18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Виктор Мари Гюго – Sefiller I. Cilt (страница 30)

18

Her ne olursa olsun, yapmış olduğu bu son şeytani eylemin etkisi üzerinde büyük izler bırakmıştı. Zihninde taşıdığı o büyük kaosu birdenbire darmadağın etmiş, yüreğinin bir tarafına karanlığı diğer tarafına aydınlığı yerleştirmişti. Birdenbire iyi ve kötüyü birbirinden muhteşem bir ustalıkla ayırt edebilen bir adama dönüşmüştü. Zihninde gerçeğe dair büyük bir pencere açmayı başarmıştı. O, artık tam anlamıyla aydınlığa kavuşmuştu. Bu yüzden de şimdi tüm etkilerden arınıp parasını geri vermek üzere çocuğu bulmaya çalışmalıydı. Ancak bunun ne kadar imkânsız olduğunu da çaresizlikle fark etti. Yine, “Ne kadar sefilim!” diye hayıflandı. Neler olduğunu şimdi tüm açıklığıyla idrak ediyordu. Kendisini gözünün önüne getiriyor, gördüklerinden iğreniyordu. Artık bir hayaletten başka bir şey değilmiş gibi görünüyordu. Önünde etten ve kandan oluşan, iri yarı, kılıksız, çok güçlü bir adam duruyordu ve aynı adam zavallı, ufacık bir çocuğun parasını zorla, onu korkutarak elinden almıştı. Jean Valjean; çantası başkasından çaldığı bir sürü eşya, zihni korkunç bir nefret, yüreği ise intikam duygusuyla dolu bir adamdı.

Daha önce de belirttiğimiz gibi aşırı mutsuzluk onu, kuruntulu bir hayalperest hâline dönüştürmüştü. Tüm bu duygular onun doğasında vardı. Jean Valjean gözünün önünde canlanan o şeytani yüzden korktu. O, kesinlikle bu adam olamazdı. Dehşete kapıldı, kendisini çığlık çığlığa bağıracakmış gibi hissediyordu.

Zihni, hayallerinin gerçekliği emecek kadar derin olduğu şiddetli ama yine de mükemmel derecede sakin anlarından birini yaşıyordu. Böylece iç dünyasını adamakıllı gözden geçirmiş oluyordu. İçinde, en derinlerde, gizli bir yerde önce bir meşale sandığı ışığı buldu. Vicdanına daha dikkatle baktığında bu ışığın yavaş yavaş büyük bir güçle aydınlandığını ve sonunda da bunun Piskopos’un aydınlık yüzü olduğunu anladı. Vicdanı, şimdi bu iki adamı; Piskopos’u ve Jean Valjean’ı sırayla mukayese ediyordu. İstemeden de olsa onun aydınlık yüzünden büyülendi. Piskopos, gözlerinde büyüyüp parladıkça Jean Valjean’ın zihnindeki tüm diğer hayalleri ezip geçiyordu; Jean Valjean, bu görüntüyü zihninden çıkarıp atamıyordu. Kendisini ondan üstün görebilmeyi ne kadar çok isterdi oysa ki! Bir süre sonra artık bir gölgeden başkası değildi, bir anda her şeyi unuttu. Zihninde sadece hayran hayran baktığı Piskopos’un yüzü kaldı ve bu sefil adamın tüm ruhunu, muhteşem bir ışıltıyla doldurdu.

Hiç farkında bile olmadan Jean Valjean, yeniden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bir kadından bile zayıf durumda, bir çocuktan daha fazla korkarak yakıcı gözyaşlarına boğuldu. Ağladıkça içindeki tüm kirli duygular yıkanmaya, ruhuna gün ışığı gibi temiz duygular nüfuz etmeye başlamıştı. Olağanüstü, hem büyüleyici hem korkutucu nurlu bir ışıkla tüm zihni ve bedeni sanki o gözyaşlarının altında yıkanıyordu.

Geçmişini, yapmış olduğu ilk hatayı, bunun karşılığında ödemek zorunda kaldığı uzun kefareti, planladığı o kötülük dolu intikam planlarını düşündü; utanılacak, ders alınacak şeylerdi bütün bunlar. Bir çocuktan çalmış olduğu o kırk santim; bundan sonra onun yapacağı son korkakça, son sefil eylem olacaktı.

Kaç saat bu şekilde ağladı? Ağladıktan sonra ne yaptı? Nereye gitti? Bunu hiç kimse bilmiyordu. Yalnız, o sıralar oradan geçen yalnız bir arabacı vardı ve bizi ilgilendirecek bir şeye tanık olmuştu. Dediğine göre bir sabah perişan kılıklı bir adam; Piskopos’un ikametgâhı olan eve giderek Monsenyör Bienvenue’nün kapısına çökmüş, dua ediyormuş ve arabacı, daha önce bu adamı hiç görmemiş.

Üçüncü Kitap

1817 Yılında

I

1817 Yılı

1817, XVIII. Louis’nin gururunu kaybetmeyen belirli bir kraliyet güvencesiyle, saltanatının yirmi ikinci yılını sürdürdüğü dönemdir. Bu, M. Brugiere de Sorsum’un meşhur olduğu yıldır. Pudra ve sorguç denilen saç modelinin geri geleceğini uman tüm berberler dükkânları maviye boyamış, üzerine zambak çiçekleri çizmişti. Kont Lynch’in her pazar, Saint-Germain-desPrés Kilisesi’nde meclis üyesi giysileri, uzun burnu ve heybetli görünümüyle kendisine ayrılan yerde oturduğu zamanlardı. Kont Lynch’in parlak hareketi, 12 Mart 1814’te Bordeaux Belediye Başkanı olarak şehri biraz çabuk d’Angoulême Dükü’ne teslim etmesiydi. 1817’de moda, dört ile altı yaş arası çocuklara Eskimo başlıklarına benzeyen şapkalar taktırıyordu. Fransız ordusunun üniforması beyazdı, lejyonlar bulundukları bölgenin adıyla anılıyordu. Napolyon, St. Helena’daydı ve İngiltere yeşil giysiyi reddettiği için eski giysilerini çevirtiyordu. 1817 senesinde Pelligrini şarkı söylemiş, Matmazel Bigottini dans etmiş; Potier’nin hüküm sürdüğü bu dönemde, Odry henüz daha ortaya çıkmamıştı. Matmazel Saqui, Forioso’nun yerini almıştı. Fransa’da hâlâ Prusyalılar yaşamaya devam etmiş, M. Delalot önemli bir konuma getirilmişti. Meşruiyet, Pleignier’in, Carbonneau’nun ve Tolleron’un önce elini, sonra kafasını keserek kendisini göstermişti. Başmabeyinci olan Prens Talleyrand ve Maliye Bakanı Papaz Louis; çok iyi anlaşarak bu anlaşmalarının sonucunda 14 Temmuz 1790’da, Champ de Mars’da federasyon kitlesini kutsamıştı. Talleyrand bunu piskopos olarak söylemiş, Louis ona diyakoz olarak hizmet etmişti. Yine 1817’de, aynı Champ de Mars’ın ara sokaklarında çimenlerin arasında çürümeye yüz tutmuş, maviye boyanmış, yaldızların düştüğü kartal ve arı armalarının bulunduğu iki büyük silindir ortaya çıkmıştı. Bu silindirler, iki yıl öncesine kadar İmparator’un Champ de Mai’deki4 platformu destekleyen sütunlardı. Sonrasında Gros-Caillou yakınlarında kamp kuran Avusturyalıların kamplarının kavurucu alevleriyle orada burada paslanmaya terk edildiler. Bu sütunlardan biri yaşanan büyük yangınlarda yok edilmişti. Champ de Mai’nin haziran ayında Champ de Mars’da toplanmış olması dikkate değer bir noktaydı. O yıl ayrıca iki şey daha moda hâline geldi: Voltaire topu ve enfiye kutusu. Kardeşinin başını koparıp Çiçek Pazarı’nın havuzuna fırlatan Dautun’nun yaptığı da ister istemez akıllardan çıkmıyordu. Chaumareix’yi rezillik ve Gericault’yu şanla kaplamaya mukadder olan o ölümcül fırkateyn Medusa’dan haber alınamaması nedeniyle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı endişe duymaya başlamıştı. Albay Selves, Süleyman Paşa unvanını almak için Mısır’a gidiyordu. La Harpe Sokağı’ndaki Thermes Sarayı, bir bakır dükkânı olarak hizmet ediyordu. Hotel de Cluny’nin sekizgen kulesinin platformunda, XVI. Louis dönemindeki Deniz Astronomu Messier için bir gözlemevi olarak hizmet etmiş olan küçük tahta kulübesi hâlâ görülebiliyordu. Düşes Duras, hâlâ gök mavisi satenle kaplı odasında, üç-beş dostuna basılmamış olan, Ourika adlı kitabını okuyordu ve Louvre Sarayı’nın duvarlarından “N” harfi, ustalıkla kazınıyordu. Austerlitz Köprüsü’ne ise Kral Bahçesi adı verilmişti.

XVIII. Louis ise Horace okuyarak vakit geçiriyor, nasıl olup da Napolyon ve Mathurin Bruneau’yu yok edeceğini düşünüyor, bu iki adamın varlığı onun fazlasıyla canını sıkıyordu. Ünlü Fransız akademisyen ise ödül yerine üzerinde çalışma yoluyla elde edilen mutluluk yazılı kâğıtları dağıtıyordu. M. Bellart ise resmen aynı akademiye konuşmacı olarak atanmıştı. Onun gölgesinde, kendisini Paul-Louis Courier’nin alaylarına adamış, geleceğin büyük avukatlarından Broe’nun palazlandığı görülüyordu. Madam Cottin, Claire d’Albe ve Maled Adel isimli başyapıtlarıyla dönemin başyazarı ilan edilmişti. Enstitü, Akademisyen Napolyon Bonaparte’ı üye listesinden çıkarmıştı. Bir kraliyet nizamnamesi ile Angouléme’nin heykeli denizcilik okulunun önüne dikilmiş; Dük d’Angouléme, yüksek amirallik nişanesi ile bir liman kentinin niteliklerini açıkça belirlemiş, onun sayesinde monarşik ilke bir yara almaktan korunmuştur. Bakanlar Kurulunda Franconi’nin tanıtım afişlerini süsleyen ve kalabalığın, sokak çocuklarını çeken gevşek ip performanslarını temsil eden vinyetlerin hoş görülüp görülmeyeceği sorusu tartışılmıştı. Agnese’nin yazarı, köşeli yüz hatlarına sahip ve yanağında bir siğil olan M. Paer; Marquise de Sasenaye’nin Rue Ville-l’Evéque’deki küçük özel konserlerini yönetmeye başlamıştı. Bütün genç kızlar, Edmond Géraud’nun sözleriyle Saint-Avelle Münzevisi’ni söylemişti. Café Lemblin, Bourbonları destekleyen Café Valois’e karşı İmparator için ayaklanma başlatmıştı. Arka planda sinsice Louvel’i inceleyen Duc de Berry, Sicilya’nın bir prensesiyle evlenmişti. Madam Staël bir yıl önce vefat etmiş, korumalar Matmazel Mars’ı kovmuşlardı. O dönem yayımlanan bütün büyük gazeteler küçülmeye gitmek zorunda kalmış, biçimleri kısıtlanmış olsa da özgürlüklerine kimsenin mâni olmasına izin vermemişlerdi. Anayasada hiçbir değişim olmamıştı. Satışları düzgün giden dergilerde ahlaksız gazeteciler, 1815 sürgünlerine lanetler yağdırmıştı. David’in yetenekleri yok olmuş, Arnault’nun zekâsı tükenmiş, Carnot dürüst olmaktan çıkmış, Soult hiçbir savaşı kazanamamaya başlamış, Napolyon’un artık bir deha olmadığı aşikâr hâle gelmişti. Bir sürgün mahkûmuna postayla gönderilen mektupların kendisine çok nadiren ulaştığını kimse bilmiyor çünkü polis onları engellemeyi dinî bir görev olarak görüyordu. Bu durum aslında yeni bir gerçek de değildi, Descartes sürgünde bundan fazlasıyla yakınmıştı. David’in Belçika basınında kendisine yazılan mektupları alamamasından dolayı hoşnutsuzluğunu belirtmesi, Kralcı basının gözünden kaçmayarak alay meselesi hâline gelmişti. Bu iki adamı birbirinden ayıran uçurum; katliam ya da seçmenlerden, düşmanlardan ya da müttefiklerden, Napolyon ya da Buonaparte demelerinden geçiyordu. Tüm aklı başında insanlar, “Tüzük’ün Ölümsüz Yazarı” soyadını taşıyan Kral XVIII. Louis tarafından devrim çağının sonsuza dek kapatıldığı konusunda hemfikirdi. Pont-Neuf platformunda, IV. Henri heykelini bekleyen kaide üzerine “Redivivus” kelimesi kazınmıştı. Bu esnada, Thérèse Sokağı, no 4’te yaşayan M. Piet; monarşiyi pekiştirmek için çalışma yapmakla meşguldü. Sağın liderleri ile ciddi bir konjonktürde “Bacot’ya yazmalıyız.” diyorlar; MM. Canuel, O’Mahony ve De Chappedelaine bir araya gelip Monsenyör’ün de onayıyla, deniz kıyılarının koşullarını belirleyecek kanun taslağını hazırlıyorlardı. L’Épingle Noire ise bu süre zarfında sadece kendi bölgesinin planlarını hazırlamakla meşguldü. Delaverderie, Trogoff’la görüşme hâlindeydi. Bir dereceye kadar liberal olan M. Decazes o dönem hüküm sürüyordu. Chateaubriand her sabah, pantolonun altına geçirdiği terlikleri, gri saçlarının üzerine düğümlediği fuları, bir aynaya sabitlenmiş gözleri ile ve eksiksiz bir dişçi aletleri setini yaymış hâlde, no. 27 Saint-Dominique Caddesi’ndeki penceresinin önünde duruyor; hemen önünde, sekreteri M. Pilorge’a göre monarşiyi dikte ederken büyüleyici olan dişlerini temizliyordu. Eleştiriler o dönem oldukça güçlü konumdaydı. M. de Féletz edebî eserlerini A harfiyle, M. Hoffman ise Z harfiyle imzalıyordu. Charles Nodier ise Thérése Auberti kaleme alıyordu. O dönem boşanmalar yasaklanmıştı. Aristo’nun derslikleri kendilerine artık kolej demeye başlamıştı. Yakaları altın bir zambakla süslenmiş kolejliler, Roma Kralı adına birbirleriyle savaşıyordu. Süvarilerin albayı olan M. Duc de Berriy’den çok daha iyi bir görünüme sahip olacak biçimde üniforma giyerek her yerde portresini sergileyen M. Duc D’Orléans, kraliyet karşıtı askerler tarafından Majesteleri Madam’a ihbar edilmişti. Paris şehri, geçersiz kılınan kubbesini her ne pahasına olursa olsun yeniden parlatıyordu. Dönemin ciddi mevki sahibi adamları, öyle ya da böyle M. de Trinquelague’nin ne yapacağını sorguluyor; M. Clausel de Montals, M. Cluasel de Coussergues ile çeşitli noktalarda fikir ayrılıklarına düşüyor; M. de Salaberry artık başarılı olamıyordu. Komedyen Molière’in sahneye koyamadığı, Akademi’nin üyesi olan Komedyen Picard; alınlığındaki harflerin kaldırılmasının hâlâ İmparatoriçe Tiyatrosu’nun açıkça okunmasına izin verdiği Odeon’da, İki Philibert’i sahneye koymayı başarmıştı. İnsanların çoğu ya Cugnet de Mantarlot’nun yanında yer alıyor ya da ona karşı çıkıyordu. Fabvier hizipçi, Bavoux devrimci olarak görülüyordu. Liberal Pélicier Kitabevi, Voltaire’in bir baskısını şu başlıkla yayımladı: Akademi Üyesi Voltaire’in Eserleri. Usta editör: “Bu, alıcıları çekecek.” diyerek başlığını savunuyordu. Genel kanı, M. Charles Loyson’un yüzyılın dâhisi olacağıydı; kıskançlık yavaş yavaş onu kemirmeye başlamıştı, bu da bir nevi zafer işaretiydi, bunun hakkında dizeler yazılıyordu: