18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Анонимный автор – Aytmatov Araştırmaları (страница 13)

18

Selam baba! Ben senin oğlunum, seni görmeye geldim!” -“Sen nasıl benim oğlum olursun, yarı insan, yarı balıksın!” -“Sen beni gemiye çıkar, senin oğlun oluveririm!” “Çok tuhaf! Pekala, gel de görelim!”.74

Babası ağ atarak kendisini sudan çıkartıp güverteye aldıktan sonra, kendisinin tekrar insana dönüşüp yeniden doğacağına inanır. Böylece yitik cennetine kavuşup ıstıraplarının sonlanmasını umut eder. Çocuk özne her ne kadar hayal âleminde güzel umutlarla yaşasa da hayal ile hakikatin çatışması olasılıkları üzerinde de durur. Örneğin babasıyla birlikte gemiden inip iskeleye yürüdüğünde babasının yeni eşi ve çocuklarının kendisini kabul etmemesi durumunda bütün umutlarının yıkılması ihtimalini düşünür. Çocuk özne tam bu endişesini gözünde canlandırırken Beyaz Gemi de görünmez olur, o gün için Beyaz Gemi masalı da son bulur. O günden sonra çocuk özne, Beyaz Gemi’yi ne yazık ki hiç göremeyecektir.

Kendisine Boynuzlu Maral Ana’nın kutsallığını anlatan dedesinin -baskı sonucu da olsa- Boynuzlu Maral Ana’yı elleriyle vurması sonrasında çocuk öznenin gözünde Maral Ana efsanesinin büyüsü bozulur. “Mümin Dede, kendisinin inandığı ve çocuğu da inandırdığı simgesel bir olguyu öldürmüştür;”75 Maral Ana’nın öldürülmesi “kutsal olanın katledilmesidir”.76 Çocuk özne için tek umut, balığa dönüşüp Beyaz Gemi’ye ulaşmaktır. Tüm değerleri ve umutları alt üst olan çocuk özne, yaşadığı dağların tamamen huzursuzluk mekânına dönüşmesi üzerine “Balık olarak kalsam daha iyi! Gideceğim buradan… Balık olmak istiyorum!”77 diyerek dedesinin evinden uzaklaşır. İnandığı değer, kendisinin en büyük kılavuzu tarafından yok edilen çocuk öznenin hayal/masal dünyasının büyüsü bozulur. Çocuk özne, olumlu niteliklerle donatılan, insancıl bir kişiliğe sahip, değerlerine bağlı Kulubeg’in gelmesine umut bağlasa da -tekrar hayal kırıklığı yaşamak istemediğinden olsa gerek- balık olup oradan uzaklaşmayı tercih eder. Olabildiğince hızla çaya yürüyen çocuk özne, çaya varır varmaz suya girer, akıntı onu alıp götürür. Romanın sondeyişi andıran kısmında anlatıcının şu ifadeleri oldukça çarpıcıdır:

(…) Hiçbir zaman balık olamayacağını biliyor muydun? Isık-Göl’e kadar yüzemeyeceğini, beyaz gemini göremeyeceğini ve ona ‘Selam Beyaz Gemi, ben geldim, ben!’ diyemeyeceğini biliyor muydun?

Çay boyunca yüzüp gittin çocuğum.78

Anlatıcının da dikkat çektiği üzere, balığa dönüşemeyeceğinin, yitik cenneti babasına kavuşamayacağının çocuk özne de farkındadır. Dedesinin inşa ettiği gölcüğe girerek tanık olduğu olumsuzluklardan/kötücül eylemlerden kısa süreli uzaklaşma yaşayan çocuk özne, kendisini suya bırakıp ölerek dünyanın kirinden tamamen arınmış olur. O daha önce çevresinde olup biten olumsuzluklardan ve huzursuzluklardan kaçmak için hayal âlemine sığındığı gibi, Boynuzlu Maral Ana’nın vahşice katledilmesini kabullenemeyince, çocuk vicdanıyla tepkisini göstermiştir. Bu durumu anlatıcı şu şekilde ifade eder:

Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin. (…) İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez.79

Mümin Dede torununa Maral Ana efsanesini anlatarak ve onu etraftaki kötülüklerden koruyarak gelenekle gelecek arasında bağ kurmaya çalışır. Ama romanın sonunda çocuğun suda boğulması da gösterecektir ki çocuğun temsil ettiği neslin gelenekle (koparılan) bağları (yeniden) kurulmak istense de bu çok zordur. Çocuk öznenin hayal ettiği gibi önce bedensel olarak balığa dönüşüp sonra yine tüm uzuvlarıyla insan olma şeklinde bir yeniden doğuş yaşaması mümkün olmaz. Süreç “doğanın isteği” yönünde “ölüm ve yeniden doğuş”80 şeklinde olur.

Mitolojik anlatılarda ve psikanalitik yorumlarda her ne kadar su, anneyle ya da ana rahmiyle özdeşleştirilse de bu eserde çay ve Issık-Göl babaya götürmesi hedeflenen araç olarak dikkati çeker. Çocuğun suyun içinde boğularak ölmesi yitik cenneti olan ana rahmine kavuşma şeklinde de yorumlanmaya müsait olmakla birlikte, çocuk özne hep babayı arzulamakta, onunla birlikte yaşama isteği öne çıkmaktadır. Bu romanda su daha çok, yitik cennet ya da aile saadetinin sembolü olma yönüyle öne çıkmaktadır. Çocuk özne tüm inançları alt üst olduktan sonra her ne kadar yitik cennetine/babasına kavuşamayacağının farkında olsa da onun körpe zihninde yine de bir umut taşıması yüksek ihtimaldir. Başının insan olarak kalıp bedeninin balık şekline dönüşmesini arzulaması, zekâ/akıl olarak insani özellikleri korumak istemesiyle ilintilidir. İnsani nitelik/özelliklerle Issık-Göl’ü aşmasının, Beyaz Gemi’ye ulaşmasının mümkün olmadığının bilincinde olduğu için hayallerine kavuşmak için tek bir seçeneği vardır: balıklar gibi yüzme yeteneğine sahip olmak. O nedenle önce bedensel olarak balığa dönüşüp sonra yeniden her bakımdan insan olup yeniden doğuşu arzular. Ne yazık ki eserin sonunda hayal ile hakikatin çatışması sonucu hakikat hayale baskın gelir, çocuk özne trajik biçimde ölür.

Aytmatov, Cengiz, Beyaz Gemi, Çev. Refik Özdek, Ötüken Yayınları, İstanbul 1999.

Bachelard, Gaston, Su ve Düşler maddenin imgelemi üzerine deneme, Çev. Olcay Kunal, YKY, İstanbul 2006.

Emeksiz, Abdulkadir, “İstanbul Folkloru”, Karaların ve Denizlerin Sultanı İstanbul, C. II, haz. Filiz Özdem, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2009, s. 255-283.

Fromm, Erich, Rüyalar Masallar Mitler Sembol Dilinin Çözümlenmesi, Çev. Aydın Arıtan-Kaan H. Ökten, Say Yayınları, İstanbul 2014.

Jung, Carl Gustav, Dört Arketip, Çev. Zehra Aksu Yılmazer, Metis Yayınları, İstanbul 2003.

Hançerlioğlu, Orhan, İnanç Sözlüğü (Dinler-Mezhepler-Tarikatler-Efsaneler), Remzi Kitabevi, İstanbul 1975.

Kaşkaoğlu, Özlem, “Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi Romanında Halk Edebiyatı Motifleri”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, S. 6/2, 2019, s. 1008-1016.

Ögel, Bahattin, Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar), C. 1, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1993.

Özher, Sema, “Beyaz Gemi Adlı Romanda Yüce Birey Arketipi”, Bilig, S. 37, Bahar 2006, s. 81-90. Öztürk, Özhan, Folklor ve Mitoloji Sözlüğü, Phoenix Yayınevi, Ankara 2009.

Şahin, İbrahim, “Beyaz Gemi: Simgenin Ölümü”, Uluslararası Her Yıl Bir Büyük Türk Bilgi Şölenleri 4./Cengiz Aytmatov, s. 200.;

https://www.academia.edu/37008262/Beyaz_Gemi_Simgenin_%C3%96l%C3%BCm%C3%-BC.05.10.2020.

Şahin, Veysel, “Aytmatov’un Beyaz Gemi Romanında Ötelerin Çağrısı ve Kaçış”, Cengiz Aymatov, Ed. Ramazan Korkmaz, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2009, s. 283-291.

Ebedî Olanın Sözcüsü Olan Yazar: Cengiz Aytmatov

SALİM ÇONOĞLU81

Peyami Safa, edebiyat eserinin asıl öneminin tarihîlikten mi yoksa ebedîlikten mi kaynaklandığını tartıştığı bir köşe yazısında, gerçek sanatçının ebedînin sözcüsü olduğunu vurguladıktan sonra şu tespiti yapar:

“Eski eserlerin, devirlerini ifade etmek bakımından, tarihî bir değerleri olduğuna şüphe yoktur. Fakat onlar sadece kültür tarihinin bir vesikasından ibaret değildirler. Öyle olsaydı onları edebiyat tarihçilerinden başka kimse okumazdı. Yüzlerce yıl evvele dair şiirleri bugün edebiyat tarihçisi olmayanların da ezberlemiş olmaları, bu eserlerin tarihî değerlerini sonsuz bir geleceğe doğru aşan, “her dem taze” güzellikler taşımalarındandır.” 82

Cengiz Aytmatov da Peyami Safa’nın ifade ettiği soydan sanatçılar gibi, her dem taze güzellikler taşıyan, kıymetini sadece bugünle sınırlamadan sonsuz bir geleceğe doğru aşan, milletine ait binlerce yıllık bir macerayı uzak nesillere duyuran bir ebedî sözcü kimliğiyle karşımıza çıkmaktadır. Aytmatov; İsmail Gaspıralı, Abdülhamit Süleymanoğlu Çolpan, Abdurrauf Fıtrat, Mikail Müşfik, Ahmet Cevad, Hüseyin Cavid, Ziya Gökalp ve burada adını sayamadığımız ama hatıralarıyla, ortaya koydukları eserleriyle bugün kalbimizde yaşayan ulusuna ve yurduna bağlı kahramanlar halkasının Kırgız coğrafyasındaki ebedî temsilcisidir.

Cengiz Aytmatov’un hayatı, babaları zorla evlerinden kopararak geride eşleri dul, çocukları yetim bırakan XX. yüzyılın en büyük trajedilerinden beslenir. XX. Yüzyıl iki büyük dünya savaşına sahne olmuş, özellikle II. Dünya Savaşı yıllarında, milyonlarca insan Stalin terörü sonucunda hayatlarını kaybetmiştir:

1937-1939 yıllan arasında uygulanan bu imha politikası sebebiyle, Sovyetler Birliği’nde yaşayan Türk topluluklarından bir milyondan fazla şair, yazar, gazeteci, din adamı, fikir adamı, eğitim görmüş okur-yazar olan her sınıftan insan, bu üç yıl içinde “halk düşmanı” ilan edilerek öldürülmüştür. Öldürülen şair ve yazarların adını anmak, eserlerini okumak ve bulundurmak şiddetle yasaklanmış, buna uymayanlar da aynı şekilde cezalandırılmışlardır. Sovyet rejimini ve ideolojisini benimsemeyen bütün insanların yok edildiği bu soy kırımı, tarihe “kızıl terör”, “kızıl kırgın”, “katağanlık” (yasak) yılları” ve “repressiya” olarak geçmiştir.83

Modern/medenî dünyanın o zamana dek karşılaştığı ve bugün de yaptığı gibi sadece uzaktan seyretmekle yetindiği en büyük trajedilerden biridir bu. Aytmatov’un yaşadığı coğrafya “ölüm saçan makineler dünyası” haline gelmiştir. Bu büyük trajedi karşısında Albert Camus “Başkaldıran İnsan” adlı eserinde: “Kardeş insanların bu katliamı ile karşılaşan ozanlar bile, kendi ellerinin temiz olduğunu kıvanç ve övünçle haykırıp açıklıyorlar.”84 Derken, Aytmatov da Camus’un haykırdığı gerçeklerin dünyasında bulmuştur kendini.