiniz.
Bazı şeyler imkânsızdır. Her konuda saygınlık kazanmak da bir o kadar imkânsızdır. Bunun nedeni hırsınızın tükenmesi değil, gayretin ve hatta hayatın sona ermesidir. Kişi icra ettiği işi yapa yapa öğrenir, yetkinleşir. Her güzel şeyi elde etmek zaman alır. Ama bir şeyle çok uzun süre meşgul olursak o konudaki zevkimizi yitiririz.
Birçok vasat nitelik bir araya gelse bile yüceliğe tek bir kırat ekleyemez, ama üstünlük sağlamak için saygınlık tek başına yeterli olur.
Herhangi bir işte saygınlık kazanmamış bir kahraman olmamıştır. Yüceliğin özünde vardır bu. Uğraşın ne kadar büyükse aldığın alkış o kadar büyük olur.
Biri sırf top koşturuyor diye övgü toplayabiliyorsa, insan kılıç, kalem, sopa, asa ve taçla neler yapar?
Hakkında “kaptanlar için Kastilya, krallar için Aragon gibi”9 denilen ve yaptığı iyi işler yaşadığı ömürden çok olan Kastilyalı savaşçı, Don Diego Pérez de Vargas’ın görevini Jerez de la Frontera’da sonlandırmaya karar vermiş. O emekli olmuş ama şanı tüm dünyayı dolaşarak evrensel boyutlara ulaşmış. Krallıkta yeni ama özellikle silahlar konusunda rakibi olan Vargas gibi, Kastilyalıların arasında saygınlığıyla tanınan Alfonso, bunu öğrenince kimliğini gizleyerek yanında yalnızca dört askeriyle Vargas’ı aramaya çıkmış. Çünkü saygınlık iradenin mıknatısı, şefkatin büyüsüdür.
Kral, Vargas’ın Jerez’deki evine ulaşmış ama onu evde bulamamış, çünkü açık savaşa alışkın olan Vargas, açık havada asil zevkinin keyfini çıkarıyormuş. Saraydan küçük bir kasabaya seyahat etmeye itiraz etmeyen kral, oradan köye gitmeyi de sorun etmemiş. Vargas’ı uzaktan tanımışlar. Elinde bir orak, asmalarını buduyormuş. Alfonso askerlerini durdurmuş ve saklanmalarını emretmiş. Atından inmiş, muazzam bir incelikle Vargas’ın dikkatsizce kestiği ince dalları toplamaya başlamış. Bir ses duyan ya da muhtemelen sadık kalbinden gelen içgüdülere uyan Vargas arkasını dönmüş. Kralı tanıyınca hemen ayaklarına kapanmış.
“Efendim, burada ne yapıyorsunuz?”
“Devam et Vargas,” demiş kral. “Umarım senin budadığın bu dalları toplamaya layık biriyimdir.”
Bir saygınlık zaferi!
Yüceliğin peşinde olanlar da aynısını yapsın. Çalışmalarının, zahmetlerinin şöhretle karşılık bulacağından da emin olsun.
Eskiler Herkül uğruna öküz kurban etmekte haklılarmış. Övgüye değer işlerin, iyi eylemlerin tohumunun ekildiği bir yastık olduğunu, ün, takdir ve ölümsüzlük hasat edileceğini gizemli bir şekilde göstermişler.
İlk Olmanın Muazzamlığı
Çoğu insan işlerinde Zümrüdüanka gibi parlayabilirdi, o işi başkaları daha önce yapmasaydı. İlk olmak büyük avantajdır, saygınlıkla birlikte iki kat iyidir. İlk elden anlaşma yapın, üstünlüğü kazanın.
Birinin izinden gidenler taklitçi olarak görülür. Ne kadar ter dökerlerse döksünler hiçbir zaman bu yükü sırtlarından atamazlar.
İlkler doğuştan şöhreti kazanır. Takip edenler ise ikinci oğullar gibidir, kıt porsiyonlarla yetinmek zorunda kalırlar.
Yeniliklere âşık eskiler, sanat yapanlara yalnızca saygı göstermekle kalmamış, onları kutsal saymışlardır. Saygıyı hürmete çevirmişlerdir. Bu çok bayağı bir hatadır ama ilk olmanın önemini gösterir.
Önemli olan zamanlamada değil saygınlıkta ilk olmaktır.
Çokluk kendi itibarını kendi sarsar, muhteşem bir şeyi çoğaltsa bile. Ama azlık ortalama bir yetkinliği bile daha değerli kılar.
Muazzamlığa giden yeni bir yol bulmak ve şöhrete giden modern bir harita çizmek nadir yeteneklerdir. Eşsizliğe giden birçok yol vardır ama her yolda iyi ilerlenemez. En yeni yollar çetin olabilir ama genellikle bu yollar yüceliğe giden kestirmelerdir.
Süleyman savaşla ilgili her şeyi babasına bırakıp akıllıca davranarak barışçıl olmayı tercih etti. İzlenen yolu değiştirerek kolaylıkla bir kahraman oldu.
Augustus’un yüce gönüllülükle yaptığını, Tiberius siyaset sanatıyla başarmaya uğraştı.
Muhteşem II. Felipe ise tüm dünyayı tahtından ihtiyatla yöneterek asırlarca herkesi şaşırttı. Felipe’nin yenilmez babası bir enerji örneğiyse, Felipe de bir ihtiyat paradigmasıydı.
Kilisenin ışık saçan güneşi de bu şekilde şöhretinin doruğuna ulaştı. Bazıları şöhretini kutsallığına, bazıları yaşayarak öğrendiklerine borçlu. Bazıları şöhretini yarattığı yüceliğe, bazılarıysa bulundukları konuma yeni bir ışık getirmelerine borçlu.