Альфред Адлер – Yaşamın Anlamı ve Amacı (страница 5)
İkinci Kısım
Zihin ve Beden
İnsanlar her zaman zihnin mi bedene yoksa bedenin mi zihne hükmettiği konusu üzerine tartışmışlardır. Düşünürler de tartışmaya katılmışlar ya bir tarafı ya da diğerini seçmişler ve kendilerine idealist ya da materyalist demişlerdir. Bu konuda binlerce sav ortaya atmışlar ancak sorun her zaman olduğu gibi çekişmeli ve belirsiz kalmıştır. Belki bireysel psikoloji çözüme yönelik biraz yardım sunabilir. Çünkü bireysel psikolojide zihin ve bedenin canlı etkileşimiyle karşı karşıyayız. Burada tedavi edilmesi gereken birileri (zihin ve beden olarak) karşımızdadır ve şayet tedavimiz yanlış temeller üzerine dayanırsa bireye yardımcı olmakta başarısız oluruz. Teorimiz kesinlikle deneyimlerden gelişmeli, muhakkak uygulama deneyine dayanmalıdır. Bu etkileşimlerin arasında yaşıyoruz ve doğru bakış açısını bulmak konusunda en büyük güçlükle karşı karşıyayız.
Bireysel psikolojinin bulguları bu sorun hakkındaki yükün büyük bir kısmını ortadan kaldırır. Artık sorun basit bir “ya bu ya da şu” sorunu değildir. Hem zihnin hem de bedenin aslında yaşamın dışavurumu, yaşamın bütününün ayrılmaz parçaları olduğunu anlıyoruz. Ve bu bütün içerisinde karşılıklı olarak birbirleriyle ilişkilerini anlamaya başlıyoruz. İnsanın yaşamı devingen bir varlığın yaşamıdır ve sadece bedenini geliştirmek onun için yeterli olmayacaktır. Bir bitki kök salar, bir yerde kalır ve hareket edemez. Bu yüzden de bir bitkinin zihninin olduğunu keşfetmek çok şaşırtıcı olurdu. Ya da en azından bizim kavrayabileceğimiz türden bir zihnin varlığından bahsetmek. Şayet bir bitki tahminde bulunabilseydi ya da sonuçları öngörebilseydi bu becerisinin hiçbir yararı olmazdı. Bitki için “İşte birisi geliyor. Bir dakika içinde beni ezecek ve ayaklarının altında öleceğim,” diye düşünmesinin ne gibi bir avantajı olurdu? Neticede bitki hâlâ hareket edip adamın yolundan çekilemez.
Bununla birlikte tüm devingen canlılar tahminde bulunup hangi yöne gidebileceklerine karar verebilir. Bu gerçeklik zihinleri veya ruhlarının olduğunu varsaymayı gerekli kılar.
“Elbet vardır duyuların,
Yoksa kımıldayamazdın.”2
Bu hareket yönünü önceden görme yetisi zihnin temel ilkesidir. Bunu fark eder etmez zihnin bedene nasıl hükmettiğini, eyleme geçme hedefini nasıl belirlediğini anlayabilecek bir noktaya varırız. Ancak sadece bir andan bir başka ana rastgele bir hareketi başlatmak hiçbir zaman yeterli değildir. Bunca çabanın bir amacı olmalıdır. Hareketin yöneleceği noktayı belirlemek zihnin işlevi olduğundan yaşamda hâkim bir konumda yer alır. Öte yandan beden de zihni etkiler. Hareket ettirilmesi gereken bedendir. Zihin bedeni ancak bedenin sahip olduğu imkânlar ile bedenin geliştirmeyi öğrendiği diğer imkânlar doğrultusunda harekete geçirebilir. Şayet örneğin zihin bedeni Ay’a götürmeyi tasarlarsa bedenin sınırlarına uygun bir teknik geliştirmedikçe başarısız olacaktır.
İnsanlar hareket etmekle diğer bütün canlılardan daha çok meşguldürler. Sadece daha çok biçimde hareket etmekle kalmazlar, ayrıca ellerinin karmaşık hareketlerinde de görebileceğimiz gibi hareketleri sayesinde etraflarındaki çevreyi de hareket ettirmede daha beceriklidirler. Bu nedenle de öngörme yeteneğinin en çok insan zihninde gelişmiş olabileceğini ve konumlarının tümünü etraflarını çevreleyen tüm koşullara göre geliştirmeye yönelik amaçlı çabanın en bariz örneğini temsil edebileceklerini beklememiz gerekir.
Dahası, her insanda kısmi hedeflere yönelik tüm kısmi hareketlerin ardında tek bir kapsamlı hareket olduğunu keşfedebiliriz. Çabalarımızın tümü güvenlik duygusunu elde edebileceğimiz bir konuma yöneltilmektedir; yaşamın tüm zorluklarının üstesinden gelindiği ve sonunda etrafımızı çevreleyen tüm koşullarla bağlantılı olarak nispeten güvende ve galip gelmiş olma hissi. Bu amacı göz önünde bulundurarak tüm hareketlerin ve dışavurumların eşgüdümlü olup bir bütünlük yaratması gerekir: Zihin sanki nihai kusursuz bir hedefi başaracakmış gibi gelişmeye mecburdur. Aslında bedenden hiçbir farkı yoktur. Beden de bir bütünlük oluşturmayı amaçlar. Yine beden de hücrelerinde önceden var olan kusursuz bir hedefe yönelik gelişim gösterir. Örneğin eğer deride kesik olursa vücudun tamamı bunu yeniden onarmakla meşgul olur. Ancak beden potansiyelini açığa çıkarma konusunda tek başına bırakılmaz. Gelişiminde zihin ona yardımcı olabilir. Alıştırma ile eğitimin ve genel olarak da temizliğin değerinin ne denli önemli olduğu ispatlanmıştır. Üstelik bunların tümü, nihai hedefine ulaşma çabasında bedene zihnin sağladığı araçlardır.
Bu büyüme ve gelişim ortaklığı yaşamın ilk günlerinden başlayıp kesintisiz bir biçimde sonuna dek sürer. Beden ile zihin tek bir bütünün ayrılmaz parçaları olarak işbirliği içindedir. Zihin tıpkı bir motor gibi bedende keşfedilebileceği tüm gizli güçleri yanında sürükleyerek bedeni tüm zorluklar karşısında güvenli ve üstün olabileceği bir konuma taşımaya yardımcı olur. Bedenin her hareketinde, her bir dışavurum ve belirtide zihnin amacının etkisini görebiliriz. Bir insan hareket eder ve bu hareketi bir anlam taşır. Gözlerini, dilini, yüzünün her bir kasını hareket ettirir. Böylece yüzünde bir ifade belirir ve bir anlam taşır. Bu anlamı buraya yerleştiren zihindir. Artık psikolojinin ya da zihin biliminin gerçekte neyle ilgilendiğini anlamaya başlayabiliriz. Psikolojinin çalışma alanı bir bireyin tüm ifadelerine ilişkin anlamı keşfetmek, amacına açığa çıkaran anahtarı bulmak ve bu amacı diğerlerinin amaçlarıyla karşılaştırmaktır.
Nihai güvenlik hedefine ulaşma çabasında zihin her daim bu amacı somutlaştırma gereksinimiyle, “güvenlik belirli bir noktada bulunuyor ve bu noktaya da belirli bir yönde ilerleyerek varılır” hesabını yapmakla yüzleşir. Şüphesiz burada bir hata yapma olasılığı da mevcuttur. Ancak belirli bir hedef olmadan ve bu hedefe gidecek doğrultuyu belirlemeden hiçbir ilerleme kaydedilemez. Şayet elimi kaldırıyorsam bu hareket için zihnimde halihazırda bir amaç olmalıdır. Zihnin belirlediği hareketin doğrultusu gerçek yaşamda felaketle sonuçlanabilir ancak zihin bu doğrultuyu yanlışlıkla en avantajlı olarak algıladığı için seçilmiştir. Bu sebeple psikolojik hataların hepsi hareket doğrultusunun seçiminde yapılan hatalardır. Güvende olma hedefi tüm insanlara özgü bir hedeftir ancak bazı insanlar güvenliğin bulunduğu doğrultuyu yanlış anlarlar ve somut olarak ortaya koydukları hareketler onları kötü bir yola sevk eder.
Şayet bir dışavurum ya da belirti görür de ardında yatan anlamı fark etmede başarısız olursak bunu anlamanın en iyi yolu, öncelikle bunu kabataslak olarak sade bir harekete indirmektir. Örneğin çalma eyleminin dışavurumunu ele alalım. Çalmak kişinin bir şeyin iyeliğini başkasından alıp kendisine vermesidir. Şimdi de bu hareketin amacını inceleyelim; hedef kişinin kendisini zenginleştirmesi ve daha fazla şeye sahip olarak daha güvende hissetmesidir. Yani, hareketin çıkış noktası fakir ve yoksun hissetmektir. Bir sonraki adım ise bireyin hangi koşullar içine konumlandırıldığı ve hangi şartlarda kendisini yoksun hissettiğini öğrenmektir. Sonuç olarak bu koşulları değiştirmek ve yoksun kalmışlık hissini alt etmenin doğru yolunu bulup bulmadığını, yaptığı hareketin doğru doğrultuda olup olmadığını ya da istediğini elde etme konusunda yanlış bir yönteme başvurup başvurmadığını anlayabiliriz. Nihai hedefini eleştirmememiz gerekir ancak bunu somutlaştırmada yanlış bir yol seçtiğini gösterebiliriz.
İnsan ırkının etrafında gerçekleştirdiği değişiklikleri kültürümüz olarak adlandırıyoruz ve kültür de insanların zihinlerinin bedenleri için başlattıkları hareketlerin tümünün sonucudur. Yaptıklarımız zihnimizden ilham alır. Bedenlerimizin gelişimi zihnimiz tarafından yönlendirilir ve desteklenir. Nihayetinde zihnin ortaya koyduğu amaçla dolu olmayan tek bir insan dışavurumu bulamayız. Bununla birlikte zihnin kendi payına düşeni aşırı derecede önemsemesi hiç de arzu edilir bir şey değildir. Şayet zorlukların üstesinden gelmek istiyorsak bedenin sağlıklı olması gereklidir. Bu yüzden zihin bedeni koruyabilecek biçimde çevreyi kontrol etmekle meşgul olur. Böylece beden hastalıktan, rahatsızlıklardan ve ölümden, zarar görmekten, kazalardan ve işlev kaybından korunabilir. Keyif ve acı hissetme, fantezi kurma ve iyi ile kötü koşullarla kendimizi özdeşleştirme yeteneğimizin hizmet ettiği amaç da budur. Hisler bedeni herhangi bir durumu belirli türde bir tepki karşılayabilecek ölçüde formda tutar. Fantezi kurma ile kendini özdeşleştirme öngörme yöntemleridir. Ancak bundan fazlası vardır; aynı zamanda hisleri bedenin davranışını belirleyecek şekilde uyarırlar. Böylelikle bireyin hisleri onun yaşama yüklediği anlamın ve uğraşlarının hedefinin izlerini taşır. Her ne kadar bedenine hükmediyor olsa da büyük ölçüde bedenine bağımlı değildir. Her daim öncelikle bireyin hedefine ve yaşam tarzının sonuçlarına dayanacaktır.
Bir bireyi yönlendirenin tek başına yaşam tarzı olmadığı yeterince açıktır. Kişinin tavırları tek başına belirtileri ortaya çıkarmaz. Eyleme geçmek için duygularla desteklenmesi gerekir. Bireysel psikolojinin bakış açısındaki yenilik ise duyguların asla yaşam tarzıyla çelişmediğine yönelik gözlemlerimizdir. Bir hedefin bulunduğu yerde duygular daima bu hedefi gerçekleştirmeye yönelik olarak şekillenir. Bu sebeple artık sadece fizyoloji ya da biyolojinin alanında değilizdir. Duyguların yükselişi kimyasal teoriyle açıklanamaz ve kimyasal incelemeyle öngörülemez. Bireysel psikolojide fizyolojik süreçleri varsaymalıyız ancak psikolojik hedefle daha çok ilgiliyizdir. Kaygının sempatik ve parasempatik sinirleri etkilemesi artık bizi ilgilendirmemektedir. Artık daha çok kaygının amacı ile sonuna bakmaktayız.