18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Анонимный автор – Aytmatov Araştırmaları (страница 9)

18

Aytrnatov, Dişi Kurdun Rüyaları’nda34 da yine böyle evrensel bir konuyu, din konusunu ele alıyor. Yazar bu romanında günümüz dünyasının içinde bulunduğu çıkmazın bir inanç boşluğundan kaynaklandığı, insanın ahlaki ve manevi değerlerini kaybetmesi yüzünden dünyanın yaşanması güç bir yer hâline geldiği teziyle karşımıza çıkıyor.

Romanın mihverini oluşturan Tanrı ve din arayışı, Aytmatov’un romancılık geleneği içerisinde yeni bir merhale gibi görünmektedir. Gerçekten de bu konu onun romanlarında ilk defa böylesine ağırlıklı bir yer tutuyor. Fakat eser dikkatle incelendiğinde ve yazarın önceki bazı romanlarıyla karşılaştırıldığında Aytmatov’un bir çizgiyi devam ettirdiği ve önceki eserlerinde kapalı ifadelerle, birtakım sembollerle dile getirdiği düşüncelerini bu romanda daha açık ve net bir biçimde ortaya koyduğu görülüyor. Aytmatov’un özellikle Beyaz Gemi ve Gün Uzar Yüzyıl Olur adlı eserlerinde müphem bir şekilde ve bazı ayrıntılarda da olsa dini öğeler vardır. Bir farkla ki bu eserlerde, yazarın bir anlatım aracı35 olarak başvurduğu, efsane ve menkıbelerle karışmış bir şekilde ve daha çok geleneksel ve kalıplaşmış bazı unsurlarıyla karşımıza çıkan dinî hayat, Dişi Kurdun Rüyaları’nda en mühim bir mesele olarak öne çıkmıştır. Bu farkın ortaya çıkması ve Dişi Kurdun Rüyaları’nın daha iyi anlaşılabilmesi için bu benzerlikler ve sözünü ettiğimiz devamlılık üzerinde durmak yararlı olacaktır.

Dünyamızın meselelerini bir çocuğun bakış açısıyla irdeleyen Beyaz Gemi36 romanı, bir inanç sistemine sahip olmayan insanların her türlü kötülüğü yapmaktan menedilemeyeceği fikri üzerine kurulmuş gibidir. Eserin önemli kişilerinden Mümin Dede ve onun damadı Urazkul iki zıt karakterdir. Mümin Dede -adı da dikkat çekicidir- herkese karşı iyilik etmek isteyen, içi şefkatle dolu, çocuk saflığında bir insandır. Mümin’in efsanelerle karışmış da olsa bir inanç sistemi vardır ve bu yönüyle çevresindeki diğer insanlardan ayrılmaktadır. İnancı adına iyilik etmekte ve yine bu inanç sayesinde zulüm ve kötülüklere katlanabilme direnci göstermektedir. Buna karşılık Urazkul, hiçbir dinî ve ahlaki değer tanımayan, her türlü ilişkisini maddi açıdan düzenleyen bir kişidir. Bu yüzden de daima herkese karşı kötü ve daima mutsuzdur. Bir bakıma yazarı temsil eden romanın küçük kahramanının düşüncesine göre Urazkul, -dinî bir içeriği de olan- “Boynuzlu Geyik Ana” efsanesine, bu efsanedeki Geyik Ana’nın insanlara çocuk getirdiğine inanmadığından çocuğu olmamaktadır. Bu da onun için ayrı bir mutsuzluk sebebidir. Gerçi romanın sonunda Mümin Dede yenilir, fakat karşı taraf da bir zafer kazanmış değildir.

Aytmatov’un Gün Uzar Yüzyıl Olur adlı eserinde dinî ögeler biraz daha açık seçiktir. Romanın başkişisi olan Boranlı Yedigey, bildiği kadarıyla inanan ve bildiklerini uygulamaya çalışan bir insandır. Bu yüzden, dostu Kazangap öldüğünde onun vasiyetini yerine getirmek, bir dinî tören düzenlemek için büyük çaba gösterir. Dostu için dua eder. Dişi Kurdun Rüyaları’nda ana temayı oluşturacak olan dinsizlik eleştirisi de ilk kez bu eserde açıkça görülür. Yedigey ile çalışma arkadaşı Şaymerden arasında geçen şu telefon konuşması adeta Dişi Kurdun Rüyaları’nın habercisi gibidir:

-Yedike, iki gözüm, şey… ne olur başımı dara sokma. Adam ölmüşse ölmüş… Yerine verecek başkası yok elimde. Ölünün yanında kalıp da ne yapacaksın? Ölen ölmüş, artık yanında oturmuşsun oturmamışsın buna aldıracak durumda mı?

-Anladığım kadarıyla senin böyle şeyleri düşündüğün yok. “Başımı dara sokma” ne demek? Sen iki yıldır buradasın, ama biz otuz yılı aşkın bir zamandır birlikte çalışıyoruz. Kafanı biraz çalıştırsana! Yakından tanıdığım birisi ölmüş, onu tek başına, bomboş bir evde tek başına bırakabilir miyim?

-Canım şey… tek başına bırakıldığını nereden bilecek?

-O bilmiyorsa biz biliyoruz ya!

(…)

-Anladık. Gidip de yanında ne yapacaksın? Adamım yok diyorum sana! Gecenin karanlığında ölünün başında ne iş bitireceksin.

-Dua edeceğim. Rahmetlinin ruhuna dua okuyacağım.

-Dua mı okuyacaksın? Sen mi, Boranlı Yedigey mi yapacak bu işi?

-Evet ben. Dua bilmiyor muyum sanıyorsun?

-Bakın şu işe! Sovyet yönetiminin altmışıncı yılında insanlar neyle uğraşıyorlar.

-Bırak bu sözleri! Sovyet yönetiminin bununla ne ilgisi var? İnsanlar ta bilmediğimiz çağlardan beri ölüleri için dua okurlar, ölen insandır, hayvan değil!37

Yedigey, arkadaşının cenazesini onun vasiyetine uyarak kutsal Ana-Beyit mezarlığına götürürken de yazar-anlatıcı onun duygu ve düşüncelerine tercüman olarak dualar ve Tanrı‘nın varlığının gerekliliği üzerinde aşağıdaki mütalaayı yürütür:

Boranlı Yedigey bir yandan bunları düşünürken bir yandan da yarı yarıya unuttuğu duaları tekrarlıyor, Tanrı’ya yönelteceği düşünceleri, yakarı sözlerini yerli yerine koymaya çalışıyordu. Çünkü insanın bilincinde başlangıç ile sonun, yaşam ile ölümün uyuşmazlığını uzlaştıran yalnız bilinmeyen ve görülmeyen Tanrı’ydı. Dualar bu yüzden okunuyordu. Tanrı’ya haykırışımızı işittiremediğimiz, dünyayı insanlar için neden doğmak ve ölmek üzere yarattığını soramadığımız için okuyorduk duaları. Dünyaya geldikten sonra insanlar yazgılarına dualarla katlanıyor, yazgılarıyla dualar sayesinde uzlaşıyorlardı. Duaların hiç değişmemesinin, hepsinde aşağı yukarı aynı sözlerin söylenmesinin nedeni, insanların boşu boşuna sızlanmasını önleyip yatışmalarını sağlamasıydı. Yüzyıllardır elden ele dolaşarak perdahlanan altın paralar gibi dualar da sağların ölülerin başında söyledikleri süzme sözlerdi. Atadan oğula kalan bir gelenekti bunlar.38

Yedigey, cenazenin yanında kendisiyle birlikte gelen gençlere bakarak onların hiç dua bilmiyor olmalarına hayıflanır, kendisi gibi yaşlılar da kalmadığında, “Öldüklerinde bunları kim gömecek; teker teker yokluğa karıştıkları sırada yaşamın başlangıcını ve sonunu kapsayan sözleri kim söyleyecek, ‘elveda yoldaş unutmayacağız seni’ mi diyecekler ya da buna benzer bir zırva mı yumurtlayacaklar?” diye düşünür,39 ilçe merkezinde katıldığı bir cenaze töreninde buna benzer sözler söylendiğini hatırlayarak üzülür.

Gün Uzar Yüzyıl Olur’da dinî içeriğin öne çıktığı birçok bölüm daha vardır: Nayman Ana’nın oğlunu aramaya giderken kelime-i şahadet getirerek yola çıkması40, Ahmet Yesevî’nin mezarını ziyaret etmek istemesi41, Kazangap’ın cenazesinin defni sırasında dinî merasim yapılması42 bunlar arasında sayılabilir. Genel olarak baktığımızda bu romanda dikkati çeken bir husus da dinî ve ahlaki değerlere sahip olan roman kişilerinin düzenli ve tutarlı, buna karşılık manevi değerlere inanmayan roman kişilerinin genellikle başıboş ve düzensiz bir hayat yaşamalarıdır.

Bu ikinci gruptaki roman kişileri arasında en dikkate değer olanı, Kazangap’ın oğlu Sabitcan’dır. Sabitcan Sovyet okullarında okumuş, tam bir Sovyet terbiyesi almış, milletine ve geleneksel değerlerine yabancılaşmış bir insandır. Aytmatov, Sabitcan tipini kendi toplumunun geleneğine, dini ve ahlaki değerlere yabancılaşan insanın içine düştüğü çıkmazı ve boşluğu ifade etmek için, Yedigey’in tam tersi bir kişi olarak çizmiştir. Sözde aydın olan ve eski Yunanlıları Olimpus dağındaki tanrılara inandıkları için alaya alan Sabitcan, yazar tarafından, bu tanrıların yerine teknolojiyi koyuşu ile gülünçleştirilir. Olimpus’taki tanrılara inanmayan Sabitcan uzay alanındaki tanrılara inanmaktadır:

Düşünebiliyor musunuz, bizler insanlık tarihinden en mutlu kişileriz. (…) Eskiden insanlar tanrılara inanırlardı. Eski Yunan tanrıları sözde Olimpus dağında yaşarlardı. Şimdi düşünüyorum da ne biçim tanrıydı bunlar? İşleri güçleri birbirleriyle kavga etmekti. Birbirleriyle kavga etmekten dolayı insanların mutluluğuna çalışmaya elleri değmiyor, belki bunu akıllarına bile getirmiyorlardı. Aslında yoktu böyle tanrılar; bunlar birer söylence, birer masaldı. Oysa bizim tanrılarımız yaşıyorlar. Bütün dünyaya karşı övünç duyduğumuz bu tanrıları herkes kolay kolay görüp konuşamaz, her canı isteyen Mırkımbay ya da Şıykımbay [her önüne gelen] elini uzatıp tanışamaz, tanışması da gerekmez. Çok doğaldır ki bu gerçek tanrıların bir ayrıcalığı vardır.43

Aytmatov, okuyucunun Sabitcan’ın bu sözleri ile romanın diğer bir olay halkası olan geleceğe dönük hayalî uzay projesini karşılaştırmasını ister gibidir. Yazarın iki olay halkası arasında kurduğu ustaca benzerlikler sayesinde okuyucu bu karşılaştırmayı ister istemez yapar.44

Sözünü ettiğimiz uzay projesine göre Sovyetler Birliği ve Amerika birlikte yürüttükleri çalışmalar sonucunda üzerinde hayat olan yeni bir gezegen keşfederler. Dünyadan çok daha ileri bir medeniyete sahip, savaş diye bir kavramı tanımayan ve hayatın o gezegende yaşayan canlıların tabiatına uygun olarak düzenlendiği bu yeni gezegenin dünya insanlarının uyanışına ve kendilerinin insanlar üzerinde kurduğu egemenliğe isyan etmelerine sebep olacağını düşünen Sovyet ve Amerikalı yöneticiler (çağdaş tanrılar!) bu keşfi dünyaya duyurmak istemezler. Bu gezegenden dünyaya bir ‘zarar’ gelmesini önlemek için de gezegenimizin etrafını manyetik bir çemberle her türlü iletişime kapatırlar. Tam bu noktada, romanın bir diğer olay halkası olan ve bir efsaneye dayandırılan “Mankurt” hikâyesi ile ilişki kurulur. Efsaneye göre bundan binlerce yıl önce yaşayan Juen-Juen adlı bir kavim, ele geçirdiği savaş esirlerinin kafasını ıslak deve derisi ile sarıp güneşte bırakarak beyin faaliyetlerinin yok olmasına sebep olur ve hafızasını kaybeden bu esirleri köle olarak kullanırlarmış. Yazar, bu efsanedeki ilkel kavmin hafızayı yok etme yöntemi ile insanları yönetenlerin onlara hiç sorma gereği duymadan dünyanın etrafını bir çemberle kapatmalarının aslında aynı anlama geldiğini böylece çok çarpıcı bir biçimde anlatır. Bu anlatım tarzı ile de, çağdaş tanrıları alkışlayan Sabitcan, efsanedeki Mankurtla özdeşleştirilir. Romanın sonunda Sabitcan’dan, işgal edilen kutsal mezarlığın tekrar kendilerine verilmesi için ilgililer nezdinde girişimlerde bulunmasını isteyen Yedigey, ondan “İhtiyar, ıvır zıvır işlerle kimsenin kafasını şişirmeye kalkma. Hele böyle bir konuda bana hiç güvenme. Senin Ana-Beyit’in bana vız gelir tırıs gider” cevabını alınca, sözünü ettiğimiz özdeşliği çok net bir biçimde ortaya koyan su sözleri söyler: “Mankurtsun sen! Gerçek bir Mankurt!45