Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası IV. Cilt (страница 29)
“Neler oluyor öyle? Köşelerde fısıldaşmalar da ne?” diye sordu.
“Söylemeye cesaret edemedik, efendim…” dedi hizmetkâr.
“Neyi?” dedi Jia Zheng.
“Şey, efendim. Bu sabah kalkıp kapıyı açtığımda, üzerinde kötü şeyler yazan bir kâğıdın kapıya sıkıştırıldığını gördüm.”
“Neymiş? Nasıl şeyler?”
“Sudaki Ay Manastırı’nda olan rezilliklerle ilgili.”
“Göster bakayım!”
“Almaya çalıştım ama o kadar sıkı yapıştırılmış ki çıkaramadım. Yazılanları kopyalayıp kâğıdı oradan kazıdım. Li De bir tane daha buldu. Bana gösterdi, onda da aynı şeyler yazıyordu. Durum bu, efendim.”
Adamdan kâğıdı alan Jia Zheng okumaya başladı.
Jia Zheng öfkeden köpürdü. Başı döndü, gözleri yuvalarından fırladı. Kapıdaki görevlilere bu konudan kimseye söz etmemelerini tembihledi ve başka bir not var mı diye etrafın didik didik aranmasını emretti. Hemen Jia Lian’i çağırttı.
“Söylesene, Demir Eşik Tapınağı’nda kalan rahibeler ve Taocu rahibe adaylarının durumlarını bizzat kontrol ettin mi hiç?” diye sordu.
“Bizzat kendim etmedim.” dedi Jia Lian. “Orası genç Qin’in sorumluluğunda.”
“Sence bu işi becerebilecek durumda mı?”
“Böyle sorduğuna göre, yanlış bir şey yaptı herhâlde?” dedi Jia Lian.
“Baksana şuna!”
Jia Lian notu okudu.
“Rezalet bu!” diye bağırdı.
Tam o sırada Jia Rong, üzerinde “Jia Zheng’ın dikkatine! Çok özel ve gizli!” yazan bir zarfla geldi.
Jia Zheng zarfı açınca, önceki notta yazanların olduğu imzasız bir mektup buldu.
“Lai Da’ya söyleyin, derhâl üç, dört arabayla Sudaki Ay Manastırı’na gidip bütün rahibe adaylarını buraya getirsin. Bu tamamen sır olarak saklanmalı. Saray’dan çağrıldıklarını söylesin.”
Emri alan Lai Da hemen gitti.
Yirmi dört Budist ve Taocu rahibe adayı tapınağa ilk geldiklerinde, yaşlı rahibelerin nezaretine verilmişlerdi. Onlardan günlük derslerini alıyorlar ve dualarını ezberliyorlardı. Aylar geçtikçe ve İmparator Eşi onları bir kere bile çağırtmayınca, çalışmalarını giderek gevşettiler. Üstelik büyüyorlar ve hayatın daha çok farkına varıyorlardı. Jia Qin genç bir hayalperestti. Fangguan gibi güzel aktrislerin bir manastıra kapanma kararlarını geçici bir heves olarak görüyordu. Kız onun Sudaki Ay Manastırı’ndaki tek ilgi odağı hâline geldi. Ama onun çok ciddi olduğunu ve kendisinin arzularına boyun eğmeye hiç yanaşmadığını gördü şaşkınlık içinde. Sonra tekrar ilgisi tapınağa yöneldi. Oradaki genç rahibe adaylarından ikisi, Budist Qinxiang ile Taocu Hexian çok çekici ve sıcakkanlı kızlardı. Onunla şarkı söyleyerek ya da müzik çalarak hoş saatler geçiriyorlardı.
Onuncu ayın ortasında, Jia Qin her zamanki gibi aylıkları dağıtmak için geldi. Hemen gitmeye niyeti yoktu, bir fikri vardı.
“Aylıklarınızı getirdim.” dedi kızlara. “Maalesef bugün kapılar kapanmadan çıkmaya yetişemeyeceğim, burada kalmam gerekiyor. Böyle soğuk bir gecede, tesadüfen yanımda olan şarabı ve fıstıkları paylaşıp, küçük bir parti yapmaktan daha iyi ne olabilir?”
Kızlar çok heyecanlandılar ve hemen masaları hazırlamaya başladılar. Sudaki Ay Manastırı’ndaki rahibeleri bile davet ettiler. Sadece Fangguan onlara katılmayı reddetti. Birkaç kadeh şaraptan sonra Jia Qin içki oyunu oynamayı teklif etti.
“Biz onun nasıl oynandığını bilmiyoruz. Neden parmak tahmini oynamıyoruz? Kaybeden şarap içer, çok eğlenceli olur.” dedi Qinxiang.
Yaşlı rahibeler itiraz ettiler.
“Daha öğlen saatleri geçeli çok az zaman oldu. Bu saatte parti yapmak doğru olmaz. Bir iki kadeh içelim, sonra dileyenler gitsinler. Bay Qin’e eşlik etmek isteyenler kalıp içerler. Biz hiç karışmayacağız.” dedi birisi.
Tam o sırada gönüllü rahibelerden biri birden odaya daldı.
“Hemen durun! Rong Konağı’ndan uşak Lai geldi.” dedi.
Kızlar ortalığı toplamaya giriştiler ve Jia Qin’e saklanmasını söylediler. O ana kadar sarhoş olan Jia Qin atıp tutmaya başladı.
“Ne diye saklanayım? Ben aylıkları dağıtmaya geldim.”
O daha lafını bitirmeden, Lai Da kapıda belirdi. Henüz başlayan eğlencenin belirtileri aşikârdı. Lai Da’nın sadık yüreği öfkeyle doldu. Jia Zheng’ın sıkı gizlilik talimatı olduğundan, soğukkanlılıkla gülümsedi.
“Tesadüfe bakın, demek siz de buradasınız, Bay Qin.” dedi.
Qin yalpalayarak ayağa kalktı.
“Bay Lai! Sizi buraya getiren sebep nedir?” diye sordu.
“Burada olmanıza sevindim, beyefendi.” dedi Lai Da. “Genç hanımları mümkün olduğunca hızla hazırlayıp kente götürmemiz lazım. Saray’dan çağrıldılar.”
Jia Qin ve kızlar daha fazlasını öğrenmek istediler ama Lai Da fazla bir şey söylemedi.
“Gelin haydi. Geç oluyor. Kapılar kapanmadan yetişmek için acele etmemiz lazım.” dedi.
Hepsi kendilerini bekleyen arabalara doluştular ve Lai Da güçlü bir öküzün üstüne binip konvoyu kente götürdü.
Şimdi Jia Zheng’a dönelim. Normalde bakanlığa giderken çok titizlik gösteren beyefendi, çalışma odasında yalnız başına oturuyor, derin derin nefes alıp imzasız notları düşünüyordu. Jia Lian evden ayrılmaya cesaret edemeyip yakınlarda bekliyordu. Sonunda kapıdan birinin sesi geldi ve bir haberci içeri girdi.
“Bu akşam görevde olması gereken Zhang Ekselansları hastaymış, sizin onun yerini almanızı istiyorlar, beyefendi.” dedi.
Jia Zheng her an Lai Da’nın içeri girmesini bekliyordu. Bu şekilde çağrılmaktan çok rahatsız oldu. Jia Lian yanına geldi.
“Lai Da öğle yemeğinden sonra gitmişti, amca. Manastır kentten yüz otuz kilometre uzakta. On birden önce burada olamaz. Bu akşam çağrıldığına göre, bence gitmelisin. Lai Da geri döndüğünde, rahibeleri bir yere kilitlemesini ve yarın sen gelip meseleyle ilgilenene kadar hiçbir şey söylememesini tembihlerim. Qin gelirse, bir şey demem. Bakalım yarın sen onunla konuştuğunda ne tepki verecek.”
Bu mantıklı görünüyordu, Jia Zheng istemese de bakanlığın yolunu tuttu.
O gider gitmez, Jia Lian kendi dairesine döndü ve yolda Xifeng’a ne diyeceğini düşündü. Öncelikle Qin’e bu işi verdiği için onu suçlayacaktı ama sonra hasta olduğunu hatırlayınca yumuşadı. Ona çok baskı yapmasa iyi olacaktı. Adımlarını yavaşlattı.
Bu arada hizmetkârlar arasında haberler yayıldı. Kısa süre içinde Pinger’nın kulağına kadar geldi. O da hemen hanımına söylemeye gitti. Xifeng kötü bir gece geçirmişti ve keyifsizdi. Hâlsizliği, çeşitli kabahatler, özellikle de Sudaki Ay Manastırı’yla uygunsuz bağlantıları konusunda vicdanına yer eden her zamanki endişelerini daha da artırıyordu. İmzasız notu öğrenince, birden doğruldu.
“Ne yazıyor?” diye sordu Pinger’ya.
“Pek bir şey yok.” dedi Pinger düşüncesizce. “Sudaki Ay Manastırı’ndaki rahibelerle ilgili…”
Bu Xifeng’ı perişan etti. Vicdan azabı hikâyenin gerisini tamamladı. Mahvoldu! Dehşetten konuşamaz hâldeydi. İçinden bir ateş yükseldi, başı dönüyordu. Öksürmeye başladı ve yatağa çöktü, gözlerini önüne dikmişti.
Pinger endişeyle bağırmaya başladı.
“Demir Eşik Tapınağı’ndaki rahibeleri kastettim ben. Rahibe adaylarıyla alakalıymış. Senin üzerine alınmana hiç gerek yok.”
Demir Eşik Tapınağı kelimeleri Xifeng’ı kendine getirdi.
“Aptal şey! Bu ne böyle? Tapınak mı, manastır mı?” diye bağırdı.
“Önce manastır sandım.” dedi Pinger. “Sonra öğrendim ki tapınakmış. Bu yüzden dilim sürçtü.”
“Ben de tapınaktır diye düşünmüştüm.” dedi Xifeng. “Benim manastırla bir ilgim yok. Ama Qin’e tapınaktaki rahibelerle ilgilenme işini veren benim. Muhtemelen para aşırıyordur.”
“Hayır, hanımım.” dedi Pinger. “Parayla bir ilgisi olduğunu sanmıyorum. Birkaç kere skandal lafının geçtiğini duydum.”
“Bu beni ilgilendirmez. Lian nerede?”
“Sör Zheng’ın çok sinirli olduğunu söylediler, onu yalnız bırakamadı. Ben nahoş olaylar olduğunu öğrenince hizmetçilere bu konuda konuşmamalarını söyledim. Umarım hanımefendi duymamıştır. Efendi, Lai Da’yı kızları geri getirmesi için manastıra gönderdi. Neler olduğunu öğrenmek için birisini yollayacağım. Şimdi sen sakin ol, hanımım. İyi değilsin, böyle şeyler için endişelenmemen lazım.”