Анонимный автор – Doğumunun 100. Yılında Cengiz Dağcı'ya Armağan (страница 6)
Geleneksel bayramlar ve törenler de kültürel miras kavramı içerisine girer. Derviza, Kırım Tatarlarının 23 Eylül yani Ekinoks civarı bağbozumu ve hasat zamanında kutladıkları millî bayramlardandır. Güz Bayramı veya Bereket Bayramı olarak da bilinen bu bayramın en önemli uygulaması güreşlerin yapılmasıdır. Kırım’da Urumlar gibi diğer Türk halklarının da birlikte kutladıkları bayramlardan birisi Derviza adı verilen geleneksel hasat bayramıdır. Cengiz Dağcı bu bayramı iki ayrı düzlemde ele alır. İlki bayramın geleneksel bir kültür ögesi olarak doğal seyrinde kutlandığı dönemlerdir. İkincisi ise Sürgün Yeri olan Taşkent yakınlarındaki 1968 yılında gerçekleşen ve Rus güvenlik kuvvetleri tarafından dağıtılan Derviza Bayramı çerçevesinde… Bu arada Kırım’da Tepreş âdetinin olmadığını, bunu yerine Eylül ayında Derviza denilen hasat bayramının kutlandığını da hatırlatmak isteriz (Bayraktar-Saçkesen, 2012).
Dağcı, çocukluk anılarında Derviza bayramına ayrıntılı olarak yer vermez, değinmeler şeklinde geçer.
Ruslar tarafından yasaklanan uygulamalar arasında Derviza Bayramı da vardır:
Ancak daha sonra hatırladıkları içinde hep Derviza Bayramı vardır. Bunu
Dağcı, pek çok eserinde değinmeler şeklinde de olsa Derviza’dan söz eder. Derviza, daha çok eğlence ve güreşlerle öne çıkmış bir bayram olarak dikkati çeker ve Dağcı için uzak ve silik bir anı olarak vardır. Ancak sürgünde iken gerçekleşen bir olay Derviza’yı yeniden gündeme taşır. 21 Nisan 1968’de Taşkent yakınlarındaki küçük bir kasaba olan Çırçık’ta gerçekleştirilen ve Kırım Türklerinin hem Lenin’in 98. doğum gününü hem de geleneksel “Derviza” bayramını kutlamak için düzenledikleri toplantıya izin vermeyen Sovyet yetkilileri, aldıkları geniş güvenlik tedbirleri ile toplanan kalabalığı yüzlerinde gaz maskeleri bulunan polislerin sıktığı tazyikli ve boyalı sularla, zor kullanarak dağıtmışlardır. Kırım’a geri dönme ve Lenin tarafından kurulan milli özerkliğin yeniden tesisi isteklerini bir kez daha yetkililere duyurmak isteyen Kırım Türkleri geleneksel bayramlarını kutlamak için bir araya gelmişler, ancak dağıtılmışlardır. Bunun üzerine 16 imzalı ve 23 Nisan 1968 tarihli bir talep mektubu kaleme alıp yetkililere göndermişlerdir. Cengiz Dağcı bu olayı,
Dağcı,
Derviza Bayramı, Kırım Tatarları için oldukça önemli bir hatırlama figürüdür. Mesela 2004’te Kezlev şehrinde “Derviza – Gezlev Kapısı” adlı Birinci Milletlerarası Kırım-Tatar ve Türk Medeniyetleri festivali düzenlenmiştir.
DIĞER BAZI KÜLTÜREL MIRAS ÖGELERI
Bütün bu kültürel miras ögeleri dışında
Haytarma (Oyun), Ağır Hava-Haytarma (Müzik)
Dağcı’nın eserlerinde yer alan bir başka geleneksel kültür unsuru ise “Ağır Hava” ve “Haytarma” oyunudur. Ağır Hava bir oyun müziğidir ve Haytarma da şenliklerde düğünlerde oynanan bir halk oyunudur. Değişik eserlerinde haytarmadan bahseden Dağcı, özellikle Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan adlı eserinde sıkça bu oyuna başvurur:
Ayrıca
Kırım’la birlikte Anadolu ve Balkanlar’da Kaytarma adıyla bilinen bu oyun, Kırım Türk-Tatar kimliğinin önemli bir ögesi olmuştur. Öyle ki Haytarma, ayrıca 2013 Ukrayna yapımı bir filmin de adı olmuştur. Filmde Ahmet Han Sultan’ın hayatı ve Kırım-Tatar halkının 18 Mayıs 1944 yılında Stalin tarafından sürgün edilmesi anlatılmıştır.
Arzı-Kız Efsanesi, Regina ve Arzu-Ursula
Kırım’ın özcü kimliğini işaret eden efsanelerden birisi Arzı-Kız efsanesidir. Aslında yaygın bir taş kesilme efsanesidir ve gerek Kırım gerekse Anadolu ve Balkan coğrafyalarında “davranış ve tutum” belirleyici işlevi olan bir efsanedir. Cengiz Dağcı, bu efsaneyi Karadeniz kıyısındaki somut bir “heykel”le zihinlere kazıyan sözlü kültürün depolayıcı arşivi gibi metni bilir, anlatır ve inandırmayı temin için gösterilen somut izden bahseder. Buraya kadar olan kısım, bir aktarma işlevidir. Ancak bununla kalmaz, Arzı-Kız’la Regina arasında bir bağ kurar, efsaneyi Regina’ya uyarlar. Yani efsane ondan depolanmış bir metin değil yaşayan bir pratiktir, uygulamadır, ruhtur, hatta gerçektir. Nitekim 24 Ekim 1945’te doğan kızına da Arzu-Ursula adını koyar (Dağcı, 1998: 189). Görüldüğü üzere Arzu Kız ile Regina’yı birleştiren, anılarla kolektif belleğin efsanesini birleştiren Cengiz Dağcı, aynı zamanda aktarımla birlikte sürdürülebilirlik ve ihya vazifesini de yerine getirir. Efsaneler sözlü bir ürün olarak nakledilirken aynı zamanda somut bir mekân veya ize bağlanarak hem akılda kalıcılıklarını ve gerçekliklerini pekiştirirler hem de toprağı kutsama işlevi üstlenirler. İşte Dağcı da bireysel bir “aşk” hikâyesini kolektif bellekteki bir aşk efsanesiyle yoğurarak kendisini yeniden tanımlamaktadır. Metin şöyledir: