Анонимный автор – Ali Akbaş Armağanı (страница 22)
Zamana ve zamana olanın tahribine karşı güçlü bir direnç
Tabiilik, millîlik, yerlilik ve özgünlük:
Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, erenler ve alp-erenlerin nefesiyle
Modern dünyanın kafese kapattığı/kapattırdığı çocuklarımıza duymamız gereken suçluluk
Unutulan, unutturulmaya çalışılan, itilip- kakılan Kerkük isyanı:
Elbistan’a, Buhara’ya, Semerkant’a, Altaylar’a, Çanakkale’ye, Ural’a, Hazar’a, Aral’a bitmeyen özlem
Köklere bağlılık: “Klasiklerle beslenmeyen yeninin kalıcı olamayacağı ve ancak geçmişten, yâni maziden güç alarak yeniyi kurabiliriz.”
SÖNMEZ KOR
Tahir KAHHAR
O kendine özgü şairdir, başkalarından farklı olarak geleneksel yönlerden kaçar ve değişiklik sağlamaya çalışır, şiirlerinde belli bir şekil endişesi gözetmez.
AY ve GÖK
-Türkiyeli şair Ali Akbaş’a-
Sonbaharda turna kuşunun göçmesi doğal fenomendir. Dolayısıyla bu olay mevsimin sonlandığını anlatıyor. Oysa onların yaşadıkları güzel hayatın geride kalması çok üzücü bir şeydir aslında. Şair bu çizgiyi şiirlerinde yansıtırken, kendisine çağdaş olan uzak- yakın kişiler gözünün önünden göçmen kuşlar gibi geçer, onların yüzü, ruhu, gönül dertlerini düşünür ve hisseder…
Ali Akbaş tüm güzel şairler gibi vatan, yurt sevdalısı! O bütün Türk milletinin, topraklarının, medeniyetinin, geçmiş tarihi ve fedakâr insanlarının aşığıdır! O yüzden okuyucu Ali Akbaş’ın şiirlerini okurken, Türkiye’nin bugünü ve geçmişi hakkında bilgiye sahip olmakla beraber Türk milletinin tefekkürü ve ruhunu da hissedecektir.
Şairin eserlerinde konu çoğunlukla Türk Dünyası ile ilgilidir. Özellikle Azerbaycan, Tatar, Kazak, Özbek, Türkmen, Kırgız, Saha, Kırım-Tatar, Kerkük vb. ülkelerinin güzel tabiatı ve fedakâr insanları hakkında yazdıkları övgüyü hak ediyor. Şair bu çizgileri okuduğu kitaplardan esinlenerek değil, aksine gezilerinden, gördüklerinden kaynaklanarak kendi şiirlerine “döktü”. Mesela, Özbekistan seyahatinden kaynaklanan
Kısacası, Ali Akbaş şiirleri okuyucunun gözünün önünde Türk Dünyası haritasını, Türk insanının duygularını, ruhunu çizmekle zevk sunar.
Bu özelliğiyle Ali Akbaş’ı iyice takip etmek gerekir: o hem hece hem de serbest hareket edebilen bir şairdir. Gazelleri, tuyuğu da vardır. Öyle bir özelliği taşıyan şiirleri de var ki, şair mısraları ipliğe dizerken hiç bir yerde noktalama işaretleri kullanmıyor. Dolayısıyla bu durum daha derin anlamlar verir, okuyucuyu daha ince düşünmeye davet eder. Ali Akbaş’ı izlerken, aynı şiirde hatta karışık hecelerle de karşılaşırsınız. Yeri gelmişken şunu belirtmek gerekir ki, o kendine özgü şairdir, başkalarından farklı olarak geleneksel yönlerden kaçar ve değişiklik sağlamaya çalışır, şiirlerinde belli bir şekil endişesi gözetmez. Yalnız hangi tarzda yazılmış olursa olsun bu şiirlerin ortak özelliği müzikal ve sade oluşlarıdır.
Yeri geldiğinde Ali Akbaş’ın özellikle Özbek edebiyatının Türk Dünyası’nda ve Türkiye’de tanınmasında hizmet verdiğini söylemek gerekir.
Yetmiş yaşını aşmış, hâlen dünya derdi ile yanıp ateşlenmekte ve hizmet peşinde koşmaktadır. Bence şairin her güzel şiiri, koru sönmez bir ateştir. Şair Ali Akbaş yaratıcılığının ateşi de sönmezdir.
USTALIĞI GİBİ İTİBARI VAR, İTİBARI GİBİ USTALIĞI
Todur ZANET
Onu ilk gördüğünde bir kere bile o bir şair ya da literatür adamı demeyeceksin. O, milyonlarca insan gibi, sıradan bir insan.
Bu dünyaya zaman zaman milyonlarca şair gelir. Onların kimileri, su gibi akıp gider. Kimileri, kuvvete hizmet edip ceplerini altınla doldurup, sonunda dibe batar. Kimileri, durmaksızın “ban! ban!” bağırıp, hep üstte olmaya çalışırlar ama içleri, eserleri boş olduğu için, şamandıra gibi, su üstünde oynarlar, sonunda ise öldüklerinde kaybolurlar. Bu sırayı daha çok uzatabiliriz ama Allah’a şükrederiz ki, o boşların arasında ara sıra dünyaya halis, usta ve millî şairleri de yolluyor. Onların eserleri binlerce yıl insanların aklında, kalbinde, fikirlerinde kalıyor. Öyle şairlerden biri de Ali Akbaş. O bugünkü Türkiye’nin, Türk Dünyası’nın en büyük şairleri arasında bulunuyor.
Bu laflardan hiç korkmuyorum zira onun şiirlerini okudum, biliyorum. Onun şiirleri halkının derin köklerinden, onun çalışkan ellerinden, tarlanın toprak kokusundan, ananın pak ekmeğinden gelir. O sıcaklıktan seni seven yakınlarından, milletinden gelir. Ana sütünden ve ana dilini, millî kültürünü kalbine almaktan, kanına girmekten gelir. Bunların hepsini sen milletinden borç, ödünç alırsın sonra, vakit geldiğinde, uğraşırsın bunları şiirlerinde anlatmaya milletine borcunu ödemeye, ödüncünü geri vermeye. Her seferinde bunu yapmayı başarırsın onları öyle temiz, öyle duygulu, geri çevirirsin, seni
Bu lafların, cümlelerin hepsi büyük şaire, Ali Akbaş’a, uyar. Onların hepsini zamanla aldı, şiirlerinde halkına geri çevirdi, çeviriyor. Karınca gibi, durmadan çalıştı, ustalığını inceledi, ustalığıyla ağırlaştı, ağırlaştıkça usta oldu, Ali Akbaş bununla Türk halkı, Türk Dünyası tarafından tanındı, millî şair oldu.
Onu ilk gördüğünde, bir kere bile o bir şair ya da literatür adamı demeyeceksin. O, milyonlarca insan gibi, sıradan bir insan, çiftçi de olsun, doktor da, mühendis de. Bunu düşünerek ya da hiç düşünmeyerek, onun yanından habersizce nicesi geçer, bu geçişte o insanla tanışmamak en büyük kayıplardan birisi olacaktır. Ama kısmetinde varsa o insanın sana bir bakışından anlayacaksın ne derinlik var onun gözlerinde, ne keskin akıl sahipliği oradan yayılıyor. En büyük kısmet düşecek o zaman, usta sana laf atacak, onun yavaş, yağ gibi sesinden, tatlı-şıralı hem ince laflarından, anlayacaksın ne geniş ne verimli bir sanat dünyası var onda. Anlayacaksın, ne kadar sonsuz ince onun iç dünyası, insana insanlığı, ne kadar açık canlı, olgun onun duyguları. Zira bunların hepsi tatlı meyveler olmuş, onun şairlik ağacının dallarında.
Bana bu büyük şairle tanışmak kısmet oldu. O meyvelerinden tatmak… Allah’a şükrederim. Avrasya Yazarlar Birliğinde, Ali Akbaş Genel Kurul Başkan yardımcısı olarak bütün Türk Dünyası’yla,
Can abimin şiirlerini Gagavuz diline çevirirken, daha doğrusu onları Gagavuzcaya uygunlaştırırken dilimize ne kadar yakın olduğuna şaşırdım. Can özünden sızan, duygularımıza uyuyor. Şükür sana, büyük Usta Ali Akbaş!
Bugün kendimin