18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası IV. Cilt (страница 27)

18

“Öyle mi? Bunu duyduğuma sevindim.” dedi Jia Zheng. “Resmî olarak duyuruldu mu?”

“Büyük ihtimalle.” dedi Jia Lian.

“Evet. Ben de bugün Sivil İşler Bakanlığındayken duydum.” dedi Feng. “Sizin bir akrabanız olduğunu biliyorum, yanılıyor muyum, beyefendi?”

“Evet, öyle.” dedi Jia Zheng.

“Yakın mı?”

“Uzun bir hikâye. Aslında Zhejiang’daki Huzhou vilayetinden kendisi. Evden ayrılıp Suzhou’ya gelmiş; orada pek bir varlık gösterememiş. Arkadaş olduğu Zhen Shiyin adındaki beyefendi ona yardım etmiş. Daha sonra Yucun saray imtihanını yüksek bir dereceyle geçmiş, vilayetlerden birindeki yamen makamına getirilmiş. Zhen ailesinin hizmetçilerinden birini odalık olarak almış. Sanıyorum şimdiki karısı o. Yaşlı Zhen Shiyin ise yaşadığı bir sürü felaketten sonra çok fakir düşmüş ve hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuş.”

“O dönemde Yucun görevinden uzaklaştırıldığı zaman bizim ailemizle henüz tanışmamıştı. Eniştem Lin Ruhai o zamanlar Yangzhou Tuz Denetim Kurulu Vekili’ydi ve Yucun’ı kızına öğretmen olarak tutmuştu. İşlerinden atılanlar için yeniden göreve iade şansı verildiğini öğrenen Yucun, bundan yararlanmak için başkente gelmeye karar vermiş. O sıralarda tesadüfen yeğenim de -yani Ruhai’in kızı- bizi ziyarete gelecekti; babası Yucun’dan ona eşlik etmesini istemiş. Bana da bir tavsiye mektubu gönderdi ve mümkün olan yerlerde ondan övgüyle bahsetmemi istedi. Üzerimde iyi bir izlenim bıraktı; ondan sonra sıkça görüşmeye başladık. Yucun’da gördüğüm en sıra dışı şeyi iyi hatırlıyorum: Bizim aile geçmişimizi çok iyi biliyordu. Bilmediği hiçbir şey yoktu: Atalarımız kimler, unvanlarını nasıl kazandılar, Rong ve Ning ailelerinin bütün dalları, kaç kişi olduğumuz, kim olduğumuz, nerelerde yaşadığımız, ne işler yaptığımız. Tam bir bilgi madeniydi! Bu yüzden sevdim onu.” Jia Zheng gülerek sözlerine devam etti. “Çok kısa süre içinde resmî basamakları nasıl tırmanacağını öğrendi. Kısa süre içinde Sivil İşler Bakanlığı Bakan Yardımcılığına, sonra da Savaş Bakanı Müsteşarlığına yükseldi. Bir olay yüzünden rütbesi üç derece indirilmişti ama görünüşe bakılırsa şimdi yine terfi etmiş.”

“İnsan hayatındaki değişimleri tahmin etmek ne kadar zor.” dedi Feng Ziying.

“Her şeyin bir kalıbı var.” dedi Jia Zheng. “Mesela incini düşün. Büyük olan talihli bir insana benziyor; küçükler de onun bağımlıları, etkisi altına sığınıyorlar. Eğer büyük olan giderse, küçükler çaresiz kalıyorlar. Eğer bir ailenin reisinin başı beladaysa, karısı ve çocukları ondan alınıyor, akrabalarından mahrum kalıyor, hatta arkadaşlarını bile göremiyor. Refah göz açıp kapayana kadar parçalanıp gidiyor, tıpkı bahar bulutlarının geçişi, güz yapraklarının düşüşü gibi. Akrabamız Yucun nispeten zorluk yaşamadı. Ama daha yakınlarımıza bakalım. Zhen ailesi pek çok açıdan bizim gibi. Onlar da Saray’a olan hizmetlerinden dolayı yüceltildiler. Yaşam tarzları her zaman bizimkine çok yakındı. Onları sık sık görürdük. Hatırlıyorum da birkaç yıl önce, başkenttelerken, saygılarını iletmek için hizmetkârlarını bize göndermişlerdi. Hepsi iyi görünüyorlardı. Ama üzerinden çok geçmeden mülklerine el kondu, kim bilir şimdi ne hâldeler. Epeydir onlardan haber almıyoruz. Kalbim onlarla.”

“İnci meselesi nedir?” diye sordu Jia She. Jia Zheng ve Feng Ziying, Anne İnci’yi anlattılar ona.

“Bizim korkmamıza gerek yok.” dedi Jia She, önceki konuya devam ederek. “Bize bir şey olmaz.”

“Elbette öyle.” dedi Feng. “Saray’da haklarınızı koruyan Majesteleri, kıskanılacak bağlantılarınız, bir sürü ilişkiniz ve büyük hanımefendiden genç kuşaklara kadar kusursuz bir aileniz olduğu sürece…”

“Olabilir.” dedi Jia Zheng sert bir şekilde. “Ama bizim saygıdeğerliğimiz, yetenek ve başarı eksikliğimizle fazlasıyla dengeleniyor. Ödünç alınmış zamanları yaşıyoruz, bir gün hepsi tükenecek.”

“Bu tatsız konuya bir son verelim.” dedi Jia She. “Biraz daha içelim.”

Öyle yaptılar ve birkaç turdan sonra yemek servis edildi. Yemeğin ardından çay geldi ve Feng’ın uşağı içeri girip kulağına bir şeyler fısıldadı. Feng izin istedi.

“Ne dedin sen öyle?” diye sordu Jia She uşağa.

“Kar yağıyor, efendim. İlk saat de vurdu.”

Jia Zheng bir hizmetkârı dışarı gönderdi, geri gelen adam yerdeki karın iki santimden fazla olduğunu bildirdi.

“Umarım malzemeleriniz iyice paketlenmiştir.” dedi Jia Zheng.

“Tabii.” dedi Feng. “Unutmayın, fikrinizi değiştirirseniz, fiyatları tekrar konuşabiliriz.”

“Aklımda tutarım.” dedi Jia Zheng.

“O zaman sizden haber bekliyorum. Hava soğudu. Lütfen siz hiç çıkmayın. Hoşça kalın.”

Jia She ve Jia Zheng, Jia Lian’e Feng Ziying’i kapıya kadar geçirmesini söylediler.

Devamı için gelecek bölümü oku.

93. BÖLÜM

Zhen ailesinin bir hizmetkârı Jia ailesine sığınmak ister.

Demir Eşik Tapınağı’nda bir skandal açığa çıkar.

Feng Ziying gidince Jia Zheng kapıdaki adamlardan birini çağırttı.

“Bugün Linan Dükü bir ziyafet için davetiye göndermiş. Ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu.

“Araştırdım, efendim.” dedi hizmetkâr. “Çok özel bir kutlama değil; genç bir aktör topluluğunun Nanan Prensi’nin konağına gelişi için verilen bir ziyafetmiş. Birinci sınıf bir toplulukmuş. Dük o kadar beğenmiş ki iki günlük oyun sergileterek dostlarını eğlendirmek istemiş. Arkadaşları arasındaki gayriresmî bir parti olacakmış, hediye göndermeyi gerektirecek bir şey değil.”

Hizmetkâr konuşurken, Jia She geldi.

“Gidecek misin?” diye sordu kardeşine.

“Gitmem lazım.” dedi Jia Zheng. “Dük her zaman çok candan olmuştur.”

Kapıdan başka bir görevli daha geldi.

“Bakanlıktan bir memur geldi, efendim.” dedi Jia Zheng’a. “Yarın büroya gitmenizi rica ediyor. Başbakanın sizinle önemli bir işi varmış, her zamankinden biraz daha erken orada olmanızı istemiş.”

Jia Zheng kısa bir cevapla onayladı. Sonra Rong gayrimenkullerinin kiralarını toplamakla görevli iki hizmetkâr geldi. Saygılarını sunduktan sonra secde ettiler ve bir kenarda esas duruşta beklediler.

“Siz Hao Köyü’nden misiniz?” diye sordu Jia Zheng.

“Evet, efendim.”

Jia Zheng onların işiyle ilgili başka bir şey sormayıp, Jia She ile konuşmaya devam etti. Bir süre sonra kendi dairelerine döndüler. Hizmetkârlar fenerlerle Jia She’ya eşlik ettiler.

Onlar gidince, Jia Lian kira toplayan adamlara döndü.

“Siz neden geldiniz?”

“Onuncu ayın kiralarını elimizden geldiğince hızla topladık.” dedi biri. “Yarın buraya ulaşmış olur ama şehrin dışında problem yaşadık. Devriyeler arabalarımıza el koydular, içindekileri yere döktüler. Ağzımızı açtırmadılar. Sevk edilenin ticari mallar değil, Rong Konağı’nın kira ürünleri olduğunu açıklamaya çalıştım ama hiç aldırmadılar. Ben arabacıya devam etmesini söyleyince, polislerden biri onu dövüp iki arabaya el koydu. Ben size rapor vermek için önden geldim, efendim. Şimdi birisini kent yamenine gönderip mallarımızı geri aldırmanız gerekiyor. Eğer bu eşkıya devriyelerine hadlerini bildirebilirseniz, herkes için büyük bir iyilik yapmış olursunuz. Hiç bilmiyorsunuz, efendim, tüccarlar onlardan neler çekiyorlar. Mallarını yere döküyorlar, alıp gidiyorlar; zavallı arabacı karşı çıkmaya yeltenirse beynini patlatıyorlar.”

“Bu ne kadar akıl almaz bir şey!” diye bağırdı Jia Lian. Hemen bir not yazdı ve adamlarından birine verdi. “Al bunu, arabalara el koymakla görevli yamene götür. Hemen mallarımızı ve arabalarımızı geri almamız lazım. En ufak bir şeyimizin kaybolmasına bile tahammül edemeyiz.”

Sonra Zhou Rui’i çağırttı ama adamın dışarıda olduğunu öğrenince, Lai Wang’ı istedi. O da öğle yemeğinden sonra çıkmış ve henüz dönmemişti.

“Tembel herifler! Lazım olduklarında bulunmazlar! Yıl boyu bizim cebimizden yiyip içip, boş boş geziyorlar.”

Adamlarına onları hemen bulmalarını söyleyen Jia Lian dairesine dönüp yattı.

Ertesi sabah Linan Dükü’nden bir hatırlatma mesajı geldi.

“Ben bakanlıkta olacağım.” dedi Jia Zheng ağabeyine. “Jia Lian de el konan mallarla ilgilenmek için burada kalacak. Sen en iyisi Baoyu’yü yanına alıp git.”

Jia She başını salladı.

“Tamam.”

Jia Zheng, Baoyu’yü çağırttı ve Linan Dükü’nün tiyatro gösterisine amcasıyla beraber gideceğini söyledi. Çok heyecanlanan Baoyu üstünü değiştirdi, yanında götürmek üzere üç hizmetkârını seçti: Mingyan, Saohong, Chuyao. Jia She’ya saygılarını sunmak için dışarı çıktı. Arabalarına binip dükün konağına gittiler. Konaktaki kapı görevlisi geldiklerini bildirmek için içeri gitti ve kısa bir süre sonra geri gelip onlara eşlik etti. Jia She, Baoyu’yü avluya doğru yönlendirdi. Neşeli bir kalabalık doldurmuştu avluyu. Düke saygılarını sundular ve öteki misafirlerle selamlaştılar; sonra oturup keyifli bir sohbete dâhil oldular. Çok geçmeden tiyatro topluluğunun idarecisi, fil dişi bir tablette oyun programını getirdi. Bir dizini yere koyup selamladı.

“Sevdiğiniz oyunları seçer misiniz, beyler?” dedi.

Herkes kıdem sırasına göre seçimini yaparken, sıra Jia She’ya geldi. O da seçtikten sonra, Baoyu’yü gören idareci, yanına gidip nazikçe selamladı.

“Efendi Bao, listemizden iki oyun seçme nezaketinde bulunur mu?” dedi.

Baoyu adamın yüzünü inceledi. Pudra beyazı yanakları, ruj kadar kırmızı dudaklarıyla sudan yeni çıkmış lotus kadar parlak, esintide salınan yeşim ağacı kadar zarifti. Eski dostu Jiang Yuhan’dı! Kendi tiyatro topluluğuyla kente geldiğini duymuştu. Hatta neden kendisini görmeye gelmediğini merak etmişti. Böyle resmî bir topluluk içinde karşılaşınca, hemen ayağa fırlayamadı. Sadece, “Ne zaman geldin?” diye sormakla yetindi.