реклама
Бургер менюБургер меню

Анна Франк – Anne Frank'ın Hatıra Defteri (страница 13)

18

Belki de başına gelen ani değişiklikten dolayı afallamıştır ve kafası karışmıştır. Onun dışında iyi adam.

Bay Dussel, özlediğimiz dış dünyadan bahsetti bize. Üzücü şeylerle karşılaşmış. Sayısız arkadaşı ve tanıdığı kötü kaderlerine mecbur kalmışlar. Her gece, yeşil ve kırmızı askerî araçlarla gelip, her kapıyı çalarak içeride yaşayan bir Yahudi olup olmadığını öğreniyorlarmış. Eğer varsa tüm aileyi kollarından tutup götürüyorlarmış. Eğer yoksa diğer evlere sormaya gidiyorlarmış. Saklanmak da bir işe yaramıyormuş çünkü ellerinde listelerle kapı kapı dolaşıp kimi aradıklarını ve nerede daha çok Yahudi yaşadığını biliyorlarmış. Sıklıkla kelle başına para ödüyormuş aileler. Sanki eski zamanlardaki köleleştirme şekli bu. Şaka gibi ama gerçek. Akşam oldu mu aklıma masum insanlar geliyor. Çocuklarıyla birlikte, başkalarının dediğini yapmak zorunda olan ve uzun yollar yürüyen aileler… Dayaktan ve işkenceden kaçmak için onların her dediğini yapmak zorunda olan insanlar… Kimseye acıma yok. Çoluk çocuk, genç, yaşlı, hamile demeden hepsi o trenlere bindiriliyor ve infaza götürülüyor.

Biz oradan kaçarak çok büyük bir şans elde ettik. Şimdi nasıl da mutluyuz. Her ne kadar hâlimiz vaktimiz yerinde de olsa oradaki insanlara yardım edemediğimiz için üzülüyoruz. Orada dostlarımız, tanıdıklarımız var. Canım arkadaşlarım dışarıda perişan hâldeyken ben sıcak yatağımda nasıl içim rahat yatabilirim ki?

Yakın arkadaşlarımın, dünyanın en acımasız varlıklarının elinde olduğu düşüncesi kalbime bir bıçak gibi saplanıyor.

Ve tüm bunların sebebi Yahudi olmaları…

20 Kasım 1942, Cuma

Sevgili Kitty,

Artık nasıl davranmamız gerektiğini gerçekten bilmiyoruz. Şimdiye kadar Yahudiler ile ilgili pek çok haber aldık ve elimizden geldiği kadar moralimizi yüksek tutmaya çalıştık. Bazen Miep, dostlarımızla ilgili kötü haberler getirince, annem ve Bayan van Daan dayanamayıp ağlamaya başlarlardı. O zaman, Miep bir daha böyle şeylerden bahsetmeme kararı aldı. Fakat şimdi Bay Dussel soru bombardımanına tutuyor bizi. O kadar vahşice şeylerden bahsediyor ki insan bunları beyninden kazıyamıyor. Tüm bu kötü haberler azalırsa belki eski şaka ve sataşma dolu günlerimize dönebiliriz. İçimizi karartmanın kimseye bir faydası yok. Gizli Ev’i, Melankoli Evi’ne dönüştürmenin bir mantığı yok.

Ne yaptımsa, gidenleri düşünmeyi bırakamadım. Bir şeye kahkaha attığımda duraksıyorum ve neşemin utanç verici olduğu aklıma geliyor. Tüm gün ağlamam mı gerekiyor? Yok, bunu da yapamam. Bu da geçecek, bugün değil ama bir gün…

Bu üzüntülerime bir şey daha eklendi ama bu biraz daha kişisel kalıyor. Çektiğimiz sıkıntıların yanında incir çekirdeğini bile doldurmayacak bir şey. Hâlâ kendimi terk edilmiş hissediyorum. Bu öyle bir boşluk hissi ki her yanımı sarıyor. Önceden etrafımda arkadaşlarım olduğu ve güzel zamanlar geçirdiğim için bu hissi pek kafama takmazdım. Ama şimdi ya kendi mutsuzluğumu ya da olan biteni düşünüyorum. Şunu fark ettim ki babam bile ne yaparsa yapsın önceki dünyamın yerini alamaz. Annem ve Margot’a karşı beslediğim hislere gelince, o hisler çok uzun zaman önce öldü.

Neden böyle aptalca şeyler anlatarak seni sıkıyorum? Çok nankörüm ben Kitty. Söylediklerim bana bile ağır geliyor ve sürekli bunları düşünmekten kafam kazan gibi oldu.

28 Kasım 1942, Cumartesi

Sevgili Kitty,

Çok fazla elektrik kullandığımız için bize verilen sınırı aştık. Sonuç: Fazlasıyla tasarruflu olunacak zamanlar ve elektriğin kesilmesi. Tamı tamına on dört gün ışıksızız, ne güzel değil mi? Kim bilir, belki o kadar uzun sürmez. Saat dört dört buçuk gibi içerisi kitap okuyamayacağım kadar karanlık oluyor. Biz de zaman hızlı geçsin diye eğlenceli şeyler yapıyoruz. Birbirimize tekerleme söylüyoruz, karanlıkta spor yapıyoruz, İngilizce veya Fransızca konuşuyoruz, okuduğumuz kitaplardan bahsediyoruz… Tabii bir süre sonra bunlar da sıkıyor. Dün akşam yeni bir vakit geçirme yöntemi buldum. İyi bir dürbünle, komşulardan birinin ışığı yanan odalarını gözetledim. Gündüz vakti perdeyi bir santim bile açamıyoruz ama gece açmanın bir zararı yok.

Komşuların hiç bu kadar ilginç olabileceklerini hayal etmemiştim. En azından bizimkilerin. Bazıları yemek yiyordu, bir aile film izliyor, karşıdaki binalardan birindeki bir diş doktoru da korkan yaşlı teyzeyi muayene ediyor.

Çocuklarla çok iyi anlaştığı ve onları çok sevdiği söylenen Bay Dussel, eski moda çocuk yetiştirme yöntemleri ve terbiyeleri üzerine vaaz veriyormuş. Olaya bak! Ben de tuttum bu harika beyefendiyle zaten dar olan odamı paylaştım. İyi terbiye edilmemiş üç gençten biriyim ben. Onun için bazı nasihatleri görmezden geliyorum. Bununla kalsa yine iyi, bu beyefendi ispiyonlama işi için annemi tercih ediyor. Eğer Bay Dussel’dan esen soğuk hava rüzgârlarının ucu bana dokunuyorsa annem söylenmeye başlıyor. Artık top bende demektir. Eğer söylenenlere kulak asmamışsam beş dakika sonra Bayan van Daan uslu durmamı söylüyor ve esinti devam ediyor.

Her şeye kusur bulan bir ailenin iyi terbiye edilmemiş çocuğu olmak hiç de kolay bir şey değil.

Akşam olunca yatağıma çekilip kabahatlerim ve eksik yönlerim üzerine kafa yoruyorum. Kafamda kırk tilki dolanıyor ve o anki ruh hâlime bağlı olarak ya gülüyor ya da ağlıyorum. Sonrasında ya olduğumdan daha farklı olmak ya da farklı davranabilmek gibi değişik şeyleri düşleyerek farklı bir duygu içinde uyuyakalıyorum.

Senin de kafanı karıştırıp duruyorum. Kusura bakma ama bazı şeyleri sineye çekemiyorum. Kendimi yetersiz hissettiğim zamanlarda bu defterden uzaklaşamıyorum. Yani yukarıda yazdıklarımı tekrar okumamanı ve yazacaklarımın üzerinde çok durmamanı öneriyorum çünkü bunlara bir çözüm yolu bulamazsın!

7 Aralık 1942, Pazartesi

Sevgili Kitty,

Hanuka ve Aziz Nikolas Bayramı, bu yıl neredeyse aynı zamana denk geliyordu. Aralarında yalnızca bir gün vardı. Hanuka için çok bir şey yapmadık, birkaç mum yakarak birbirimize ufak tefek hediyeler verdik. Çok mumumuz yoktu. Onları sadece on dakikalığına yakabildik ama söylediğimiz şarkıların yanında bunun pek bir önemi yoktu. Bayan van Daan, tahtadan menora dediğimiz yedi kollu şamdandan yaptı ve her şey halledildi.

Cumartesi günkü Aziz Nikolas Bayramı çok daha eğlenceli geçti. Yemek boyunca babamla fısıldaşan Bep ve Miep’in neler konuştuklarını merak ettik. Ortada bir plan var gibiydi. Tam tahmin ettiğim gibi, saat sekizde zifirî karanlık olan koridordan geçerek alt kata indik. (Çok ürpermiştim ve sağ salim yukarı çıkmayı diliyordum.) Penceresi olmayan bir odaya geldik ve ışıkları açtık. Ardından babam büyük dolabı açtı.

“Ne kadar harika!” diye bağırdık hep bir ağızdan.

Köşedeki büyük sepetin içinde bugüne özel rengârenk süslemeler ve bir adet Kara Peter maskesi vardı.

Sepeti aldığımız gibi üst kata çıktık. İçinde herkes için küçük hediyeler vardı. Hediyelerin yanına da onlarla uyumlu mâniler yazılmıştı. Bu özel günde insanların birbirine yazdığı mânileri bilirsin, onlardan bahsetmeme gerek yok.

Ben bir tane oyuncak bebek aldım. Babam da kitap desteği aldı. Her şey çok güzeldi. Daha önce bu günü kutlamayan sekiz kişi için güzel bir başlangıç oldu.

Not: Bizim de aşağıdakiler için hediyelerimiz vardı. Hepsi de iyi günlerimizden kalma şeylerdi. Miep ve Bep, hediyeden ziyade her zaman para verilmesini tercih ederler.

Bugün, Bay Voskuijl’in Bay van Daan için küllük, Bay Dussel için çerçeve, babam için de kitap desteği yaptığını öğrendik. İnsanın kendi elleriyle böyle akıllıca şeyler yapabilmesi bana inanılmaz geliyor.

10 Aralık 1942, Perşembe

Sevgili Kitty,

Bay van Daan et, sosis ve baharat işiyle uğraşıyor. Firmaya tercih edilme nedeni baharat bilgisiymiş. Onun için sosis bilgisi işimize çok yarıyor.

Zor zamanlarımız için konserve yaparız diye pek çok et aldık. (Merdiven altı tabii.) Bay van Daan bunları sucuk ve sosis yapmaya karar verdi. Etlerin tam üç kez öğütücüden geçirilmesini izlemek çok eğlenceliydi. Ardından etlere birkaç harç eklendi ve uzun çubuklar yardımıyla bağırsaklara dolduruldu. Öğle yemeğinde sucuk ve Alman usulü lahana turşusu yedik. Saklayacağımız sosislerin çok iyi kurumuş olması lazımdı ki onları bir iple tavana gererek asabilelim. Odaya gelenler bu görüntü karşısında gülüyor. Gülünmeyecek gibi değil ki!

Mutfak savaş alanı gibi. Eşinin mutfak önlüğünü giyen Bay van Daan olduğundan daha şişman gözüküyordu ve etlerle uğraşıyordu. Elleri kan içinde, yüzü kıpkırmızı, önlüğü desen batmış hâlde tam bir kasap gibiydi. Bayan van Daan tek seferde pek çok işle ilgileniyordu. Bir yandan bir kitap yardımıyla Hollandaca çalışıyor, aynı zamanda çorba karıştırıyor, etleri kontrol ediyor, kırılan kaburga kemiğinin acısına söyleniyordu. Yaşını başını almış hatunlar(!) popolarındaki fazla yağdan kurtulmayı umarak böyle aptal sporlar yaparsa olacağı bu! Dussel’in gözü mikrop kapmıştı ve ocağın yanında gözüne papatya çayı bastırıyordu. Pim, pencereden içeri gelen güneş ışığını karşısına almış oturuyor, sandalyesini bir o yana bir bu yana döndürüyordu. Romatizması azmış olabilir diye düşündüm çünkü hafiften kamburu çıkmış vaziyette oturuyor ve yüzünde acı çeken bir ifadeyle Bay van Daan’ın gözüne bakıyordu. Onu görünce aklıma fakirhanedeki yaşlı yatalaklar geldi. Peter desen, Mouschi ile odada koşuşturuyordu. Annem, Margot ve ben haşlanmış patates soyuyorduk. Şunu söylemeliyim ki hepimiz Bay van Daan’ı seyretmekten kendi işimizi doğru dürüst yapamıyorduk.