Анонимный автор – Aytmatov Araştırmaları (страница 11)
Bu sözler laik dünya sisteminin kendisine biçtiği rolü uysallıkla kabul etmiş olan bir din adamına aittir. Mensubu olduğu dinin aslında bu tavrı kabul etmiyor olması onun için önemli değildir. Abdias işte bu tutuma karşı çıkar.
Abdias’ın mevcut Hristiyanlığı savunmadığı ortada. Şimdi sorabiliriz: Abdias tahrife uğratılmadan önceki Hristiyanlığı mı gündeme getirmek istiyor? Eğer öyleyse o zaman bunun eleştirilecek bir yanı yoktur. Bozulmamış bir din olarak Hristiyanlığın, bizim inandığımız Allah’ın dini olduğunu zaten biz Müslümanlar reddetmiyoruz. Fakat eserde böyle bir iddianın bulunduğunu gösteren bir işaret de yoktur. Bir peygamber tavrıyla karşımıza çıkan Abdias, öyle anlaşılıyor ki, Hristiyanlıktan daha mükemmel, daha kapsayıcı bir dinin temsilci ve tebliğcisi olmak gibi bir misyonla görevlendirilmiştir. Onunla bir peygamber arasında ilişki kurulmasının ve mücadelesinin bu peygamberinkine benzetilmesinin sebebi budur. İsa’yı yargılayan vali, ondan bir Yahudi olarak söz eder.54 Bu anlamda İsa ne kadar Yahudi idiyse Abdias da o kadar Hristiyan’dır.
Bu noktada İslâmiyet’in ‘tek din’ anlayışının meselenin çözümünde bize yardımcı olacağını sanıyorum. Bilindiği gibi Yahudilik, Hristiyanlık ya da İslamiyet aslında tek bir dinin “Allah’ın dini”nin insanlık tarihi boyunca aldığı değişik adlardır ve bu din tarih boyunca çeşitli dönemlerde insanların onu bozması, aslından uzaklaştırması sebebiyle Allah tarafından son olarak “İslamiyet” adıyla ‘tamamlanmış’tır. Hazreti İsa’nın söylediği ve yazarın onunla Abdias arasında kurduğu ilişki dolayısıyla aslında Abdias’ın düşünceleri olan şu sözler bu hususu çok net bir biçimde ortaya koymaktadır: “
Şimdi yukarıda Hristiyanlık için sorduğumuz soruyu bu defa İslamiyet için sorabiliriz: Romanın kahramanı Abdias İslamiyet’in savunuculuğunu mu yapıyor? Onun, rüyasında Hz. İsa’yı gördüğü sırada düşündüğü ve içinde Ra’d suresinin 11. ayetinin anlamına çok benzeyen bir cümlenin bulunduğu aşağıdaki bölüm, bu soruya verilebilecek olumlu bir cevabı mümkün kılabilir:
“
Yine bu rüya sırasında gittiği Kudüs’te Abdias’ın, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği iddia edilen ağaçta onu bulamaması57 da çok kapalı olarak belki onun ölmüş olması konusunda bir şüphenin işareti olabilir. Ancak bu tür yorumları ileri götürmenin çok doğru olacağını sanmıyorum. Yoruma gerek bırakmayacak kadar açık olan husus, Aytmatov’un bu romanda insanlığın ancak ilahi bir dinin kanatları altında aradığı huzuru bulacağı fikrini işlediğidir. Bu tema yazarın ilk eserlerinden itibaren gittikçe ağırlığı arttırılarak işlenmiş ve bu son romanında en yüksek noktasına ulaşmıştır. Aytmatov’un romanın zeminine Hristiyanlığı koyması, daha önce de kısaca temas ettiğimiz gibi mesajını iletmek istediği Batı dünyası ile ilgili olmalıdır. Abdias’ın, arkadaşı İnga’ya yazdığı mektuptaki şu cümleler de bu düşüncemizi teyit etmektedir:
“
Aşağıdaki bölümde de hem teknolojiyi insanlığın zararına kullanan ve maddeci bilimi adeta bir din haline getiren Batı dünyası hem de mevcut sistemin oyuncağı olan Kilise çok sert bir dille tenkit edilmektedir. Bir yerde yazarın bu romandaki amacını ortaya koyan ve günümüz insanı için son derece ibret verici olan bu satırlarla biz de yazımızı noktalıyoruz:
“
Aytmatov, Cengiz.
Aytmatov, Cengiz.
Aytmatov, Cengiz.
Bice, Hayati. “Biz Cengiz’i Çok Sevmiştik!.. Severiz de..”
Karakoç, Abdürrahim. “Dişi Kurdun Rüyaları”
Beyaz Gemi Romanında Suyun Sembolik Anlam ve Açılımları
MEHMET GÜNEŞ60
Su, doğası gereği farklı sembolik anlam ve açılımlara sahiptir. Örneğin su canlılar için hayat kaynağı ve arınma/huzurun sembolü olduğu gibi, şiddet ve korku işlevleriyle de öne çıkmaktadır. Suya yüklenen sembolik anlamlar dinî inançlar, folklorik unsurlar ve yaşanılan coğrafyayla doğrudan ilintilidir. Sadece Türk toplumunda değil, birçok toplum/uygarlıkta, tabiattaki dört ana unsurdan biri olan suya kutsal anlamlar yüklendiği görülür. Nesne/unsurların kutsanmasında dinî inançlar kadar coğrafya/iklimsel özellikler de doğrudan tesirlidir. İnsanlık tarihinin başlarından modern çağa az bulunan nesneler çoğunlukla daha kıymetli ve özel olmuştur. Bu bağlamda Erich Fromm’un tespit ve yorumları çarpıcıdır. Ona göre kutuplarda su bol olup güneş ışığı az olduğundan orada güneş kutsal anlam ve açılımlara sahiptir. Yakındoğu’da ise güneş bol olup su kıttır. Bu nedenle “su hayatın kaynağı ve büyümenin temel taşı olarak görülmektedir.”61 Geçmişten bugüne suyun Türk kültüründe kutsanması, başka etmenlerle birlikte Türklerin uzun yıllar bozkır coğrafyasında yaşamış olmalarıyla da ilişkilidir.
Cengiz Aytmatov’un
Dedesinin anlattığı Maral Ana Efsanesi, çocuk öznenin hayal dünyasının biçimlenmesinde etkili olmuştur. Kırgız Türklerinin Buğulu soyunu yok olmaktan kurtardığına inanılan Boynuzlu Maral Ana’nın kendisini ve sevdiklerini yaşadıkları sıkıntılardan kurtaracağına inanan çocuk özne, daha sonra kendisinin yarattığı masal dünyasına sığınır. Bedensel olarak balığa dönüşüp Beyaz Gemi’ye ulaşarak babasına/yitik cennetine kavuşacağını umar. “Çocuk, su sembolü ile bilinçaltına, ana rahmine döner, dölleyici balık imgesi ile de yeniden ana rahminde can bulup farklı bir zaman, mekân ve yaşamda yeniden doğmayı arzular.”62 Romanda Isık-Göl ve içinde seferler yapan
Romanda Maral Efsanesiyle ilintili olarak eski adıyla Enesay yeni adıyla Yenisey Irmağı özelinde akarsuların hayati önemi ve yüklendikleri işlevler ifade edilir: