18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası III. Cilt (страница 19)

18

“Öyle bile olsa, seninle benim bir eksiğimiz olacağını sanmıyorum.” dedi Baoyu gülerek.

Daiyu sabırsızca dönüp çardağa doğru yürümeye başladı; Baochai’in yanına gidiyordu. Baoyu de arkasından gidecekti ama o anda Xiren, iki kişilik, küçük bir çay tepsisinde iki fincan yeni demlenmiş çay getirdi.

“Nereye gitti?” diye sordu. “İkiniz onca zamandır hiçbir şey içmeden burada duruyorsunuz diye size getirmiştim ama o gitmiş bile.”

“Şurada.” dedi Baoyu, fincanlardan birini alarak. “İçeri götürüp verebilirsin.”

Xiren öyle yaptı ama Daiyu’nün yanına gidene kadar kız Baochai’yle konuşmaya başlamıştı.

“Buyurun.” dedi Xiren. “Bir tane daha getirene kadar hanginiz daha çok susadıysa bunu o alsın.”

“Ben susamadım.” dedi Baochai. “Sadece ağzımı çalkalayacak kadar istiyorum.”

Fincanı dudaklarına götürdü, bir yudum alıp Daiyu’ye verdi.

“Sana başka bir fincan getireyim.” dedi Xiren.

“Ah, beni bilirsin.” dedi Daiyu, gülerek. “Hasta olduğum için çok fazla çay içemiyorum. Yarım fincan bana yeter. Çok teşekkür ederim. Çok naziksin.”

Çayı bir dikişte bitirip fincanı tepsiye koydu. Xiren de Baoyu’nün fincanını almaya gitti.

“Fangguan nerede?” diye sordu Baoyu, Xiren yanına gelince. “Uzun zamandır onu görmüyorum.”

Xiren etrafına bakındı.

“Az önce buradaydı. Birileriyle çiçek eşleştirme oynuyordu. Şimdi ortadan kaybolmuş.”

Baoyu onu aramak için hızla odasına döndü. Kızı yüzü duvara dönük bir şekilde uyurken buldu.

“Kalk haydi, uyuma!” dedi Baoyu. “Biraz dışarıda oyalanalım. Biraz sonra yemek yiyeceğiz. İştahın kaçmasın.”

“Niye uyumayayım?” dedi Fangguan. “Başka yapacak bir işim yok ki. Hepiniz beni yalnız bırakıp içki içmeye gidince canım sıkıldı.”

Baoyu güldü.

“Biz de akşam burada kendi partimizi yaparız.” dedi Baoyu, kızı çekip kaldırarak. “Xiren’den senin de yemekte bizimle oturmana izin vermesini isterim, olur mu?”

“Yalnız benim oturmam değil. Ouguan ve Ruiguan da gelmezse zevki olmaz. Hem zaten ben erişte sevmem. Onun için öğlen doğru dürüst bir şey yiyemedim. Şimdi o kadar acıktım ki burada yiyeyim diye Liu’dan bir tas çorba ve biraz pilav istedim. Akşam başka bir şey istemem. Sadece bir şeyler içebilirim ama içmemi istiyorsanız, dilediğim kadar içmeme izin vermeniz ve bu konuda diğerlerinin sorun çıkarmalarına engel olmanız lazım. Eskiden evdeyken bir oturuşta bir, bir buçuk litre pirinç şarabı içerdim ama tiyatroya başlayınca, sesimi bozar diye içmeme izin vermediler. Son bir iki yıldır kokusunu bile duymadım. Bu akşam bu işin bitişini kutlamak istiyorum.”

“Tamam.” dedi Baoyu.

O sırada Aşçı Liu’nun gönderdiği bir kadın Fangguan’ın siparişinin olduğu yemek kutusunu getirdi. İçinde karides topları olan bir kâse tavuk çorbası, bir kâse şarapta pişmiş ördek eti, bir tabak kırmızı, tuzlanmış kaz eti dilimleri, bir tabak çam fıstığı doldurulmuş, dört çeşit peynir, büyük bir kâse dumanı tüten, lezzetli, kokulu, yeşil pirinç vardı. Chunyan hepsini Fangguan’ın önündeki masaya yerleştirdi, gidip onun için bir kaşık, yemek çubukları ve birkaç tane kâse getirdi. Bir tanesine kokulu pirinçten koydu.

“Of!” dedi Fangguan. “Bu kadar yağlı, korkunç bir şeyi nasıl yiyeyim ben?”

Pilavının üzerine bir kaşık çorba koydu, çubuklarıyla kaz eti dilimlerinden alıp onu da üstüne koydu. Diğerlerine hiç dokunmadı. Baoyu geri çevrilen yiyecekleri kokladı. Genellikle kendisinin yediği şeylerden çok daha lezzetliydi kokuları. Çam fıstıklı peynir parçalarından bir tane aldı ve Chunyan’e bir kâse pilav koyup üzerine biraz çorba dökmesini söyledi. Peynir, pilav ve çorba karışımı çok lezizdi. Fangguan’la Baoyu’nün yemekleri bitince, Chunyan kalanları mutfağa geri gönderiyordu ama Baoyu kendisinin yemesini söyledi.

“Yetmezse biraz daha göndermelerini isteyelim.” dedi.

“Yo yo, bunlar çok bile.” dedi Chunyan. “Zaten Sheyue bana partiden biraz kek ve diğer yiyeceklerden getirmişti. Şimdi bunları yersem, bana yeter.”

Orada masanın yanında dikilip yemeğini yedi. Kısa süre içinde iki peynir parçası hariç her şey bitmişti.

“Bunları annem için ayırıyorum.” dedi. “Ah, eğer bu akşam içecekseniz bana da bir yudum verin.”

“Demek sen de içkiyi seviyorsun?” dedi Baoyu. “İyi! Bu akşam tam bir kutlama olacak. Xiren ve Qingwen de çok severler ama pek içmezler çünkü uygun bulmuyorlar. Bu akşam, benim yaş günüm herkes için bahane olacak! Bu arada, uzun zamandır sana sormak istediğim bir şey var ama unutuyorum. Bundan sonra Fangguan’a çok iyi bakmalısın. Ona göz kulak ol ve yanlış bir şey yaparsa uyar. Mümkün olsa bunu Xiren yapardı ama onun çok işi var.”

“Biliyorum.” dedi Chunyan. “Merak etmeyin, ben ona bakarım. Peki, Fivey meselesini ne yapacaksınız?”

“Bayan Liu’ya söyle, Fivey kesinlikle burada çalışacak. Ben diğerleriyle konuştuktan sonra istediği zaman gelebilir.”

“İşte bu çok güzel!” dedi, konuşmaları duyan Fangguan.

Sonra Chunyan iki küçük hizmetçiyi içeri çağırdı; Baoyu’nün ellerini yıkamasına yardım etmelerini ve çay vermelerini istedi. Kendisi de masayı toplayıp kirlileri dışarıdaki kadınlara verdi. Ellerini yıkadıktan sonra güzel haberi vermek için Aşçı Liu’ya gitti. Ama bu kısım bizim hikâyemizi hiç ilgilendirmiyor.

Baoyu hazır olur olmaz, Şakayık Bahçesi’ne, ötekilerin yanına gitmek üzere çıktı. Fangguan da bir elinde ipek mendil, diğerinde yelpazeyle ona eşlik ediyordu. Avlunun kapısından çıktıklarında, Baoyu, Xiren ile Qingwen’in el ele kendisine doğru geldiklerini gördü.

“Ne yapıyorsunuz?” diye sordu.

“Sana geliyorduk. Sofra hazır; herkes yemeğe başlamak için seni bekliyor.” dediler.

Baoyu yeni yediğini söyledi. Xiren güldü.

“Kedi gibisin. Kokladığın her şey hoşuna gidiyor. Başkalarının yemekleri daha güzel geliyor sana. Neyse yine de gelip eşlik et onlara.”

Qingwen parmağıyla Fangguan’ın alnını dürttü.

“Seni yamyam! Ne zaman sıvışıp da yemek yedin? Siz ikiniz bunu nasıl organize ettiniz? Neden bize haber vermediniz?”

“Yok canım!” dedi Xiren. “Organize etmedi tabii ki. Hepsinin aynı anda orada olmaları tamamen tesadüf!”

“Peki o zaman.” dedi Qingwen. “Demek Baoyu’nün artık bize ihtiyacı yok. Hepimiz gidip onun bakım işini Fangguan’a bırakabiliriz.”

“Bize ihtiyacı olmayabilir.” dedi Xiren kıkırdayarak. “Ama sensiz yapamayacağı kesin.”

“Tam tersi!” dedi Qingwen. “Ben olmasam da olur. Tembel, beceriksiz, huysuz, işe yaramazın biriyim ben.”

“Sen olmazsan, tavus kuşu pelerininde bir delik daha açıldığında kim tamir edecek?” dedi Xiren muzipçe. “Tabii, geçmişte ne zaman senden bir şey yapmanı istesem, her türlü bahaneyi duyardım. Dikiş konusunda hiç iyi değildin! Hatta iğne tutmasını bile bilmiyordun! Hâlbuki yardımını istediğim şeyler benim eşyalarım değil, Baoyu’nündü. Ama yo, elini bile sürmezdin. Birkaç gün evde yoktum, neredeyse yarı ölü vaziyette bütün gece dikiş dikmişsin! Bunun açıklamasını çok merak ediyorum doğrusu! Haydi, cevabını duymak istiyorum.”

Ama Qingwen gülüp geçti.

Böyle konuşa konuşa Şakayık Bahçesi’ndeki çardağa geldiler. Xue teyze de yemek için gelmişti, o başköşede olmak üzere kıdem sırasına göre yerlerine oturdular. Baoyu biraz pilavın üzerine çay döküp onlara eşlik etti. Yemekleri bittikten sonra çay içerek oyun oynamaya devam ettiler.

Bu arada, dışarıda Xiaoluo, Xiangling, Fangguan, Ruiguan, Ouguan ve Douguan Bahçe’ye dağılıp çiçek toplamışlar, şimdi kucaklarında çiçeklerle, yüksek çalılıkların çevrelediği yarım daire şeklindeki çimenlikte oturmuş çiçek eşleştirme oynuyorlardı.

“Bende Guanyin söğüdü var.” dedi biri.

“Bende Lohan çamı var.” dedi bir başkası.

“Bende bey bambusu var.”

“Bende hanım otu.”

“Bende yeşil yıldız çiçeği.”

“Bende kırmızı ay sarmaşığı.”

“Bende Şakayık Köşkü’nden3 şakayık var.”

“Bende Lavtanın Hikâyesi’nden4 yenidünya çiçeği var.”

“Bende ‘kız ve erkek kardeşler’ var.” dedi Douguan.

“Bende ‘kocalar ve karılar’ orkidesi var.” dedi Xiangling.

“Hiç öyle bir çiçek duymadım.” dedi Douguan.

“Evet, var.” dedi Xiangling. “Başlıca iki tür orkide var. Her bir sapta tek çiçek olan ilkbahar orkidesi ve birkaç çiçek olan yaz orkidesi. Yaz orkidesinin birden fazla türü var. Bir tanesi senin dediğin, bir sapta üst üste çiçeklerin olduğu ‘kız ve erkek kardeşler’ orkidesi; diğeri de sapın tepesinde yan yana olan ‘kocalar ve karılar’ orkidesi.”

Douguan ayağa kalktı. Botanikle ilgili tartışmalarla başa çıkamayınca dalga geçmeye başladı.

“Herhâlde bir sapta biri büyük, biri küçük iki çiçek varsa ‘baba-oğul’ orkidesi; sırt sırta veren iki çiçek varsa ‘düşman’ orkidesi oluyor! Kocan bir yıldır uzakta olduğundan orkidede bile onu görüyorsun. Utanmalısın!”

Yüzü kızaran Xiangling güldü.

“Seni korkunç yaratık! Ne saçmalıyorsun?” dedi ve Douguan’ın dudaklarını çimdiklemek için yerinden fırladı ama Douguan ondan önce davranıp üzerine atıldı; arkaya doğru itip yere devirdi. Aynı zamanda etrafına bakıp öteki kızları da yardımına çağırdı.

“Ruiguan, Ouguan! Gelip ağzını çimdikleyin şunun!”