Анонимный автор – Sovyet Öykü Seçkisi (страница 11)
Böylece saygın işçi kıvrak bir hareketle çitin ötesine geçti ve Tundralı Elza, kadifemsi çayırlıkların tüm bal taşıyan üyeleri için koca bir buket aldıktan sonra bölgeden ayrıldı.
O yaz çayırlıktaki ot biçme işi yağmur yüzünden bir parça sekteye uğramıştı. Ancak Rodionov’a arıları taşımak için acil olarak birisi gerekince, yağmur dindi ve tıpkı eskisi gibi yaşlılar ve gençler çayırlara attı kendini. Arılar varken yerinde durmak mümkün değildir. Yağmurlu günlerde arılar stoktakini yer; gelecekteki güneşli günleri ümit etmek için geçtir. Yoldayken yem yetişmeyebilirdi, ancak bunun da planı yapılmıştı: Arılar stokları ile birlikte Kuzey Kutup Bölgesi’ne taşınacak ve hemen bal toplamaya gönderileceklerdi.
Bu verimli dönemde arılarla bir gün bile yerinde durmamak gerekiyordu. İnsanlar ise kendilerini çayırlara salmıştı ve onları Bıstryakova’nın Bölge Tarım İdaresi Başkanını ikna ettiği gibi inandırmak mümkün değildi. Neyse ki memleketimizin her bir köşesinde zeki ve geniş bir ufka sahip bir insan gizlidir. İşte bugün de bu kişi, çocukluğumdaki İvan Ustinıç’e benzeyen yaşlı arıcı Yakov İvanoviç Popov’du.
Kulak25 diye bir şey bugün kalmadı zannedersem, ancak mülkiyet sahipliği ruhu kamu işlerinde hâlâ yer yer kendini gösteriyor. Bir yerlerde Kuzey Kutup Bölgesi’ne ikinci sınıf bir arı kolonisi iteleyip kendilerine daha iyilerini ayırmaya yeltenmişler. Ve eğer Yakov İvanoviç olmasaymış, ilk Mohikan için kötü olurmuş. Yakov İvanoviç’in görevi fazlasıyla büyüktü ve bu görev Oka’dan oldukça uzakta, Kutup Dairesinde bir yerlerdeydi. Ama Yakov İvanoviç gibi bir yerli için bunun ne önemi var! “Hilesiz satış olmaz” sözüne göre hareket eden herkesin üstüne bir atmaca gibi atılıp tüm benliğiyle Kuzey Kutup Bölgesi için çalıştı.
Sonraları “yeşil gece” olarak adlandırılan bir gece yaşandı. Araç yetersizliğinden, ne bileyim belki de yolun olmamasından dolayı arıları taşımak için çayırlarla kaplı ormanlık alanı at üstünde geçip Oka’dan demiryolu istasyonuna geçmek gerekti. Arıların huylarını iyi bilen arıcılar, ameliyata girmeye hazırlanan bir doktor gibi telaşlandılar. Diğer arılar at arabasına taşınsın diye tek bir arının kovandan çıkıp atı sokmasından bile memnun olacaklardı. Tek bir kovan kırılsa ve oğul arı kovandan kaçsaydı, yalnızca iki yüz arının iğnesi bile at için ölümcül olabilirdi. Ancak atlar yalnız değildi. Her kısrağın henüz süt emen bir yavrusu vardı. İşte bu sebeple Yakov İvanoviç bütün gece elinde duman körüğüyle birlikte at arabasından diğer arabaya koştu ve şüphelendiği yerlere sürekli olarak duman verdi, Rodionov ise elinde bir kil kovası ile oraya buraya koşuşturarak sarsıntının kovanda oluşturduğu irili ufaklı her türden yarığı sıvadı.
Tüm gece aralıksız süren bu koşuşturmalarla geçti ve gece boyunca içlerinde tek bir endişe dönüp duruyordu: “Arıların kovandan kaçmaması için ne yapmalıyız?” Burada, insanların kafasında bu endişe varken, bu yaz akşamında, çayırlıkta çekirgelerin tek bir endişesi vardı: Tek bir notadan vızıldayıp durmak. Dişi bıldırcın da tıpkı onlar gibi bütün gece boyunca tek bir iş seçmişti kendine “ciiik ciiik ciiik”26, bıldırcın kılavuzu ise bir başına herkes adına kendini paralıyordu: “Zordur anam, zordur babam”. İşte bu yüzden Rodionov bize daha sonra bu gecenin yeşil bir gece olduğunu söylemiştir, ancak arıların Kuzey Kutup Bölgesi’ne taşınması sırasında hissettiklerim arasında bizi en çok şaşırtan, bir önceki gece getirilen arı kolonisinin bırakıldığı istasyonun şefi olmuştur. Elbette arıların başına bir nöbetçi dikilmişti ama tam da bu noktada başına bir bela almıştı. Biraz düşündükten sonra istasyonda arılara bir şey olmaz dedi ve kaçtı gitti. Bir başka arı sever istasyon şefi onun yerine gece boyunca orada nöbet tuttu ve ikinci arı kolonisi gelene kadar o da belki “yeşil” bir gece geçirdi.
Kuzey Kutup Bölgesi balının keşfinin bu işle uğraşan bütün insanların ortak gayreti ile birlikte yürütülmesi istenmesine rağmen arının ne kadar hoş ve hisli bir varlık olduğunu bilmeden arıcının emeğini anlamak ve onun değerini bilmek imkânsızdır. Herhangi eski bir arıcıyla konuşmak ve “Bu arı sever bize yalan uyduruyor olmasın?” diye kendine sormak yeter. Yakov İvanoviç, güneş tutulmasının yaşandığı çok eski zamanlarda bile arıların sabah itibarıyla her zamanki düzende Oka’nın ötesindeki çayırlara doğru uçtuğunu, insanların güneş tutulmasını fark etmelerinden birkaç saat önce adeta büyük gri bir boru şeklinde geri döndüklerini ve kovanın her yerine yapıştıklarını anlattı. Sonrasında, güneş tutulması başladığında herkes arıların bunu nasıl önceden bildiklerine şaşırmış. Ancak köpeklerin, kilometrelerce ötede sahiplerini kaybettiklerinde, yağmurun tüm izleri silmesine rağmen onu bulabilme gibi özel bir topografik hissi varsa ve kuşlar gökyüzünde bizim okyanusta yüzdüğümüzden çok daha iyi ve daha doğru uçabiliyorsa, o halde arıların gökyüzündeki güneşi hissetmek gibi özel bir içgüdüleri neden olmasın?
Yıllarca arıların dansını arıcıların bir uydurması olarak görmediler mi? Bugün artık bilim, arı dansının keşif uçuşu yapan arıların işçi arılara bir şeyler anlattıkları bir arı dili olduğunu gösterdi. Nektarın bulunduğu yer ile ilgili topografik anlatı üç noktaya ayrılır: kovan, nektar bitkileri ve güneşin konumu. Bu üç noktadan ikisi sabittir, üçüncü nokta olan güneşin konumu ise değişkendir. Ve keşifçi arıların anlatısı, aslında, altında nektar bitkilerinin bulunduğu alana düşen güneş ışınlarının düştüğü kesin dakikanın bulunduğu bir köşe perspektifi çizimidir. Madem keşifçi arılar her seferinde gökyüzündeki güneşin konumu hakkında bildirimde bulunabiliyorlar, o halde neden topograf-arılar güneşin tutulma öncesindeki şaşkınlığını kovandakilere bildirip, “kıyamet” öncesinde onlar da şaşırmasın ve kovandan kendilerini aşağı atmasın diye birbirleriyle haberleşmesinler ki? Bunların hiçbiri uydurma değil, ancak arıların ne kadar hisli canlılar olduğunu bile bile onların Kuzey Kutup Bölgesi’ne taşınma risklerini düşünmemek hiç olur mu?
Arıları soğutmalı vagonlarda normal tren hızında taşıyıp belirli bir grafik tutarak Kuzey Kutup Bölgesi’ne ulaştırmaya yönelik zorlu ve seri çalışmamızı yürütürken epey zorlandık. Ancak bu işi bir kez yaptın mı, ne işçi bulmaya ne de başka bir şey düşünmeye gerek kalmaz. İşin başında tek kişi olsa bile yeter; güçsüzüm deme, at arabasının dizginlerine asıl ve arıları götür.
Yakov İvanoviç, diğer arılarla birlikte kovanları üst üste yerleştirip yüklemeye yardım ederken “İyi düşün dostum, tek başına nasıl üstesinden geleceksin?” diye sordu. Rodionov, emin bir şekilde “Gitmem gerek!” diye cevap verdi. Arıların çok yumurtası vardı; yolda bir gecikme yaşarlarsa, yavrular stokları yer ve ölür, arılar da telef olurdu. Yakov İvanoviç iyiden iyiye şaşırmış bir halde “Nasıl başaracaksın?” diye sordu. Rodionov ise onun neden şaşkın olduğunu çok iyi biliyordu. Yaşlı adam yetmiş yılın yükünü, binlerce aile ve kolhoz işini bir kenara atıp çalışmayı yürütmek için Rodionov ile birlikte gitmek zorunda hissediyordu kendini. “Arkadaş, vazgeç bu işten, odun taşımıyorsun ya?” diye ikna etmeye çalıştı onu. Ancak vazgeçmek sezona nokta koymak demekti. Vagon ayrılacaktı. Başka bir vagonu da hemen bulma şansı yoktu. Sonra hava bozabilirdi ve şeker alınması gerekiyordu.
Arılar ile ilgili endişelerin yarattığı telaşın arasında araştırmacı, içinde hem kendine hem de bir arı sever olan arkadaşına gerekli malzemelerin ve ekmeğin bulunduğu çantayı getirmesini belirttiği telgrafı vermeyi unuttu. Engelli olan ve hiçbir meziyeti olmayan İvan Nikolayeviç Vzorodov, trenin hareket etmesinden ancak yarım saat önce ortaya çıktı ve hiçbir şey düşünmeden, kendince kovanların hareket halindeyken birbirine sürteceğini düşündüğü yerlerde boş boş oyalandı. Arkadaşının içinde bulunduğu zor durumu hemen fark etmiş olacak ki seslere kulan asmadan kendini çalışmaya verdi. Ve tek bir kelime bile etmeden, doğruca Kuzey Kutup Bölgesi’ne gitti.
Her şeyin bir ikilik yarattığı zor günler vardır: Bir yoldan gidersin, çok zor gelir, diğerinden gidersin, başta kolay ve güzel gelir ama sonra kaçarı yok kurtlara yem olursun. İşte bizim arıcı dostların da yolları ikiye ayrıldı. Daha da kötüsü hangisi zor taraf, hangi tarafta kurtlar var bilmiyorlardı da. Arıların salkım yapacağı27 bir yer olsun diye kovanların örtülmesi sırasında üst çıtalar çıkartılır ve yukarıya da arılar kaçmasın diye bir ağ gerilir. Çekiç ilk kez vurulduğunda, arılar, elbette huzursuz olur ancak bütün bunlar normal hızda ilerleyen bir vagon için önemsizdir.
Soğutmalı vagonun tavanında altı adet bal süzme makinesinin tutturulduğu, et asmaya yarayan pek çok metal kanca vardı ve tren giderken, tüm bu kancalar birbirine çarparak, arıların üzerinde adeta çan gibi bir ses çıkarıyordu. Vagonda fazla yük olmaması da ayrı bir dertti. Yeter ki işi yürütecek bu iki kişinin sığacağı kadar yer olsun da varsın vagon yüz kovanla, bal süzme makineleriyle, kuzey kovanlıklarıyla tıka basa dolsun. Vagonun normal doluluğu ile kıyaslandığında bu, yük bile sayılmaz, normal hızda giden arılarla dolu vagonun hissetmek zorunda kaldığı bu şeye sarsıntı bile denmez.