Анонимный автор – Aytmatov Araştırmaları (страница 7)
Boynuzlu Maral Ana Efsanesi: Kırgız Türklerinin türeyiş destanı olan bu efsane,
Romanda Ruslar tarafından dinsiz ve milliyetsiz bir mankurt olarak yetiştirilen Mümin Dede’nin damadı Orozkul’un çocuğu olmaz ve Boynuzlu Maral Ana efsanesine de inanmaz. Mümin Dedenin isimsiz torunu Orozkul amcasına çocuk vermesi için Maral Anaya yalvarır. Bu romanda aslında isimsiz torun, yeni Türk nesilleridir. İsmi yoktur, çünkü Ruslar tarafından isimleri, Türk isimleri ve Türk isminin gereği olan millî değerleri yok edilmiştir. Ana babası tarafından terk edilmesinin simgesel karşılığı şudur: 1917’den itibaren Komünizm rejimi, yeni nesil Türkleri ana babalarını yani atalarını, tarihlerini, milliyet ve dinlerini yok etmiştir. Bu çocuğun dedesine sığınmasının simgesel karşılığı da dedenin Komünizm öncesi dönemi yani Müslüman Türk kimliği dönemini temsil etmesidir. Dolayısıyla Müslüman Türk milletinin üç nesli gündeme getirilir. Buna göre 1917 öncesi dönem Mümin Dede’nin temsilciliğinde millî ve dinî kimliğimizin devam ettiği dönemdir. Nitekim isim de “Mümin”dir yani İslam’a inanan kişi demektir. Ana baba âdeta kayıptır, yok gibidir. Bu ikinci nesil olan ana baba nesli, Komünizm dönemini temsil eder ve Ruslar tarafından yok edilmiş bir nesildir. İsimsiz çocuk da üçüncü nesli temsil eder. Bu nesil Komünizm rejiminden kurtulup Mümin Dede’ye yani Komünizm öncesi Müslüman Türk dönemine sığınmıştır. Ancak Müslümanlık ve Türklük değerlerine sahip çıkarak kurtuluşa erecek ve millet olarak var olacaktır. O bakımdan Mümin Dede torununu damadı Orozkul’un kötülüklerinden, dinsizliğinden uzak tutmaya çalışır. Mümin Dede’nin torununa Türk destan ve efsanelerini anlatması aslında bu nesli tarihsel millî kültür mirasıyla tekrar buluşturması demektir. Çocuğun yetim olması, Komünistler tarafından anasız babasız, kültürsüz, dinsiz olarak yetim bırakılan nesli temsil eder.
Çocuk, babasının kutsal Türk mekânı olan Issık Göl’deki
Nayman Ana Efsanesi: Çok eski zamanlarda Kalmuk-Kırgız savaşlarında her iki taraf birbirlerinden aldıkları esirleri hayvan çobanı olarak kullanırlardı. Bu esirlerin kaçmalarını ya da başka türlü zararı ve tehlikeli hale gelmelerini önlemek için onları mankurtlaştırma yoluna giderlerdi. Mankurtlaştırma işlemi de şöyle yapılıyordu: Esirin kafası tamamen kazınır, hiç saç kılı kalmaz. Çıplak kafaya şire denilen yeni kesilmiş deve derisi şapka gibi geçirilir. Kenarlarından iple sıkıca bağlanır. Eli ayağı bağlanıp sıcak güneş altında üç beş gün aç susuz bırakılır. Deri kurudukça başını sıkar, kemikleri sızlatır, yeni çıkan saç kılları geri batar, iğne gibi tüm duyu sinirlerini öldürür. Ölen ölür ölmeyenin da böylece hafızası yok olur. Adını, ailesini, soyunu, milletini, tarihini, kültürünü, dinini her şeyini unutur. Bundan sonra efendisi ona yeni bir kimlik verir. O ne derse onu yapar, onun emirlerinden dışarı çıkmaz. Böylece esir artık bir mankurt olmuştur.
Bu efsane, Aytmatov’u çok etkilemiş ve bunu
Nayman Ana, oğlu Colaman tarafından öldürüldükten sonra başındaki beyaz yazma rüzgârda uçar ve Dönenbay kuşu olur. Bu kuş, karşılaştığı her insana “Senin baban Dönenbay, senin baban Dönenbay” diye seslenir. Bunun simgesel değeri de şudur: Atalar ruhunun Türk nesline kendi tarihini, kimliğini, kültürünü, dinini sürekli hatırlatmasıdır.
Cengiz Aytmatov gerçekte Rusların Türkleri mankurtlaştırması ile ilgili olarak şu açıklamayı yapar: “
Ailesinin Hayatı: Aytmatov’un roman ve hikâyelerini besleyen ana kaynaklardan biri ailesinin yaşantıları, başına gelenlerdir. Özellikle Sovyetler Birliğinin Komünist rejimine bağlı olmasına rağmen bu rejim tarafından sadece 20 dakikalık bir sorgulama sonucunda kafasına kurşun sıkılarak acımasızca öldürülen babası Törekul’un trajedisi onu çok etkilemiştir. Bu olay, onun birçok eserinde etkilerini göstermiştir.
Köyünde okuma yazma bilen köylülerin sözüne değer verdiği bir kişi olan ziyalı yani aydın ninesi de Aytmatov’u etkilemiştir. Ninesi yazara çocukluğunda hem Kırgız Türkçesini hem de Kırgız Türk folklorunu, masallarını, destanlarını, türkülerini öğretmiştir. Ondan öğrendiği tarihsel millî kültür birikimi onun eserlerinin başlıca kaynaklarından biridir.
Cengiz Aytmatov, Sovyetler Birliğinin Komünist Rejimini bizzat yaşamış, bu rejimin uygulamalarını görmüş, duymuş, değişik yollarla haberdar olmuş bir Türk yazarı ve aydınıdır. O bu rejimin bütün olumsuz uygulamalarından derinden etkilenmiş ve eserlerini bunların etkisini yansıtacak şekilde yazmıştır. Onun eserleri bir bakıma Komünist rejimin insan, tarih ve tabiat düşmanlığına, yıkımına bir tepki mahiyetindedir.
a. İnsan Düşmanlığı: Rusların işlettikleri bu Komünist rejim, insan gerçeğini, insan fıtratını, insan özgürlüğünü yok saymış, âdeta insanı bir böcek gibi görerek acımasızca ezmiştir. Devlet, rejim ve toplum adına fert yok sayılmıştır. Nitekim Komünistler, düşünen, bilen aydınlara tahammül edememiş ve 138 Kırgız Türk aydınını katletmiştir. Bunlar Bişkek’in hemen kıyısında bir toplu mezarda; Ata-Beyit adlı anıt mezarda yatmaktadır. Aytmatov’un kendisinin de sonradan defnedildiği ve babasının da yattığı bu Ata-Beyit toplu mezarı yazarın eserlerinin ilham kaynaklarından biri olmuştur. Büyük bir insanlık trajedisinin bir göstergesi ve belgesi olan bu mezarlık Aytmatov’u çok etkilemiştir. Nitekim
b. Tarih ve Kültür Düşmanlığı: Ayrıca Komünist rejim, tarih düşmanı olmuştur. Özellikle bizim millî hafızamız olan Türk tarihini silmeye, yok etmeye çok çalışmış ve bu alanda bir hayli mesafe almıştır. Aytmatov, bunun da farkında olarak eserleriyle buna da tepki koymuştur.
c. Tabiat Düşmanlığı: Komünist rejiminin insan ve tarih düşmanlığının yanında üçüncü önemli tahribatı tabiat alanında olmuştur. Yine rejim, devlet ve toplum adına ya da başka gerekçelerle tabiatın özgün yapısı, doğal dengesi yok edilmiştir. Aytmatov eserlerinde bu evrensel meseleye de yer vermiştir.
Nitekim