реклама
Бургер менюБургер меню

Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası II. Cilt (страница 21)

18

Bu talimatları aynen yerine getireceğine söz veren Xifeng Bayan Xue’yi hafifçe dürttü.

“Duydun mu, halacığım? Ne demiştim ben sana? Aynen çıktı.”

“Bunun çoktan yapılması lazımdı.” dedi Xue teyze. “Çok hoş bir kız o. Sadece görünüşünden söz etmiyorum. Çok hanımefendi, kibar ve sıcakkanlı. Güçlü bir iradesi ve kararlılığı var. Tam bir hazine.”

“Çok düzgün bir çocuk.” dedi Wang Hanım. “İyi niteliklerinin yarısını bile bilmiyorsunuz. Baoyu’den on kat daha iyi, orası kesin! Eğer Baoyu onu sürekli yanında tutmayı başarırsa onun için büyük bir şans olur.”

“O zaman, neden bütün gereklerini yerine getirip onu açık açık Baoyu’nün odalığı yapmıyorsun?”

“Hayır, olmaz.” dedi Wang Hanım. “Her şeyden önce Baoyu daha çok genç; ikincisi Zheng Bey bunu asla kabul etmez. Üçüncüsü de bir parça yakınlaşmalarına izin versek bile, onu hâlâ hizmetçisi olarak gördüğü için söylediklerini dinleme ihtimali var ama odalığı olursa, aptalca şeyler yaptığında kızcağız ne düşündüğünü söylemeye yeltenemez. En iyisi şimdilik her şeyi olduğu gibi muallakta bırakalım. İki üç yıl sonra kesin bir düzenleme yaparız.”

Xifeng, Wang Hanım’ın başka bir şey söylemeyeceğinden emin olmak için bir süre daha bekledikten sonra çıktı. Bir grup hizmetkâr karısı, ev işleriyle ilgili rapor vermek için arka taraftaki dar geçitte onu bekliyordu. Onu görünce gülümsediler ve içlerinden biri ziyaretinin uzunluğu konusunda ona takıldı.

“Bugün içeride çok kaldınız, hanımım. Bu kadar uzun süre sizi tutan şey neydi? Sıcakta çok konuşmaktan bunalmadınız umarım.”

Xifeng kollarını sıvayıp bir ayağı eşikte, kapıda durdu.

“Burada hoş bir esinti var, biraz durup serinleyeyim.” dedi. “İçeride uzun süre kaldığımı söylüyorsunuz ya. Bu hiç de şaşılacak bir şey değil. Bugün hanımefendi geçen iki yüzyıldır olup biten her şeyi sordu. Hepsine tek tek cevap verdim.” Sonra sesindeki şakacı ton birden sertleşti. “Artık bundan sonra ne kadar gaddar olabileceğimi göstereceğim! Hanımefendiye şikâyet etmesi umurumda bile değil. Kuş beyinli, ağzı bozuk, sümüklü, rezil kaltak! Sonu hiç iyi olmayacak! Yakında her şeyini kaybedince sızlanacak bir şeyi olacak. Hizmetçisinin parası kesilince beni suçluyor ha! Kim olduğunu sanıyor? Hizmetçi onun neyine!”

Bu şekilde söylenmeye devam ederek büyük hanımefendi için yeni bir hizmetçi bulmaya gitti. Onu bu hâlde bırakıyoruz.

Xue teyze ve iki kız karpuzlarını yedikten sonra birkaç dakika daha Wang Hanım ile sohbet edip ayrıldılar. Xue teyze kendi dairesine, Baochai ve Daiyu de Bahçe’ye döndü. Baochai Daiyu’ye beraber Xichun’e uğramayı teklif etti ama Daiyu banyo yapacağını söyleyip ondan ayrıldı. Baochai yolda Kızıl Neşe Avlusu’ndan geçerken biraz sohbet etmek için Baoyu’ye uğrayıp, öğlen mahmurluğunu atmayı düşündü. İçeri girdiğinde avlu çok sessizdi. Kuş cıvıltısı dahi yoktu. Leylekler bile bitkilerin gölgesinde kıvrılmış uyuyordu. Üstü kapalı geçidin altından eve doğru yürüdü. Dış odada hizmetçiler her yere yayılmış uyuyorlardı. Uzun aynanın ve incelikle oyulmuş paravanın yanından süzülüp Baoyu’nün yattığı odaya girdi. O da cibinliğin içinde mışıl mışıl uyuyordu. Xiren yatağının kenarında oturmuş nakış işliyordu, hemen yanında sapı beyaz gergedan boynuzundan, at kılı bir sineklik duruyordu. Baochai parmak uçlarına basarak yanına gitti.

“Biraz fazla tedbirlisin galiba.” diye fısıldadı yumuşak bir gülüşle. “Bu sineklik de ne? Buraya hiçbir sinek giremez!”

Xiren irkilerek başını kaldırdı, nakışını bırakıp ayağa fırladı.

“Ah, Bayan Bao! Sizi beklemiyordum.” diye fısıldadı. “Beni korkuttunuz. Sinek falan olmadığını biliyorum ama minicik bir böcek var, filenin deliklerinden bile geçiyor. O kadar ufacık ki fark edilmiyor. Uyurken çok fena ısırıyor insanı. Karınca ısırığı gibi.”

“Bunda şaşılacak bir şey yok!” dedi Baochai. “Arkanda su var; dışarıda da şeker kokulu bir sürü çiçek; içerisi parfüm kokuyor. Bu tür böcekler çiçeklerin içine yavrularlar ve kokulu her şeyi severler. Onun için içeri giriyorlar.”

Konuşurken Baochai’in gözü Xiren’in nakışına takıldı. Çocukların taktığı türden bir önlüktü, göğüslüğü de vardı. Kenarları kırmızı ipek biyeli, beyaz satendendi. Xiren üzerine lotuslarla oynayan Mandarin ördekleri işliyordu. Ördekler gökkuşağı renklerindeydi, lotusların da kırmızı çiçekleri ve yeşil yaprakları vardı.

“Ne kadar güzel!” diye bağırdı Baochai. “Kimin için? Bu kadar ince işlemeyi hak edecek kadar özel biri olmalı.”

Xiren başını çevirip dudaklarını yatakta uyuyan kişiye doğru uzattı.

“Onun için mi? Böyle bir şeyi takmak için biraz büyük değil mi?”

“O da öyle diyerek takmak istemedi.” dedi Xiren gülerek. “Bu yüzden taksın diye cazip hâle getirmeye çalışıyorum. Bu sıcakta uyurken üstünü açıyor, bunu takarsa akşamın serinliğinde üşütmez. Bu işlemeleri çok buluyorsanız bir de üzerindekini görün.”

“Böyle sabırlı olman ne güzel!” dedi Baochai.

“Bugün o kadar çok işledim ki eğilmekten boynum tutuldu. Bize bir iyilik yapar mısınız, küçük hanım? Siz biraz benim yerime oturun, ben de dışarı çıkıp bacaklarımı esneteyim. Hemen dönerim.” dedi yalvarırcasına.

Böyle söyledikten sonra cevabını beklemeden sessizce süzülerek dışarıya çıktı. Baochai işlemeye öylesine dalmıştı ki farkına bile varmadan Xiren’in kalktığı sandalyeye oturuverdi. Gerçekten de muhteşem bir nakıştı. Dayanamayıp iğneyi eline aldı ve Xiren’in bıraktığı yerden işlemeye devam etti.

Bu arada Daiyu banyo yapmaya giderken yolda Xiangyun ile karşılaştı ve onun Xiren’i terfisi için tebrik etme teklifini kabul etti. Kızıl Neşe Avlusu’na girdiklerinde tam bir sessizlikle karşılandılar. Xiangyun, Xiren’i aramak için hizmetçi odalarına doğru yöneldi. Daiyu ana binaya gidip pencerenin tülünden Baoyu’nün yatak odasına göz attı. Delikanlı üzerinde gül rengi keten bir gömlekle yatağında uyuyor, Baochai de kenarında oturmuş, nakış işliyordu. Yanında da sineklik duruyordu. Bir süre bu dokunaklı manzaraya şaşkınlık içinde bakakaldı; sonra bu görüntüyü bozmaktan korkarak eliyle ağzını kapatıp kahkahasını bastırdı. Biraz yatışınca eliyle Xiangyun’ü çağırdı. Onu bu hâle getirecek ne görmüş olabileceğini merak eden Xiangyun hemen geldi. O da içerideki manzarayı komik buldu; bir kahkaha kopartacaktı ama Baochai her zaman ona karşı çok nazik olduğundan kendisini tuttu. Daiyu’nün nüktelerinin ne kadar acımasız olduğunu bildiği için elinden tutup çekiştirerek oradan uzaklaştırdı. Bunu yaparken de Xiren’in öğlen gölde çamaşır yıkamaya gideceğini hatırladığını söyledi.

“Kesin oradadır!” dedi. “Gidip bakalım.”

Daiyu bu numarayı yutmadı ve alaycı gülüşüyle belli etti. Yine de onun peşinden gitti.

Bu arada Baochai nakış işlemeye devam ediyordu. İkinci yaprağını tamamlamış, hatta üçüncüye başlamıştı ki rüya gören Baoyu uykusunda öfkeyle bağırdı.

“Bu yaşlı rahiplerin ve Taocuların söylediklerine ne diye güveneyim? Altın ve yeşim taşının evliliğine inanmıyorum ki. Taşla çiçeğin evliliğine inanıyorum ben.”

Baochai bu sözlerle afalladı. Duyduklarının şokunu daha atlatamadan Xiren geldi.

“Uyanmadı mı hâlâ?” diye sordu.

Baochai kafasını salladı.

“Bayan Lin ve Bayan Shi’yle karşılaştım. Sanırım buraya gelmediler, değil mi?”

“Hayır, hiç görmedim. Sana bir şey söylediler mi?” dedi Baochai, muzip bir gülümsemeyle Xiren’e bakarak.

Xiren kızardı.

“Her zamanki gibi bir sürü saçmalık! Şaka yapıyorlar!”

“Yapmıyorlar.” dedi Baochai. “Bu sefer değil. Ben de sana söyleyecektim ama fırsatını bulamadan sen çıkıp gittin.”

O anda bir hizmetçi gelip Xifeng’ın Xiren’i çağırdığını söyledi.

“Gördün mü? Sana ima ettikleri konuyla ilgili olmalı.” dedi Baochai gülerek.

Xiren uyuyan hizmetçilerden ikisini kaldırıp iç odaya geçmelerini söyledi. Sonra Baochai ile beraber Kızıl Neşe Avlusu’ndan çıktılar. Dışarıda birbirlerinden ayrıldılar; Xiren, Xifeng’ın dairesine yöneldi. Oraya vardığında, aynen Baochai’in tahmin ettiği gibi, maaşı ve mevkisi ile ilgili Wang Hanım’ın getirdiği yeni düzenlemeler konusunda resmî olarak bilgilendirildi. Wang Hanım’a gidip teşekkür etmesi söylendi ama Büyükanne Jia’yı görmesine gerek yoktu.

Xifeng ile görüşürken çok mahcup oldu. Wang Hanım’a da uğradıktan sonra geri döndüğünde Baoyu uyanmıştı. Nereden geldiğini sorunca kaçamak bir cevap verdi. Gayriresmî bir şekilde Baoyu’nün yatağına terfi ettiği haberini ancak akşam karanlığı çöküp, el ayak çekilince verebildi. Baoyu buna çok sevindi.

“Umarım artık beni bırakıp gitmekten söz etmezsin!” dedi, ağzı kulaklarında. “Aileni ziyarete gidip döndüğünde, ağabeyinin seni buradan almak istediğini, artık senin için burada bir gelecek ya da kalman için bir neden olmadığını ve daha bir sürü acımasız sözler söyleyerek beni nasıl korkutmaya çalıştığını hatırlıyor musun? Şimdi kim seni benden almaya cüret edecek görelim!”

“Hıh!” diyerek burun kıvırdı Xiren. “Durum hiç de öyle değil. Artık ben hanımefendiye aitim. Eğer seni bırakmak istersem seninle konuşmama gerek yok. Hanımefendiden izin alıp gidebilirim!”

Baoyu güldü.

“Diyelim ki ben bir kabahat işledim, sen de hanımefendiden ayrılmak için izin istedin. Benim hatam yüzünden buradan ayrıldığın ortaya çıktığında, bundan en ufak bir rahatsızlık duymaz mısın?”

“Neden duyayım?” dedi Xiren gülerek. “Eğer haydudun teki olursan neden seninle kalayım? Her zaman başka bir yolu vardır. Her zaman canıma kıyabilirim. Hepimiz bir gün öleceğiz nasılsa, sadece zamanı belli değil. Nefesin kesilecek o kadar. Hiçbir şey görmeyip duymayınca her şey bitmiş olur.”