Анонимный автор – Aytmatov Araştırmaları (страница 10)
İşte toplumuna yabancılaşmış, bütün değerlerini kaybetmiş olan bu Mankurt tipi, asıl üzerinde durmak istediğimiz
Buraya kadar söylediklerimizin amacı,
Kiliseden ayrıldıktan sonra bir gazetede muhabir olarak çalışmaya başlayan Abdias, kendisini tanıtmadan uyuşturucu kaçakçılarının arasına karışarak bu konuyla ilgili bir yazı dizisi hazırlamak ister. Amacı, toplumu içten içe çürüten bu tehlikeye karşı yetkilileri uyarmaktır. Uyuşturucu toplamak için çıktıkları yolculukta, başkalarının piyonu olduklarını gördüğü gençleri yaptıkları işten vazgeçirmeye çalışan Abdias kaçakçılar tarafından dövülerek trenden atılır. Ölümden dönen Abdias çok güç durumda ve para sıkıntısı içerisindeyken mahiyetini tam olarak anlayamadığı bir iş teklifini kabul ederek sayga (antilop) avcıları ile bozkıra gider. Bu avcılar, merkezî yönetimin kendilerinden istediği yıllık et istihsalini koyunlardan elde edemeyeceklerini anlayınca sayga avlayarak açığı kapatmak isteyen mahalli idarecilerin tuttuğu isçilerdir. Bozkırda sürü halinde dolaşan saygaları makineli tüfeklerle öldürmekte, tam bir tabiat katliamı yapmaktadırlar. Bu işin de insanlığa aykırı olduğunu gören Abdias, yapılanlara karsı çıkarak işçileri yola getirmeye uğraşır, fakat başarılı olamaz. Genç adam, hiçbir insani değer taşımayan bu işçiler tarafından ormanda bir ağaca bağlanarak (çarmıha gerilerek) korkunç işkencelerle öldürülür.
Romandaki ikinci olay halkası, bize Abdias’ın bilincinden yansıtılan ve onun hayatı ve mücadelesini aydınlatmak gibi bir işlevi olan Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi hadisesidir. Bu olay, Abdias’ın uyuşturucu kaçakçıları tarafından trenden atılması sırasında geçirdiği baygınlık anında gördüğü bir “rüya” olarak romanda yer almıştır.
Romanın üçüncü olay halkasında dişi kurt Akbar ile eşi Tasçaynar ve yavrularının hayatta kalma mücadeleleri hikâye edilmektedir. İnsanoğlunun tabiatın dengesine müdahale etmesi yüzünden kurt ailesi yurt tuttukları hiçbir yerde barınamazlar. İki yavruları sayga avcıları tarafından öldürülür. En son geldikleri yerde de bir yavruları yöre halkından Bazarbay tarafından yuvasından kaçırılır. Bazarbay kaçırdığı yavruyu önce komşusu Boston’un evine götürür. Evin küçük oğlu Kence, yavrudan çok hoşlanarak onunla oynar. Daha sonra yavru Bazarbay tarafından götürülür, fakat kokusu eve sindiği için anne kurt geceleri Boston’un evi etrafında dolaşmaya ve korkunç ulumalarla ev halkını rahatsız etmeye başlar. Bir gün dışarda oynayan Kence’ye yaklaşır ve onda yavrusunun kokusunu hissettiği için çocuğu kaçırmak ister. Dişi kurt çocuğu kaçırırken çaresiz kalan baba, kurdu nişan alarak ateş eder, fakat hedefi tutturamaz ve kendi çocuğunu vurur. Böylece romandaki her üç olay da trajik bir şekilde sona erer.
Kısaca özetini vermeye çalıştığımız üç olayda da trajik sona sebep olanlar,
“
Kurt ailesi ile din arasındaki ilgi de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Sadece emirleri yerine getirmek için köleleştirilmiş insan hiçbir dinî, ahlaki ve vicdani endişe taşımadan yüzlerce masum hayvanı ve bu arada kurdun iki yavrusunu makineli tüfeklerle öldürebilmektedir. Yazar-anlatıcının şu sözleri bu gerçeği gözler önüne sermektedir: “
Romandaki bir diğer Mankurt, kurtların yavrusunu yuvasından kaçıran Bazarbay’dır. Onun da kişiliğine dikkat ettiğimizde adeta içgüdülerine göre yaşayan, hiçbir manevi duyguya sahip olmayan bir insan olduğunu görürüz. Yavruyu yuvasından alırken tek düşündüğü onu satarak elde edeceği paradır. Onun da bir hayatı, kaybına ağlayacak bir ailesi olabileceğini hiç aklına getirmez.
Örnekleri toparlayacak olursak: Abdias’ı trenden atan kaçakçılar, yine Abdias’ı ormanda öldüren ve yüzlerce masum hayvanı acımasızca katleden sayga avcıları ile onları bu işte kullanan mahallî yöneticiler, kurt yavrusunu çalan Bazarbay ve onun gibiler… Bütün bunlar Aytmatov’un
Peki, bütün bu kötülükleri ortadan kaldıracak olan bir çözüm var mıdır? Aytmatov’un romanı karamsar olarak bitse de bu sorunun cevabı olumludur ve bu cevabı Abdias vermektedir: Din. Abdias’a göre insanlar gerçek Tanrı’yı unuttuğu ve onun yerine manevi bir bağlayıcılığı olmayan dünyevî tanrılar icat ettiği için insanlık bu kötülükleri yaşamaktadır.
Abdias’ın savunduğu ve uğrunda öldüğü din nasıl bir dindir ve bu dinin Tanrısı ne gibi özelliklere sahiptir? Şimdi de bunu anlamaya çalışalım.
“
Romanda Hazreti İsa’nın sözleri olarak bulunan cümleler de bize Abdias’ın din anlayışını vermektedir. Zira daha önce de ifade ettiğimiz gibi Hazreti İsa ile ilgili olay halkası yazar tarafından bize Abdias’ın bilincinden yansıtılmaktadır.49 Gerçekten de Hz. İsa’nın kendisini yargılayan valinin “
“
Abdias’a göre böyle bir Tanrı anlayışı insanı ilahlaştırmak, onu Tanrı yerine koymak ve bunun sonucunda ezelî ve ebedî olan mutlak yaratıcıyı inkâr etmek değildir. Çünkü insana Tanrı’nın mükemmelliğine ulaşma yetisini ve iznini, hatta görevini yine Tanrı vermiştir. Dolayısıyla insan bu çabasıyla yine Tanrı’nın bir emrini yerine getirmektedir: “
Aydınlatılması gereken bir husus daha vardır ki o da Abdias’in Hristiyanlıkla olan ilişkisidir. Kanaatimize göre Aytmatov’un kendisine muhatap olarak aldığı Batı dünyası ile alakalı olarak romanının zemininde kullandığı Hristiyani öğeler Türkiye’de yanlış anlaşılmış ve romanda Hristiyanlık propagandası yapıldığı ileri sürülmüş, hatta Aytmatov’un bir Hristiyanlık misyoneri olduğu bile iddia edilmiştir.52 Oysa -Aytmatov’un böyle bir misyonu niçin yükleneceği sorusu bir tarafa- romanın fikrî yapısı bir bütün olarak dikkate alındığında böyle bir sonuca varılması mümkün değildir. Zira her şeyden önce, eserde yazarı temsil ettiğini düşündüğümüz Abdias mevcut Hristiyanlığa aykırı görüşleri yüzünden papaz okulundan uzaklaştırılmıştır. Çünkü ona göre Kilise, insanları köleleştirme üzerine kurulmuş olan dünyadaki sisteme angaje olmuştur. En azından yapılan her türlü kötülük ve haksızlığı sükûtla karşılamaktadır. Abdias’ı sorguya çeken papazın söyledikleri, Kilisenin bu pasif tavrını çok açık olarak ortaya koymaktadır: “