Жан де Лафонтен – La Fontaine’in Masalları (страница 2)
Bir yandan da hep: “Baksanıza.” der.
“Yetmez mi? Ha? Olmadım mı hâlâ onun kadar?”
“Ne gezer!” derler. “Peki, şimdi?”
“Hayır.”
“Ya şimdi?”
“Yaklaşmadın bile!” derler. O vakit bizimki
Bir ıkınır, çatır çatır çatlar.
Dünya böyle budalalarla doludur işte;
Nicelerin gözü asilzadeliktedir.
Kimininki ağalık, beylikte,
Kimininki şehzadeliktedir.
ATLA EŞEK
Dünyada insan yardım etmeli birbirine.
Komşun gözlerini kapattığı an
Bütün yük senin sırtındadır, inan.
Bir eşek, saygısı biraz kıtça bir beygirle
Yürüyordu. Fazla değildi yükü beygirin.
Eşekse, zavallı, soluyordu derin derin.
Attan azıcık yardım etmesini diledi;
Yoksa daha şehre varamadan ölecekti.
“Nihayet rica ediyorum.” diyordu eşek.
“Sizin için bu yükün yarısı yük mü demek?”
Kulak bile asmadı beygir bu ricalara.
Ama dostu nalları dikince biraz sonra
Anladı ki kabahat kendisinde.
Ne çare, iş işten geçmişti çünkü
Beygire yüklediler bütün yükü.
Üstelik eşeğin ölüsünü de.
KURTLA KÖPEK
Zafiyetten çiroza dönmüştü kurdun biri
Köpekler, aksine; semiz mi semiz.
Bu kurt bir gün bir köpeğe rastladı; iri
Güzel, besili bir köpek; tüyleri tertemiz.
“Atılıp şunu bir parçalamalı.”
Boğuşmayı da göze almak lazımdı fakat
Köpek deseniz kendini, hakikat,
Koruyabilecek kadar anaçtı.
Bunu gören kurt pek sessiz yanaştı.
Biraz aşağıdan alıp dil dökeyim diye,
Hayran olduğunu söyledi bu semizliğe.
“Güç bir şey değil, sayın efendimiz.”
Dedi köpek. “Böyle benim gibi semirmeniz.
Vazgeçin, bırakın bu ormanları.
Nedir bu ormanlarda çektiğiniz;
Sersefil, perişan, aç biilaç?
Açlıktan nerdeyse öleceksiniz,
Hepiniz fülûsuahmere muhtaç.
Âdeta arslan ağzında, yiyecekleriniz.
Gelin benimle, hemen değişsin kaderiniz.”
Kurt sordu: “Peki, işim ne olacak?”
“Hiç!” dedi köpek. “Sadece adam kovalamak.
Vazifeniz yabancılara şiddet,
Evdekilere hürmet göstermekten ibaret.
Ama karşılığında neler, neler!
Sizindir artık evin sayısız yemekleri.
O ne piliç, o ne kuş kemikleri!
O ne sonsuz okşanıp sevilmeler!”
Kurt ne diyeceğini şaşırmıştı.
Sevincinden âdeta gözleri yaşarmıştı.
Derken baktı ki köpeğin boynunda bir yara.
“Bu ne?” dedi. “Hiç!”
“Nasıl hiç?”
“Mühim değil yani.
“Ama ne?” “Bağlamak için tasma takarlar ya,
Gözüne ilişen herhâlde onun yeri.”