реклама
Бургер менюБургер меню

Валерий Казаков – Son Yaz (страница 3)

18

– Vay, sen ne acayip insansın? Çocuğun neden ödünü patlatmaya çabalıyorsun? Niye çocuğu üzüyorsun, diyorum sana? diyerek hanımına baktı.

Mahmut hanımını “Delirmişsin! Aa, derhal gidip yat. Senin yüreğin bir şeye de faydasız! Gidip yerini bul diyorum,” diye azarladı. Şaydat, aklını toplayıp, göz yaşlarını sildi ve çocuğu sevip, itina ile, iki yanağından yumuşak öpüp, çıkıp gitti.

Medey’in omuzuna ellerini koyarak, Mahmut biraz düşünceli durduktan sonra “Niye uyumuyorsun yiğit?” dedi.

Medey cevap vermedi. Rüyasında gördüğünü söylemeye utandı hem başını öne eğip ses çıkarmadı. Mahmut Medey’i kendince anladı. “Bu ne kadar içine kapanık bir çocuk ya? İçine kapanıp ağzından laf alınmayan can. Ses çıkarmıyor baksana. Yatılı okulda seni kimse de sevmiyordur!” diyerek içinden çocuğu kötüledi. Dışından: “Yatıp uyu, yiğit. Yaşam denen zorlu şey, hem açık yürekli insanları sever. Yiğit gibi ol! Yarın Musa’nın arabası ile yazlıklar tarafına, sonra Vodohraniliş’e gidip dinlenip geliriz,” diyerek çocuğun gönlünü alıp, çıkıp gitti.

Ne Mahmut ne Şaydat bilmiyordu çocuğun niçin ağladığını, bilmiyorlardı nasıl kötü, korkunç rüya gördüğünü. Şaydat Emis’i aklına getirip yine de ağlıyordu. Mahmut divana uzanıp sigara tüttürüyordu. Sesizlik evden gitmiş, sessizlik ile beraber uyku isteği de gitmişti.

– Fena, uğursuz çocuk, dedi Mahmut hafifçe sadece Şaydat’a duyurmak için. Meraklanıyorum nasıl yaşıyormuş bu yatılı okulda? Çocuklar onun öfkesini döküp dövüyorlar mı ki. Mahmut, Şaydat’ı söze çağırıp “Geziyordur yaramazlık yapanlara yakalanıp,” dedi.

Şaydat da, fısıltıyla, sadece Mahmut’a işittirmek için “Gel bırak, şunu sen! Gözün çıksın! Görüp kabul etmeden (sevemeden) gidiyorsun zavallıyı! Özlüyordur babasını! İsmi lazım değil!” dedi.

Mahmut ağzına geleni söyleyip kurtulmuş gibi oldu, hanımına yaklaşmadan da kalmayarak “Niye kötülüyorsun Amit’i? Onda ne suç var?” dedi

Şaydat yattığı yerden kalkıp “O değil mi Emis’i zamansız kara yere gömen? O değil mi bu çocuğu deli eden?” diyerek kocasına kızdı.

Kocası sözünü kesti.

Şaydat “Omurgası kopar, alkolik, yer yüzünden yok olur! Nerde olduğu belirsiz, çürüyüp leşi kalır!” diye beddua etmeye başladı.

Mahmut hanımının hâlini pek iyi biliyordu, hem o ses çıkarmadı, yatarak dinlemeye devam etti. O vakitte Mahmut kendi de bilmiyordu, neden o söz çıktı, Amit’i lanetlemek neden icap etti? Ama ses çıkarmadan sinip yatmaya devam etti. O, Şaydat’ı artık kolaylıkla durduramayacağını anladı. Mahmut Medey’i düşünüyordu. Ne edip edip bir gün yatılı okula gitmek, hem Medey’in kimler ile arkadaş olup yaşadığını bilmek gerektiğini düşünüyordu.

Birkaç ay oldu Medey yatılı okula gideli, ama Mahmut bir kere de gidip çocuğun hatırını soramadı, birkaç kere Şaydat ona, “Yürü çocuğu görüp gelelim dese, zamanım yok“ diyerek gitmedi. İşte o zamanlarda Şaydat Mahmut’a: “Çocuk sevmez, soyka!” derdi ve küserek şehre yalnız kendisi giderdi. Dönüp gelse, sevinçli, hem kısmetli olup ev içinde ileri geri yürüyerek övünürdü.

– Duyuyor musun? Bizim Medey bütün yatılı okulun ağzından düşmüyor. Öğretmenler çok övüyorlar. Ne okuması, ne düzeni, kızlardan da hamarat, böyle alamet genç diye ağızları ağızlarına değmiyor. Fotoğrafı da uzun koridorda öğretmenler ile beraber asılmış. Yeni gelen, gelse de, sağ olsunlar, çok güzel imrenerek bakıyorlar, diyerek övünüyordu.

Mahmut hanımını dinleyip tek bir güzel kelimesini tekrar eder dururdu. Sonra hanımından: “Sen bana tütün getirdin mi!” diye sorardı. Minat ise: “Unutmuşum,” deyip kocasını kızdırırdı. Böylece geçip gitti zamanlar. Artık Mahmut’un yatılı okulunu kendisini görmek istiyordu. O şeyleri kendisi bilmek istiyordu. O, olacak olsa, hemen kalkıp giderdi, öyle pek acele ediyordu.

Başka bir odada, Medey yalnız başına yatıyordu. Ev içinde lamba parlak yanıyor, pencereden nehir tarafından başka sesler de işitiliyordu. Onların gürültüsünü horoz sesleri bozuyordu.

Medey’de uyumaya güç yoktu. Nedeni ise onun Fatima’yı hatırlamasıydı. Yatılı okula geldiğinde, Medey’i götürüp bir kızın yanına oturttular.

– Bugünden sonra Medey sen burada oturacaksın!, diyerek ilk günden başlayarak Fatima ile onu sıra arkadaşı yaptılar.

Medey hiçbirsöz ağzından çıkarmadan varlığı yokluğu belirsiz oturdu, Fatima da başını yeni gelene çevirmeden, konuşmadan oturuyordu. Yalnız, öylece çok zaman geçmedi, üçüncü ders başladığında, “Senin soyismin, aileninki ile niye aynı değil?”diye Fatima aniden sordu. Me-dey şaşırdığından ne söyleyeceğini bilemeden, Fatima’nın gözlerine baktı.

– Konuşma! diyerek öğretmen Medey ile Fatima’nın dikkatlerini kendisine aldı. Tanışmaya acele mi ediyorsunuz? Acele etmeyiniz, hemen birbirinizi gagalamaya başlıyorsunuz! dedi ve derse devam etti.

Ama Fatima Medey’in tarafına eğilip ağırdan fısıldadı.

– Sen şiir de yazıyorsun değil mi? Biz senin şiirlerini gazetede okuduk.

Medey de öğretmenden çekinip hem de Fatima’nın söylediklerini sınadı; ancak bir şey anlamadı: “Dalga mı geçiyor, ya da içtenlikle mi söylüyor bu kız,” düşünceleri onu kapladı.

Fatima bir defasında, bir cumartesi günü Medey’i evlerine misafirliğe çağırdı.

– Medey, babam seni çağırıyor, dedi. Bize, köye misafirliğe gidelim.

Sonra gülümseyerek elinden tuttu. Medey ses çıkarmadı, hem kendisi fazla dikkat etmeden arkadaşının dediğini dinleyerek arkasından takip ederek çıktı. Medey, Fatima’yı çok beğeniyordu. Başka şekilde söyleyecek olursak onu seviyordu. Ama onun hakkında sınıfta hiç kimseye bir şey söylemiyor, Fatima’nın kendisine de hissetirmemeye çalışıyordu. Fatima da Medey’i seviyordu. Böyle, ikisi çok iyi dost oldular. İşte bugün Fatima’nın babası jiguli5 marka arabasıyla kızını evine götürmeye geldi. O, her cuma gelip Fatima’yı götürüyordu. Hem o vakitlerde Medey kendisini çok yalnız görüyordu. O, Fatima’nın gelmesini dört gözle, özlemle beliyordu.

– Yürü, babam ile tanıştırayım, diyerek kız genci yatılı okulun bahçesinden çıkardı.

Ateş gibi yanan kırmızı Lada6 marka araba dünyanın altını üstünü getirip “Boni M” şarkılarını çalıyordu. Uzun boylu, şirket kotu ile mavi gömlek giymiş şahıs arabayı bez ile siliyordu. Göz kararı ile onu Fatima’nın babası diyerek söylemek de olmuyor. Niçin denilse, Fatima Medey’e “Benim babam işçi” diye söylüyordu. Hem onun çok büyük kütüphanesinin var olduğunu duymuştu. Bundan dolayı ki, Medey Fatima’ya yavaşça:

– Oradaki senin baban mı? diye sordu.

– Tabii ki! dedi Fatima şaşırıp kalan suratı ile Medey’e bakıp. Benzemiyor muyuz?

– Kim bilir, dedi Medey. Sonra aklını toplayan insana benzeyerek. Ne genç insan o? Ben onu senin erkek kardeşin gibi gördüm, dedi.

Fatima gülmeye başladı. O hiçbir zaman böyle şeyler hakkında düşünmemişti. Böylece Fatima Medey’e başka göz ile bakarak:

– Sen tam da bizim annemiz gibi konuşuyormuşsun. O, ben sizin gibi, gençlik günlerimde şöyle idim, ihtiyarlayınca öyle böyle, diyerek konuşuyor.

Fatima sözlerini bitirir bitirmez koşarak gidip babasını kucakladı.

Fatima babasına gülümseyerek “İşte, bu benim arkadaşım, bizim şairimiz Medey,” dedi

Fatima’nın babası elini uzatıp Medey’e uzattı.

– Ben Fatima’nın babasıyım, adım Zelimhan! diyerek gerçekten bir büyük insanla tanışmış gibi elini sıktı.

Fatima, babasını arkadaşı ile tanıştırarak “Medey’in babası jeolog yani yer bilimci, şimdi uzakta, bir iki aya kadar dönüp gelecek,” dedi

– Medey’in kulakları, sonra, iki yanağı kızarıp gitti. O ilk defa kendisinin yalan söyleyip oturduğunu anladı. Hem kendi kendinden utanıp, yer yarılıp içine girecek gibi oldu.

Fatima’nın babası çocukları arabaya oturtup, iki gün için şehirden alıp gitti.

Araba içinde Medey kendisine doğru yer bulamadan sıkıldı. Fatima ise babasının yanına oturup, gayet neşeli geçen haftanın haberlerini söyledi. Medey ise: “Yalanım çıkmasaydı,” diye üzülüyordu.

O, Fatima ile yeni tanıştığı günlerde, bir keresinde Fatima “Medey, senin baban da şair mi?” diye sordu.

– Yok.

Fatima, Medey’e söz vermeden “Eee, bildim,” dedi Senin baban öğretmen ya da bilim adamı?

– Yok. Benim babam, dedi genç.

Fatima “Jeolog. Bildim mi?” dedi ve Medey’in gözlerine bir acayip sevgi ile baktı.

İşte o gün, işte öyle gözler, işte öyle ses Medey’e yalan söyletti. O, kendi babasının kim olduğunu söylemeden, Fatima’nın hoşuna gitmek isteyip cevap vermedi. Bir şey demedi.

Fatima gururlandığından, kendisi övünmeye devam etti:

– Nereden bildim söyleyeyim mi? diye sordu.

– Nereden?

Fatima “Nereden biliyorum, birinci olarak, senin baban şimdiye kadar, bir kere de velilerin toplantısına da gelmedi. Bu demek ki memur. Doğru mu söylediğim? Yalnız kim olduğunu bilmiyorduk biz,” dedi.

“Biz dediklerin kim onlar?” diye Medey, Fatima’ya dikilip baktı.

– Bizim sınıfın kızları. Senin babanın ne iş yaptığını öğrenmek için meraktan başımız şişti. Olmadığında gidip öğretmenden sorduk. Öğretmen bilmiyorum, gizli deyip, daha da başımızı döndürdü. Fatima habere çok kızmıştı.

Medey ise, çok büyük şaşkınlığa düştü. “Onlara benim babamın kim olduğunu bilmek neden gerekiyordu? Ben onların babalarını sormuyorum ya… Sağ olsun öğretmenimin babamın nerede olduğunu söylemediğine,” diyerek ağır düşüncelere daldı.

Fatima “Benim babam, işçi,” dedi. Olduğu için herhangi bir müdür onunla dost olmayı seviyor. Bizim kütüphanemizde nice kitaplar var, öyle kitaplar yatılı okulun kütüphanesinde de yok, dedi gururlandı Fatima.