Виктор Мари Гюго – Doksan Üç (страница 12)
Kayığı ulaştırmak için gönüllü olan denizci kanala doğru yöneldi. Böylece Minquiers, kayık ile savaş arasında kaldı. Gönüllü asker, kayığı sancak ve iskele tarafındaki taşlardan koruyarak dar kanalda ustaca kürek sallıyordu. Kayalıklar savaş manzarasını kapatıyordu. Kayık yol aldıkça alevler içindeki ufuk ve top mermisinin öfkeli gürültüsü geride kalıyordu. Ama devam eden patlamalara bakılırsa, korvetin hâlâ teslim olmadığı ve yüz yetmiş bir topunu sonuna kadar kullanmak niyetinde olduğu sonucuna varılabilir. Kayık kısa sürede kendisini kayalıkların ve savaşın ötesinde, misillemelerin ulaşamayacağı durgun sularda buldu. Deniz üstü yavaş yavaş kasvetinden sıyrılıyor, güneş ışınları alaca karanlığın içinden yansıyor, ışık hüzmeleri dalgaların üstünde parıldıyor ve kıyıya çarpan dalgalar cansız yansımalarını denize geri gönderiyordu. Gün doğmuştu.
Kayık, düşmanın ulaşamayacağı bir yere ulaşmıştı. Ancak asıl sıkıntı hâlâ devam ediyordu. Şarapnel parçalarından kurtulmuştu ama denizin dibini boylama ihtimali hâlâ vardı. Burası uçsuz bucaksız bir deniz; o ise güvertesi, yelkeni, direği ya da pusulası olmayan, tamamen küreklerine bağlı, okyanus ve kasırga tehlikesi ile karşı karşıya kabuktan bir kayık. Devlerin merhametine kalmış bir cüce.
Bu sonsuz yalnızlığın ortasında kalmışlardı. Kayığın ön tarafında oturan adam başını kaldırdı. Yüzüne doğan güneşin ışıkları vuruyordu. Sert bir çehreyle arka taraftaki adama şöyle dedi:
“Ben, vurulmasını emrettiğiniz adamın kardeşiyim.”
ÜÇÜNCÜ KİTAP
HALMALO
I
SÖZ VAATTİR
Yaşlı adam yavaşça başını kaldırdı.
Karşısındaki otuzlarında biriydi. Denizin rengi alnına yansımış, gözleri bir garip bakıyordu. Basit bir köylünün kılıçtan keskin bir çift gözüydü bunlar. Küreklerini sıkıca elinde tutmuştu. Yeterince nazik görünüyordu. Belinde bir kama, iki tabanca ve bir tespih asılıydı.
“Kimsiniz?” dedi yaşlı adam.
“Az önce söyledim.”
“Ne istiyorsunuz?”
Adam kürekleri indirdi, kollarını kavuşturdu ve cevap verdi:
“Sizi öldürmek.”
“Nasıl isterseniz!” diye cevapladı yaşlı adam.
Adam sesini yükseltti:
“Kendinizi hazırlayın.”
“Ne için?”
“Ölümünüz için.”
“Neden?” diye sordu yaşlı adam.
Ardından bir sessizlik oldu. Adam bu soruya bozulmuş gibiydi. Sonra tekrardan devam etti:
“Size sizi öldürmek istediğimi söylüyorum.”
“Ben de size sebebini soruyorum.”
Denizcinin gözleri parladı.
“Çünkü kardeşimi öldürdünüz.”
Yaşlı adam sessizce cevap verdi:
“İlk başta onun hayatını kurtardım ama.”
“Doğru. Önce onu kurtardınız, sonra onu öldürdünüz.”
“Onu öldüren ben değildim.”
“O zaman kimdi?”
“Kendi hatası öldürdü onu.”
Denizci hayretler içinde adama baktı. Sonra tekrardan kaşlarını öfkeyle çattı.
“Adınız ne?” diye sordu yaşlı adam.
“Benim adım Halmalo ama adımı bilseniz de bilmeseniz de sizi yine de öldüreceğim.”
Tam o sırada güneş iyice yükseldi; denizcinin yüzüne tam bir güneş ışığı çarptı ve o vahşi yüzünü canlı bir şekilde aydınlattı. Yaşlı adam onu yakından inceledi.
Top atışları henüz bitmemiş olsa da seyrelmişti. Ufka yoğun bir duman çökmüştü. Kendi kendine bırakılan kayık, rüzgârla beraber sürükleniyordu.
Denizci sağ eliyle kemerindeki tabancalardan birini kavradı. Sol eliyle de tespihini tuttu.
Yaşlı adam ayağa kalktı.
“Tanrı’ya inanır mısınız?” diye sordu.
“Cennetteki Babamız.” diye cevap verdi denizci.
Sonra istavroz çıkardı.
“Anneniz var mı?”
Denizci tekrardan istavroz çıkardı ve devam etti:
“Söylemem gereken her şeyi söyledim. Size bir dakika daha veriyorum lordum.”
Ve tabancayı kaldırdı.
“Neden bana ‘lordum’ diyorsunuz?”
“Çünkü bir lortsunuz. Bu her hâlinizden belli.”
“Sizin bir lordunuz var mı?”
“Evet, muhteşem birisidir. Hem herkesin bir lordu vardır.”
“O nerede peki?”
“Bilmiyorum. Ülkeyi terk etti. Lantenac markisi, Fontenay vikontu ve Bretonya prensidir. Ve Sept-Forêts’nin lordudur. Onu hiç görmedim ama yine de benim lordum.”
“Onu görsen ona itaat eder miydin?”
“Tabii ki ona itaat etmezsem dinsiz olur çıkarım! Önce Tanrı’ya, ondan sonra Tanrı’nın temsilcisi Kral’a ve en son Kral’ın temsilcisi olan lorda itaat borçluyuz. Ama bunun konumuzla hiçbir alakası yok. Konumuz, kardeşimi öldürmeniz ve benim de sizi öldürecek olmam.”
Yaşlı adam cevapladı:
“Kardeşini öldürmekle en iyisini yaptım.”
Denizci tabancasını daha sıkı kavradı.
“Gel!” dedi.
“Öyle olsun.” dedi yaşlı adam. Ve sakin bir şekilde ekledi:
“Papaz nerede?”
Denizci ona baktı.
“Papaz mı?”
“Evet. Kardeşin için papaz getirttim bu yüzden benim için de bir papaz bulmalısın.”
“Ama burada bir papaz yok.” diye cevapladı denizci. Ve devam etti:
“Burada, uçsuz bucaksız bir denizde bir papaz bulmamı nasıl beklersiniz?”
Savaşın sarsıcı patlamaları epeyce geride kalmıştı.
“Orada ölenlerin papazları var.” dedi yaşlı adam.