18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası III. Cilt (страница 11)

18

“Evet, bayağı var galiba.” dedi Baoyu. “Zaten ben pek içmiyorum, hepsini verebilirsin.”

Xiren’i getirsin diye gönderdi. İçinde çok az gül özü olan şişeyi olduğu gibi Fivey’ye vermesini söyledi. Fangguan şişeyi Aşçı Liu’ya vermek için mutfağa döndü.

Oraya gittiğinde Fivey’yi gayet iyi buldu. Aşçı Liu, eve kapanan, hasta kızını biraz rahatlatmak için işe gelirken onu da yanına almıştı. Kız annesinin mutfağının etrafında biraz gezindikten sonra mutfakta ayaklarını dinlendirerek çay içiyordu. Anne-kız, Fangguan’ın elindeki yarısına kadar gül özüyle dolu on, on iki santimlik kristal şişeyi görünce bunun Baoyu’nün içtiği batı şarabı olduğunu sandılar.

“Buyur otur.” dedi Aşçı Liu. “Şarap tenceresini getireyim de su kaynatıp ısıtalım onu.”

Fangguan güldü.

“Bu kadar varmış.” dedi. “Şişe sizde kalabilirmiş.”

Fivey kırmızı sıvının üzüm şarabı değil de gül özü olduğunu anlayınca defalarca teşekkür etti. Fangguan nasıl olduğunu sordu.

“Bugün kendimi biraz daha canlı hissediyorum.” dedi Fivey. “Onun için annemle beraber geldim. Etrafta biraz dolaştım ama kayalıklardan ve binaların arkalarından başka görülecek bir şey yokmuş. Buna manzara denmez.”

“Neden ön tarafa geçmiyorsun?” diye sordu Fangguan.

“Ben izin vermedim.” diye araya girdi annesi. “Küçük hanımların ondan haberi yok. Eğer meraklı insanlar yolunu kesip soru yağmuruna tutarlarsa, ne yaptığını açıklamakta zorlanır. Söz verdiğin gibi, ona içeride bir yer bulursan, sıkılana kadar gezinecek çok fırsatı olur.”

“Merak etme.” dedi Fangguan. “Ben ona bakarım.”

“Bakacağından eminim.” dedi Aşçı Liu. “Ama bizim gibi insanlar çok dikkatli olmak zorunda.”

Sonra Fangguan’a bir fincan çay doldurdu. Fangguan onun bu misafirperverliğini çayın yarısıyla ağzını çalkalayacak kadar ileri götürdü.

“Benim ellerim dolu. Fivey seni geçirsin.” dedi Aşçı Liu.

İki kız beraber yürüdüler. Fivey etrafta kimsenin olmadığını görünce Fangguan’ın elini tuttu.

“Gerçekten benden söz ettin mi?” diye sordu.

“Tabii ki ettim!” dedi Fangguan. “Seni kandıracak değilim ya? Henüz doldurulmayan iki boş yer varmış. Birisi Bayan Lian’in alıp götürdüğü Hongyu’nün yeri. Henüz başka kimseyi göndermemiş. Diğeri de Zhuier’den boşalan yer. Baoyu bu iki yerden biri için senden söz edecek; bu onun yetkisi dâhilinde. Henüz gündeme getirmemesinin sebebi, Pinger’nın Xiren’e, eğer insanlar ya da maaşlar konusunda bir talebimiz varsa, bunu sonraya bırakmamızı sürekli hatırlatıp durması. Bayan Tanchun ibret olsun diye cezalandıracak birilerini arayıp duruyormuş. Hatta Bayan Lian’in iki üç talebini geri çevirmiş; şimdi gözünü bize dikmiş ama henüz bir bahane bulamadığından aramaya devam ediyormuş. Bu yüzden şimdi ondan böyle bir şey istersek, hayır diyeceği aşikâr. Bir kere reddetti mi bir daha kabul ettirmek imkânsız. Ortalık sakinleşene kadar beklemek en iyisi. Hanımefendiler dönüp de herkesin keyfi yerine gelene kadar duralım. O zaman konuyu açarsa, istediği her şeye onay verecektir.”

“Biliyorum.” dedi Fivey. “Ama o kadar uzun süre bekleyecek sabrım yok. O işi şimdi istiyorum. Öncelikle bu annemi çok sevindirecek. Beni büyütürken çektiklerinin boşa gitmediğini hissedecek. İkincisi, alacağım maaş evi biraz daha rahatlatacak. Üçüncüsü, işe alındığım zaman biraz keyfim yerine geleceğinden sağlığımın da biraz düzeleceğine inanıyorum. Tabii bu da ailemi doktor ve ilaç masraflarından kurtaracak.”

“Anlıyorum.” dedi Fangguan. “Merak etme sen.”

Sonra ayrıldılar, Fangguan eve doğru yürüdü, Fivey de mutfağa döndü. Annesiyle, Fangguan’ın ne kadar iyi kalpli olduğundan söz ettiler.

“Böyle bir şeye sahip olacağımız hiç aklıma gelmezdi.” dedi Aşçı Liu. “Ama çok fazla içersen kanın aşırı ısınır; her ne kadar pahalı bir şey olsa da birazını başka birisine vermek iyi olur.”

“Kime mesela?” diye sordu Fivey.

“Dayının oğluna yarım fincan vermeyi düşündüm.” dedi Aşçı Liu. “Bir iki gündür ateş içinde yatıyor. Tam seveceği bir şey bu.”

Fivey cevap vermedi; annesinin bir çay fincanına kırmızı sıvıyı döküşünü seyretti. Sonra kadın şişenin mantarını kapatıp mutfak dolabının rafına koydu.

“Yerinde olsam ona vermezdim.” dedi Fivey. Yüzünde alaycı bir gülümseme vardı. “Eğer birisi nereden bulduğunu soracak olursa, başımız derde girer.”

“Saçmalık!” dedi annesi. “O kadar korkmamıza gerek yok. Sen de bütün yıl boyunca benim kadar çok çalışsan birkaç hediyeyi hak ederdin. Çaldığımızı söyleyecek değiller ya!”

Kızının tavsiyesine kulak asmadan, onu mutfakta yalnız bırakarak fincanı alıp ağabeyinin evine gitti. Yeğeni yatıyordu. Evdekiler kadının ne getirdiğini öğrenince çok sevindiler. Kuyudan yeni çekilen bir fincan soğuk suya gül özünden biraz katıp hasta çocuğa verdiler. Çocuk bir dikişte içti ve hemen kendisini iyi hissettiğini, sanki zihninin açıldığını söyledi. Kalan gül özünün olduğu fincana kare bir kâğıt örtülüp yatağın başucuna kondu.

Aşçı Liu hâlâ oradayken, hasta çocuğun konaktan iş arkadaşları ziyaretine geldiler. Aralarında Odalık Zhao’nun yeğeni Qian Huai de vardı. Babası muhasebe dairesinde çalışıyordu. Qian Huai’nin işi de Jia Huan’ı okula götürüp getirmekti. Para kazanan bir bekâr olarak uzun zamandır Fivey’ye hayranlık duyuyordu ve geçmişte aracılar vasıtasıyla birkaç kere kızı istetmişti. Fivey’nin ailesi bu işe karşı değildi ama Fivey doğrudan bir şey demese de davranışlarıyla bu fikrin kendisi için hiç de uygun olmadığını belli edince, onaylamaya kalkışmadılar. Son günlerde Fivey’nin Bahçe’de işe başlayacağı lafları edilince, Qian Huai’yi müstakbel damatları olarak görmeyi iyice bıraktılar çünkü dört beş yıllık hizmetten sonra Fivey dışarıdan kendi seçtiği biriyle evlenme özgürlüğüne sahip olacak gibi görünüyordu. Durumu gören Qian Huai’nin ailesi de bu konuyu kapatmayı uygun buldu. Ama Qian Huai için öyle değildi. Fivey reddedince onuru kırılan delikanlı inatla kız karısı olana kadar peşini bırakmayacağına yeminler etmişti. Şimdi arkadaşlarıyla hasta ziyaretine geldiğinde Fivey’nin annesini de orada bulunca hâliyle çok şaşırdı. Aşçı Liu da misafirlerin içinde Qian Huai’yi görünce aynı şekilde afallayıp, çok işi olduğu bahanesiyle gitmek üzere kalktı.

“Bir fincan çay içseydin.” dedi ağabeyi ve yengesi. “Yeğenini düşünüp gelmen büyük incelik!”

“Bahçe’de yemek beklerler.” dedi Aşçı Liu. “İşim olmadığında yine gelirim.”

Yengesi bir çekmeceden küçük bir paket çıkardı. Dış kapının köşesinde paketi gülerek Aşçı Liu’nun eline sıkıştırdı.

“Dün ağabeyin kapıdan dönerken getirdi. Beş gündür orada görevliydi, onca zaman hiç bahşiş verilmemiş. Sonra dün birdenbire Guangdong’dan yüksek mevkiden biri gelmiş, üç sepet bu beyaz şeyden getirmiş. Kurt mantarı diyorlar. İki sepet efendiler, bir sepet de kapıdakiler için. Bu ağabeyinin payı. Dün gece açıp baktım. Çok güzel bir şey, bembeyaz. Her sabah anne sütüyle bunun bir parçası karıştırılıp yenirse vücudu güçlendirirmiş. Anne sütü bulamazsan inek sütü, hatta su bile olur. Tabii hemen aklımıza Fivey geldi. Tam ona yarar bir şey. Bu sabah bir hizmetçiyle size gönderdim ama kapınız kilitliymiş. Fivey’yi de yanında götürmüş olabileceğini söyledi. Gelip kendim getirmeyi düşündüm ama hanımefendiler evde olmayınca giriş çıkışlar konusunda katı olacakları aklıma geldi, içeride ne işim olduğunu soracaklardı. Zaten bir iki gündür içeride dolaşan çirkin dedikoduları duydum. Beni de bir şeylere bulaştırırlar diye korktum. İyi ki sen geldin, kendin götürürsün.”

Aşçı Liu teşekkür edip gitti. Bahçe’nin köşedeki kapısında sırıtan bir görevli yolunu kesti.

“Neredeydin, teyzeciğim? İçeriden iki üç kere seni sordular. Her yerde seni aradık. Nereden geliyorsun? Sizin ev bu tarafta değil. Şüpheli bir durum var ortada.” dedi.

“Seni küstah maymun!” diyerek güldü kadın.

Konuşmalarının devamı sonraki bölümde.

61. BÖLÜM

Baoyu kız kardeşini korumak için bir hırsızlığı üstlenir.

Pinger bir yanlışlığı düzeltmek için yetkisini kullanır.

Aşçı Liu Bahçe’ye geri dönerken görevli bir delikanlı yolunu kesmişti.

“Sizin ev bu tarafta değil. Şüpheli bir durum var ortada.”

“Seni küstah maymun!” diyerek güldü kadın. “ ‘Teyzeciğim’ öyle mi? Teyzen kendisine bir sevgili bulursa, bir enişten daha olur, ne diye endişeleniyorsun! Hemen kapıyı aç da beni içeri al, delikanlı, yoksa o pis saçından tuttuğum gibi koparırım! Haydi, çabuk ol!”

Genç serseri dediğini yapacağına ona takılmaya devam etti.

“Seni içeri alırsam, benim için birkaç tane kayısı aşıracağına söz ver. Uzun zamandır burada seni bekliyorum. Sakın unutma, yoksa bir dahaki sefere gece yarısı bir şişe şarap ya da biraz yağ için dışarı çıktığında kapıyı açmam. Orada bağırıp durursun, cevap bile vermem.”

“Deli misin nesin sen!” dedi aşçı. “Artık öyle şeyler yapamıyoruz. Bugünlerde Bahçe kadınlar arasında paylaştırıldı. Hepsi gözünü oymaya hazır hâlde bekliyor. Meyve ağaçlarından birinin altında yürümeyegör, şahin gibi gözlüyorlar seni. Bir meyve koparmanın hiç imkânı yok. Daha dün erik ağacının önünden geçiyordum, yüzümde vızlayan bir arıyı kovalamak için elimi kaldırdım, yaşlı teyzelerinden biri beni gördü. Ne yaptığımı fark edemeyecek kadar uzaktaydı. Erik topluyorum sanmış. Ah, nasıl bağırdığını duyman lazımdı! ‘Sakın alma onları! Daha ilk meyveleri dağıtmadık. Hanımefendiler geri dönene kadar hiç kimse o eriklere elini bile süremez. Zamanı geldiğinde payını alırsın!’ dedi. Herhâlde eriğe hasret kaldığımı sandı. Ben de pek nazik olamadım, ağzının payını verdim. Meyve istiyorsan öteki teyzelerine sor, oğlum, benden fayda yok. Benden meyve istemek, ambar faresinin kargadan darı istemesine benzer. Uçan kuşun var da ambardaki farenin yokmuş gibi.”