18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Виктор Мари Гюго – Sefiller II. Cilt (страница 19)

18

Adamlar bir anda olup biten saldırının şaşkınlığını üzerlerinden atmış gibilerdi. “Sorun yok!” dedi Bigrenaille, Thénardier’ye. “Bacağından bağlı, o kadar kolay kurtulamaz elimizden. Onun bacağını kendi ellerimle bağladım, o iş bende!”

Bu arada tutuklu, sesini yükselterek bağırdı: “Siz hepiniz zavallısınız ama hayatım bunun için savunma zahmetine değmez. Beni konuşturabileceğinizi, yazmayı seçmediklerimi bana yazdırabileceğinizi, söylemeyi seçmediklerimi söyletebileceğinizi düşündüğünüz zaman büyük hata yaptınız!”

Sol kolunu sıyırıp dirseğine kadar açıkta bıraktı. “Bakın bakalım buraya!”

Bu arada kolunu uzattı ve kızmış makası koluna dayadı. Odayı yanık etin kokusu sardı, işkence odalarının iğrenç kokusu yayıldı her yere. Marius korkmuştu, başı döndü, yuvarlanmamak için duvara tutundu, adamlar da ürpermişlerdi. Kızgın demir çıplak kolunu dağlarken ihtiyar adamın yüzü bile değişmedi. Kinden uzak bakışını Thénardier’ye çevirdi; bedeninin verdiği büyük acı, sanki onu sakinleştirmişti. İhtiyar adam gür bir sesle bağırdı: “Zavallılar sizi! Benden korkmanıza gerek yok, zaten ben de sizden korkmuyorum!”

Daha sonra makası çıplak kolundaki yaradan çekip çıkarttı ve açık pencereden dışarı attı. Bu sırada karı koca baş başa vermişler, bir şeyler hazırlıyorlardı.

İhtiyar adam devam etti: “Bana istediğinizi yapabilirsiniz!”

Hırsızlardan biri onun yakasına sarıldı ve karnından konuşan soyguncu, elindeki büyük demir çubuğu başının üstünde sallayarak onu korkutmaya çalıştı. Thénardier masaya yaklaştı ve çekmeceyi açıp bıçağı aldı. Marius eli tetikte, duraksıyordu. Bir saatten bu yana vicdan muhakemesi yapıyor, aklı ihtiyar adamı kurtarmasını söylerken vicdanı babasının son arzusunu yerine getirmesini hatırlatıyordu ona. Karar verebilmek için son ana kadar bir tanık beklemiş ama şimdi kaybedecek zamanı kalmamıştı, bir an evvel karar vermesi gerekiyordu. Çünkü Thénardier elindeki bıçakla hamle yapmak için hazır bekliyordu. Marius yeniden titremeye başladı. Ay ışığı ayaklarının ucunda, masanın üzerindeki bir kâğıdı gümüşe boyamıştı. Bu kâğıdın üstünde iri harflerle şunlar yazılıydı: POLİSLER GELDİ.

Marius’ün aklında bir şimşek çaktı. İşte onun da beklediği işaret buydu. Hem ihtiyarı kurtarabileceği hem de Thénardier’yi yakalatmayacağı bir olanak çıkmıştı karşısına, böylece o haine kaçma şansı veriyordu. Hemen eğilip kâğıdı aldı ve delikten bir alçı parçası daha koparıp, kâğıdı alçıya sarıp odanın içine attı. Tam vaktinde davranmıştı çünkü Thénardier kararını vermiş, elinde bıçakla kurbanına yaklaşıyordu. Bir anda Thénardier’nin karısı irkilerek olduğu yerde haykırdı: “Yukarıdan bir şey düştü!”

Kadın eğilip kâğıdı kaptı ve kocasına uzattı, adam sordu:

“Bu da ne böyle?”

“Bilmiyorum, herhâlde pencereden gelmiş olmalı!” dedi kadın.

Thénardier aceleyle kâğıdı açıp okudu. “Bu bizim Éponine’in yazısı.” diye söylendi, aceleyle yaklaşan karısına bir işaret yaptı ve ona kâğıda yazılan satırı gösterdi, sonra alçak bir sesle ekledi:

“Hemen, hemen ip merdiveni pencereye getirin, adamı burada bırakıp canımızı kurtaralım.”

“Nasıl olur! Onun gırtlağını kesmeden mi gideceğiz?” diye sordu öfkeyle Thénardier’nin karısı.

“Buna zaman yok!”

“Nereden gideceğiz?” diye sordu Bigrenaille.

“Pencereden.” dedi Thénardier. “Éponine taşı bize oradan attığına göre demek orada kimsecikler yok, oradan hızlıca kaçabiliriz.”

Karnından konuşan adam, büyük demiri yere bıraktı ve ellerini başı üstünde tek kelime etmeden indirip kaldırdı. Bu bir işaretti. Adamı yakalayan haydutlar bıraktılar; bir anda ip merdiven, pencere dışına sarkıtıldı ve iki demir kancayla sıkıca tutturuldu. Bağlı adam olup bitenlerle ilgilenmiyordu, dua ediyor ya da derin derin düşünüyor gibi görünüyordu. Merdiven bağlanınca Thénardier karısına bağırdı: “Gel buraya, önce kadınlar!”

Kendisi de hemen onun arkasından pencereye koştu fakat tam bacağını dışarı atıyordu ki Bigrenaille onu ceketinin eteğinden yakaladı:

“Bu kadar hızlı değil, ihtiyar köpek, önce biz!” dedi. Haydutlar aynı anda: “Bizden sonra!” diye bağırdı.

“Çocuk gibisin!” diye haykırdı Thénardier. “Zaman kaybediyoruz. Polis peşimizde.”

“Tamam.” dedi haydutlardan biri. “O zaman aramızda kura çekelim, kazanan ilk olarak insin.”

Thénardier dehşete düşmüş bir hâlde haykırdı:

“Siz deli misiniz! Çıldırdınız mı? Neyin kavgasını yapıyorsunuz? Niyetiniz vakit kaybetmek mi? Ne kurası? Islak parmak, kısa çöp, isim yazmak mı! Şapkadan kâğıt çekelim o zaman!..”

“Benim şapkama ne dersiniz?” diye hemen arkalarından bir ses haykırdı. Aynı anda başlarını çevirdiler, kapıda Javert duruyordu. Şapkası elinde, gülümseyerek onları selamladı.

XXI

Kişi Her Zaman Mağdurları Tutuklayarak Başlamalıdır

Karanlık çökmek üzereyken Müfettiş Javert, ekibini Gorbeau’nun karşısındaki sokakta toplamış; ilk iş olarak da ortalığı kolaçan eden kızları yakalamaya karar vermiş ancak sadece Azelma’yı ele geçirebilmişti. Éponine bir biçimde elinden kaçmayı başarmıştı. Daha sonra Javert kulağı kirişte, tabanca sesini dinlemeye başlamıştı. Kiralık arabanın gelip gitmesi polisi çok rahatsız etmesine rağmen beklemeye devam etmişti. Haydutların hepsinin orada toplandığını anlamıştı. Cebinde Marius’ten aldığı anahtar vardı. Tam vaktinde içeri girmişti. Haydutlar köşede bıraktıkları silahlarını toplamak için atıldılar. Biri elinde topuzu, diğeri büyük demiri; kalanlar da keserleri, çekiçleri havada bekliyorlardı. Thénardier bıçağını salladı, karısı köşedeki büyük taşı aldı. Javert şapkasını başına taktı; kılıcı belinde, sopası kolunda, kollarını göğsünde birleştirip sakince odanın ortasına kadar yürüdü.

“Durun!” dedi sakince. “Pencereden kaçamazsınız, kapıdan çıkın. Daha rahat çıkarsınız. Siz yedi kişi, biz on beş kişiyiz. Boşuna kendinizi yormamanızı tavsiye ederim.”

Bigrenaille, beline takmış olduğu silahını hızlıca çıkarıp onu Thénardier’nin eline tutuşturdu:

“Dinle.” dedi. “O, Javert! Ben onu vurmaya cesaret edemem! Sen edebiliyorsan yap.”

“Neden olmasın!” diye yanıtladı Thénardier.

“Tamam, o zaman ateş et!”

Thénardier tabancayı aldı ve Javert’e nişan aldı. Ondan yalnızca üç adım ötede olan Javert, dikkatle ona baktı ve şunu söylemekle yetindi:

“Şimdi gel, ateş etme. Iskalayacaksın.”

Thénardier tetiği çekti. Tabanca ateş aldı ancak ıskaladı.

“Sana söylemedim mi!” diye haykırdı Javert.

Bigrenaille, sopasını Javert’in ayaklarına fırlattı.

“Sen iblislerin imparatorusun! Teslim oluyorum.”

“Peki, sizler?” Javert geri kalan kabadayılara sordu.

Cevap verdiler:

“Ee, biz de teslim oluyoruz.”

Javert, sakince tekrar başladı:

“Tamam; ben de öyle düşünmüştüm, siz iyi çocuklarsınız!”

Bigrenaille:

“Yalnızca tek bir şey istiyorum.” dedi. “O da hapisteyken tütünümden mahrum kalmamak.”

“Kabul edildi.” dedi Javert.

Ve arkasına dönüp seslendi:

“Şimdi gelebilirsiniz!”

Javert’in çağrısı üzerine ellerinde kılıç, sopa ve coplarla silahlanmış ajanlardan oluşan bir polis ekibi içeri girdi. Hırsızları köşeye sıkıştırdılar. Tek bir mumla zar zor aydınlatılan bu insan kalabalığı, mağarayı gölgelerle doldurdu. “Hepsini kelepçeleyin!” diye bağırdı Javert. “Hadi!”

“Hele bir yaklaşın bakalım!” Bir erkeğe ait olmayan ama kimsenin de asla “Bu, bir kadının sesidir.” diyemeyeceği bir ses haykırdı.

Thénardier’nin karısı, pencerenin köşelerinden birine yerleşmişti ve az önce bağıran da oydu. Polisler ve ajanlar geri çekildi. Şalını atmıştı ama şapkasını elinde tutuyordu; arkasında çömelmiş olan kocası, neredeyse atılan şalın altına gizlenmişti ve bir kaya fırlatma noktasında dev gibi bir kaldırım taşını başının üstüne kaldırırken vücuduyla onu koruyordu. “Dikkat!” diye bağırdı.

Hepsi koridora doğru koştu. Tavan arasının ortasında geniş bir açık alan açıldı. Thénardier’nin karısı kendilerinin yakalanmasına izin veren, boğuk ve gırtlaktan gelen aksanlarla mırıldanan kabadayılara bir bakış attı:

“Korkaklar!”

Javert gülümsedi ve Thénardier’nin gözleriyle yiyip bitirdiği açık alanda ilerledi.

“Yanıma gelme!” diye bağırdı. “Yoksa seni ezerim.”

“Ne muhteşem!” diye bağırdı Javert. “Senin erkek gibi sakalın var anne ama benim de kadın gibi pençelerim var.”

Ve ilerlemeye devam etti. Dağınık ve korkunç durumda olan Thénardier ayaklarını iyice birbirinden ayırdı, kendisini geriye attı ve kaldırım taşını Javert’in başına doğru fırlattı. Javert eğildi, taş onun üzerinden geçti, arkasındaki duvara çarptı, büyük bir sıva parçasını devirdi ve şimdi şans eseri neredeyse boş olan kulübenin üzerinde bir açıdan bir köşeye sıçrayarak Javert’in ayaklarının dibine düştü. Aynı anda Javert, Thénardier çiftine ulaştı. Koca ellerinden birini kadının omuzuna indirdi, diğerini ise kocanın kafasına.

“Kelepçeler!” diye bağırdı.

Polisler harekete geçti ve birkaç saniye içinde Javert’in emri yerine getirildi. Thénardier dişisi bunalıp kelepçeli ellerine ve yere düşen kocasının ellerine baktı, ağlayarak haykırdı: “Kızlarım!”

Javert: “Hapisteler.” dedi.

Bu arada ajanlar, sarhoş adamı kapının arkasında uyurken görmüşler ve onu sarsıyorlardı. Uyandı, kekeleyerek:

“Bitti mi Jondrette?” dedi.

“Evet.” diye yanıtladı Javert.

Elleri kolları bağlı ve kelepçeli altı haydut oracıkta bekliyordu; üçünün yüzü kömürden kararmış durumda, diğer üçünde ise maskeler vardı.