реклама
Бургер менюБургер меню

Анонимный автор – Kardeş Sesler 2019 (страница 4)

18

Lambaları yakmamıştım. Odayı aydınlatan tek şey dışarıdan gelen, gecenin solgun ışığı ve binanın koridorundan gelen ışıktı. Kapıyı kapatmadan önce Rukiye Hanım’ı gözlerimle takip ettim. Elindeki kahveleri masaya bırakıp lambaları yaktı. Sonra koluna taktığı, daha önce fark etmediğim çantasını eline indirip masanın üzerine bıraktı. Sonra da paltosunu çıkarıp sandalyelerden birinin üzerine bıraktı.

Neydi bu şimdi? Hiçbir şey anlamamıştım. Kapıyı kapattıktan sonra olduğum yerde kalıp Rukiye Hanım’ı izledim. Çantadan bir poşet çıkardı. İçinden plastik bir saklama kabı ile yiyecek birkaç ıvır zıvır çıktı. Üstünkörü gördüğüm kadarı ile kabın içerisi tropikal meyveler ve çeşitli yeşillikler doluydu. Çok geçmeden bu salatayı hatırladım ve bu durum beni tebessüm ettirdi. Çünkü bir seansımızda ona bu konudan bahsettiğimi hatırlamıştım. Anneme bu salatayı yapmış olduğumu ve onun bunu beğenmediğini söylemiştim. “Bu malzemeler aynı anda yenir mi hiç?” diye sitem etmişti annem. Fakat ben seviyordum işte. Kimi insan midesiz olduğumu düşünse de ben seviyordum, önemli olan da buydu. Kahve ile birlikte yediğimde ayrı bir memnun oluyordum. Fakat bana annemi hatırlattığı ve kendimi kaygılı hissettirdiği için uzun süredir yememiştim. Çünkü bana annemi hatırlatıyordu. Annemin yokluğunu hissettirecek her şeyden kaçıyordum. Bir salatadan bile korkacak kadar zavallıydım.

Poşetten salata dışında birkaç konserve yemek daha çıktı. Hiç tereddüt etmeden mutfak dolaplarımı karıştıran Rukiye Hanım, getirdiği yiyecekleri masaya hazırladı. Saatlerdir yemek yemediğimi tahmin etmiş olmalıydı.

“Hadi durma orada, bize çatal getir.” dedi sabırsız bir ses tonuyla. Hemen kendime gelip çekmeceden iki çatal çıkardım. Birini Rukiye Hanım’a verip karşısındaki sandalyeye oturdum.

Kahvaltı dahi yapmamıştım ama hiç iştahım yoktu. Kendimi olabildiğince zorlayıp salatadan yemeye başladım. Rukiye Hanım’dan azar işitmek istemiyordum.

Arada bir ona ‘Neler oluyor?’ der gibi kaçamak bakışlar atıyordum. Fakat önemsemiyordu. Bir süre boyunca hiç konuşmadan yemekleri yiyip kahvelerimizi içtik. Sonra masayı toplayıp bulaşıkları yıkadı. Ben hâlâ sandalyede oturuyor, hiç konuşmuyordum. İşini bitirdikten sonra yanıma gelip bana baktı. Bakışlarını üzerimde hissetsem de ona bakmıyor, ellerimle oynuyordum. Eğilip kucağımdaki ellerimden birini tutu ve kendine çekti. Karşı koymadan ona uydum. Beni ayağa kaldırıp koltuğa götürdü.

Yan yana koltukta oturuyorduk. Ellimi hiç bırakmadığı gibi diğer elimi de tutup avuçlarının arasına aldı. Ellerimi sımsıkı tutuyor, gözleri gözlerime anaç bakışlar attığını hissediyordum. Fakat ben onun yüzüne dahi bakmıyordum. Bakışlarım duvara kilitlenmişti. Tek elini ellerimden çekip yanağıma getirdi. Elleriyle ona bakmaya zorladı. Şimdi göz gözeydik.

“Çantamda, gerekli olan bütün evraklar hazır olarak duruyor. Tek yapmak gereken imzalamak. Biliyorum sen…” derken birden konuşmayı bıraktı. Neden bahsettiğini çok net anlamıştım. Ona tek kaşıma kaldırarak, bakmaya devam ettim.

“Affedersin, sözümü keseceğini düşünmüştüm.” dedi. Hafifçe tebessüm ettim. Tebessüm edebildiğime göre hâlâ bir şeyler hissedebiliyordum. Sözlerine ara vermeden devam etti. “Konuyu biliyorsun, bunu seninle sayısız defa konuştuk. Cevap verebilecek durumda mısın? Cevap vermek istemezsen sorun değil, dert etme.” diye sordu. İşte bu kadında en sevdiğim şey buydu; benden bir beklentisi yoktu. Beni hiçbir zaman hissettiklerim için yargılamamıştı. Fakat diğer herkes, “Ne kadar aptalsın! Hayatında her şey mükemmel. Rahatlığından böyle yapıyorsun. Çok bencilsin, hissettiklerin sadece kafanda. Hiçbir şeyin yok.” gibi şeyler söylüyordu. Özellikle de hiç ağlamadığım için bana inanmıyorlardı. Ama Rukiye Hanım, benim durumumda olan insanların kolay kolay ağlayamadıklarını biliyordu. Bu konuyu kendi içimde defalarca düşündüğümden hemen konuşmaya başladım.

“Daha önceden istememiştim. Çünkü özel bir üniversitede edebiyat öğretmeniyim ve bu durumun işimi etkilemesini istemiyordum. Fakat şunu fark ettim; neden bu kadar umursuyorum ki? Siz biliyorsunuz, defalarca intihara teşebbüs ettim. Haftalarca hastanede yattığım oldu. Hastanede beni ziyaret ettiğinizde bana bir soru sormuştunuz. Okula devam etmek istiyorsam eğer tanıdıklarınız aracılığı ile bu intihar olayını polise gitmeden örtbas edebileceğinizi söylediniz. Ben ise okula devam etmek istediğimi söyledim. Siz de benim cevabımdan memnun olmamış, intihara hazır olmadığımı söylemiştiniz. O gün size çok kızmıştım. Nasıl bir sağaltımcı, ne hakla hastasına böyle bir şey diyebilir, diye düşündüm. Hatta benim iyi olmamı istemediğinizi bile düşündüm. Fakat şimdi neyden bahsettiğinizi çok net anlıyorum. Eğer intihar düşüncesi içinde dahi geleceği düşünüyorsam…”

“İçinde hala yaşam umudu vardır.” diyerek cümlemi tamamladı. Bu durum beni bir kez daha gülümsetti. Gözlerine yardım istercesine bakıyordum. Bir cevap verecek durumda olmadığımı anlamış olacak ki hemen harekete geçti.

Ellerimi bırakmadan ayağa kalktı.

“Araç aşağıda hazır bekliyor. İmzaları orada atarsın.” dedi.

“İşim ne olacak?” diye sordum.

“Bu durum siciline işleyecek. Çalıştığın üniversite dekanı ile görüştüm. Klinikten çıktıktan sonra işine devam edemezsin. Fakat şimdi bunları düşünmeni istemiyorum. Çünkü orada ne kadar kalman gerektiğini, ne zaman çıkacağını bilmiyoruz. Olduğun durumda ne kadar terapi görürsen gör hiçbir etkisi olmayacak. Klinikten çıktıktan sonra yine terapiye devam ederiz. Klinikte ağır bir tedavi göreceksin. Sonrası bir daha kamuda çalışamayabilirsin. Fakat…”

“Bu bir sorun değil.” diyerek sözünü tamamladım. “Her şeyi yoluna girer, biliyorum. Koskoca dünya, yapabileceğim sonsuz iş var.” dedim. Bana ‘İşte benim oğlum.’ der gibi baktı.

Birkaç ay önce adını telaffuz edemediğim tanılar konulmuştu. Sadece anksiyetem olsa terapi ve ilaçlarla iyileşebilirmişim. Ama bu durumda kendimi kolay kolay kontrol edemiyordum. İşimi kaybetmek umurumda değildi.

“Yalnız kalacak, yine endişe duyacaksın. Hatta yine atak geçireceksin. Belki işler sandığından daha kötü olacak. Ama sorun değil. Bunların hepsi tedavi sürecinin bir parçası. Güven bana, iyileştikten sonra düşünürsün geleceğini. Şimdi düşünmen gereken hiçbir şey yok. Her şey yolunda.” dedi ve benden cevap beklemeyerek beni kapıya sürükledi. Bir yandan sandalyeye gelişigüzel bıraktığı kabanını alıyor, bir yandan da konuşuyordu. “Evini, işini ya da herhangi başka bir şeyi dert etmene gerek yok. Sen iyileşmene bak.”

Konuşmasının sonunda aklımda hiçbir soru işareti kalmamıştı. Hayatım hakkında en ufak bir karar dahi veremeyecek durumdaydım.

“Dünya ona baktığın kadardır. İstersen iyi, istersen kötü olur. Hayatın da aynı şekilde. Mutlu ya da mutsuz olmak bir karardan ibarettir. Sen karar verecek durumda değilsin. İstediğin kadar kendine inan, içindeki diğer senler buna izin vermeyecek. Kendini iyi olmaya zorlama artık, rahat bırak. Klinikte ihtiyacın olan her şey sana verilecek. Hiçbir çaba sarf etmene gerek yok. Herhangi bir ihtiyacın olursa doktorlarına iletmekten çekinme. Oradaki herkes sana yardım etmek için var.”

Anahtarlarımı ve kişisel eşyalarımı Rukiye Hanım’a teslim edip son kez evime baktım. Ait hissettiğim tek yer burasıydı. Bir an önce iyileşip evime dönmek istemeyi istemek için sabırsızlanıyordum. Evimle vedalaştıktan sonra Rukiye Hanım’ın beni sitenin önünde bekleyen araca götürmesine izin verdim.

Artık kalbim bir saat öncesi kadar hızlı atmıyordu. Farkında olmadan, geçirdiğim atağı atlatmıştım. Kalp ritmim düzene girmeye başlamış, nefes alış verişlerim sakinleşmişti. Artık ne istediğimi biliyordum; uyumak. Kendimi tamamen bırakıp dinlenmek, hiçbir şey düşünmemek istiyordum. Öyle de oldu.

Yıllarca bir şey olsun istedim. İyi ya da kötü bir şey değil. Sadece bir şey olsun istemiştim. İnsanlar bunu anlamamışlardı. Çünkü kendimi şartladığımı düşünüyorlardı. Onlara göre mutluluk sadece bir seçimdi.

Mutluluğun bir seçim olduğuna tamamen inansam da bazı durumlarda kontrol insanın elinde olmuyor. Bazen de mutsuz olmak isteyebilirim. Mutlu olmayı istemek bu kadar yüceltilirken mutsuz olmayı istemek neden sürekli dışlanıyor, hep sorguladım. Ben mutsuz olma hakkımı da istiyorum.

İyi olmak istemiyordum. Bir şey olsun istiyordum. Beni hayata yeniden ikna edebilecek bir şey. Tedavim ne kadar sürecek, nasıl bir süreç geçireceğim, klinikten çıktıktan sonra beni nasıl bir hayat bekliyor olacak; hiçbir fikrim yoktu. Ama bir şeyler değişecekti, buna emindim.

Bugün, klinikten çıkalı dört ay oldu. Kendimi neredeyse öldürecek olduğuma inanamıyorum. Tamamen iyileşmesem de çok büyük yol kat etmiştim. Artık zihnimi kontrol edebiliyordum. Bundan sonrası için klinikte yatarak tedavi görmeme gerek kalmamıştı. İlaçlarımı alıyor, düzenli olarak Rukiye Hanım ile görüşüyordum. Bir gün tamamen sağlığıma kavuşacağıma inanıyorum.

Önümde duran kâğıt yığınına bakıyorum. Üzerinde çalıştığım roman sonunda bitmişti ve bilgisayara geçirilmeyi bekliyordu. Daha sonra, anlaştığım yayınevine gönderecektim. Saatin çok geç olduğunu fark ettim. Kâğıtları olduğu gibi bırakıp koltuğa uzandım. İşimi bitirmenin tatlı yorgunluğu ile uyuyakaldım.