реклама
Бургер менюБургер меню

Цао Сюэцинь – Kızıl Odanın Rüyası II. Cilt (страница 18)

18

“Büyük hanımefendi ve Xue hala, resmiyeti bir tarafa bırakıp rahat davranın lütfen, her şeyi bana bırakın!” dedi.

Büyükanne Jia, Xue teyzeye dönüp, “Biz de öyle yaparız!” dedi.

“Evet tabii.” dedi Xue teyze, gülümseyerek.

Xifeng atılıp Büyükanne Jia ve Xue teyze için iki çift, Baochai ve Xiangyun için de birer çift çubuğu masaya yerleştirdi. Wang Hanım ve Li Wan de yemeklerin servisini denetliyorlardı. Xifeng bir kişilik daha servis getirtip, elinde çubuklarla tabaklar arasında dolaşarak Baoyu için yemek seçimi yaptı. Birkaç dakika sonra lotus yaprağı çorbası getirildi ve Büyükanne Jia’nın incelemesi için sunuldu. Wang Hanım hızla etrafına bakınınca Yuchuan’in hemen yakınında hazır beklediğini gördü; bir kâse çorba ile Xifeng’ın seçtiği yemekleri Baoyu’ye götürmesini emretti. Xifeng hepsini tek kişinin taşıyamayacağını söyledi. Tam o sırada Yinger ve Xier içeri girince, Baochai onların yemeklerini bitirdiklerini bildiğinden Yinger’ın yardım etmesini önerdi.

“Efendi Bao gidip onun için file örmeni istemişti. Sen de Yuchuan’le birlikte gidip o işi de halledersin.”

“Tabii küçük hanım.” dedi Yinger ve tabaklardan bazılarını alıp Yuchuan ile çıktı. İkisi yalnız kaldıklarında, “Bu tabaklar çok sıcak. Onca yolu nasıl gideceğiz?” dedi.

“Merak etme sen!” dedi Yuchuan. “Ben ne yapacağımızı biliyorum.”

Yaşlı kadınlardan birine kapaklı bir sepet getirtti. Çorba kâsesi ve diğer tabakları içine yerleştirip taşıması için kadına verdi. Yinger ile ikisi ellerini kollarını sallayarak Kızıl Neşe Avlusu’na doğru yollarına devam ederken, her şeyi taşıyan yaşlı kadın arkalarından geliyordu. Avlunun kapısına geldiklerinde Yuchuan kadından sepeti aldı, iki kız eve doğru ilerledi. Xiren, Sheyue ve Qiuwen’i iç odada Baoyu’yle eğlenirken buldular. Üçü gülerek ayağa kalkıp onları selamladı. Xiren onların kendi dairelerinden geldiklerini düşünerek, nasıl aynı anda geldiklerini sordu, sepeti alırken. Yuchuan kendisini bir tabureye bırakıverdi; Yinger ise o kadar cüretkâr değildi. Xiren tabure getirdiği hâlde oturmak istemedi.

Baoyu Yinger’ın gelmesine çok memnun olmuş ama Yuchuan’i görünce ablası Jinchuan’ı hatırlayıp utanç ve üzüntü karışımı bir sancı duymuştu. Bu yüzden Yinger’ı boş verip sadece ona ilgisini yöneltti. Xiren bunu fark edince Yinger’ın alınmasından korktu. Kısmen bu nedenle kısmen de Yinger ayakta çok rahatsız göründüğünden ve belli ki Baoyu’nün yanında oturmak istemediğinden, elinden tutup onu yan odaya götürdü, çay ikram edip sohbete başladı. Bu arada Sheyue ve diğer kızlar Baoyu’nün yemeğini ve çubuklarını getirdiler. Ama Baoyu yemeğine başlayacağına, Yuchuan’le ilgilenmeye devam etti.

“Annen nasıl?” diye sordu.

Somurtan ve Baoyu’ye bakmaktan kaçınan Yuchuan, uzunca bir süre sesini çıkarmayıp sonunda “İyi.” diye mırıldandı. Baoyu’nün canı sıkıldı ama nazik olmak için elinden geleni yaptı.

“Yemeğimi getirmenizi kim söyledi?” diye sordu.

“Tabii ki hanımefendiler.”

Baoyu onun yüzündeki üzüntüyü görebiliyor ve Jinchuan nedeniyle bu hâlde olduğunu biliyordu. Onun gönlünü almanın yollarını aradı ama ötekilerin yanında kendisini küçük düşürmek istemedi ve çeşitli bahanelerle onlardan kurtulmaya çalıştı. Bunu başarınca, bütün cazibesini kızın üzerinde denedi. Yuchuan önce onun sorduğu soruları duymazdan gelmeye çalıştı ama Baoyu o kadar sabırlı ve ısrarcıydı, kızın dirençli katılığını öyle bir sıcaklık ve zarafetle karşıladı ki sonunda yüreği yumuşadı ve hafif bir memnuniyet ifadesi yüzüne yerleşmeye başladı. Baoyu artık yemeğini isteme zamanının geldiğine hükmedince, “Çorbamı verir misin, sevgili kardeşim. Bir bakalım nasılmış.” dedi gülerek.

“Ben kimseye yemek yediremem.” dedi Yuchuan. “Hiç yapmadım. Diğerlerinin gelmesini beklemeniz lazım.”

“Ben yedirmeni istemedim ki.” dedi Baoyu. “Sadece bana getirmeni istiyorum çünkü yürüyemiyorum. Sonra çıkıp onlara görevini tamamladığını söyleyerek kendi yemeğini yiyebilirsin. Seni yemeğinden alıkoymak istemem. Açlıktan ölüyorsundur. Tabii getirmek istemiyorsan, ben acılara katlanıp kendim de alabilirim!”

Yatağından kalkmaya yeltendi ama bu çabası acı dolu çığlıklarına neden oldu. Bu duruma daha fazla dayanamayan kız hemen ayağa kalktı.

“Tamam. Yatın siz!” dedi. “Daha önceki yaşamınızda ne günahlar işlediyseniz şimdi böyle acı çekiyorsunuz! Cezanızı çekmek için çok beklemek zorunda kalmadınız. Size acımamı beklemeyin!”

Birden bir kahkaha attı ve çorbayı getirdi.

“Sevgili Yuchuan, eğer hâlâ öfke duyuyorsan, şimdi burada duyabilirsin.” dedi Baoyu. “Hanımefendilerin yanında sinirlerine hâkim ol. Onlarla beraberken de böyle yaparsan başın derde girer.”

“Çorbanızı için siz! Beni bu tatlı sözlerle kandıramazsınız. Her şeyin farkındayım.”

Baoyu onun ısrarı üzerine birkaç kaşık çorba içti ama sonra beğenmemiş gibi yaparak bıraktı.

“Güzel değil.”

“Değil mi?” dedi Yuchuan, yüzünde bir tiksinti ifadesiyle. “Kutsal Buda! Bunu beğenmiyorsanız başka neyi beğenirsiniz acaba?”

“Hiçbir lezzeti yok!” dedi Baoyu. “Bana inanmıyorsan kendin dene de gör!”

Yuchuan numarasını yuttu ve kaşığı alıp ağzına götürdü. Baoyu kahkahayı bastı.

“Şimdi lezzeti yerine gelmiştir!”

Yuchuan çorbayı içirmek için kendisini kandırdığını anladı.

“Daha demin beğenmemiştiniz, şimdi isteseniz de vermiyorum.”

Baoyu gülerek yalvardıysa da geri vermedi ve öteki hizmetçileri içeri çağırıp yemeğinin devamını vermelerini söyledi. O anda Bay Fu’nun iki yaşlı dadısının Efendi Bao’yı ziyarete geldiği haberi geldi.

Baoyu bu ‘Bay Fu’nun, bir zamanlar babasının himayesinde olan ve onun şöhreti sayesinde bir yer edinen Vali Yardımcısı Sekreteri Fu Shi olduğunu anladı. Jia Zheng onu takdir eder, himayesindeki pek çok gencin en akıllısı olduğunu düşünürdü; Fu Shi de bağlantıyı koparmamak için sürekli olarak konağa mesajlarını ve saygılarını gönderip dururdu. Baoyu’nün bu hayatta katlanamadığı iki tip insan varsa, o da aptal, yaşlı kadınlar ve sırnaşık gençlerdi. Bu yüzden de Fu Shi’nin gönderdiği bu iki yaşlı dadının hasta odasına hemen kabul edilmeleri çok tuhaftı. Tabii ki bunun bir nedeni vardı. Baoyu, Fu Shi’nin Fu Qiufang adında bir kız kardeşi olduğunu duymuştu. Muhteşem bir mücevher gibi güzel olduğu söylenen bu kız aynı zamanda çok da marifetliydi. Onu hiç görmemiş olsa da onu hayalinde canlandırıp, uzaktan uzağa hayranlık beslemişti. Yaşlı kadınları kabul etmemek onun gözünde Fu Qiufang’a karşı kabalık etmek demekti. Bu yüzden hemen içeri davet etti.

Fu Shi kız kardeşinin bu özelliklerinden yararlanarak, onu güçlü ve aristokrat bir aileye gelin olarak verip kendi pozisyonunu sağlamlaştırma ümidi besliyordu. Bu hırsı onun diğer önemsiz tekliflere yüz çevirmesine neden olduğundan, Fu Qiufang yirmi iki yaşına geldiği hâlde daha nişanlı bile değildi. Mesele şuydu ki akraba olmak istediği güçlü ve aristokrat aileler, Fu Shi’yi hem soy hem de yetiştirilme açısından yetersiz, fakir bir kâtip olarak küçümsüyorlar ve kız kardeşini gelin olarak alma konusunda en ufak bir eğilim göstermiyorlardı. Doğal olarak Fu Shi’nin Jia ailesine yaranmak için haklı nedenleri vardı. Aileyle yakınlığını ilerletmeye çalışıyor, tutkusunu gerçekleştirmek için umudunu kesmiyordu.

Baoyu’yü ziyaret için gönderilen iki yaşlı dadı pek sersemdi. Kabul edildiklerini duyduklarında, odaya girip Baoyu’nün sağlığını soran bir ya da iki cümle ettiler, sonra aptal bir sessizliğe büründüler. Yabancıların gelişiyle beraber Yuchuan Baoyu’ye yüklenmeyi bırakıp elinde çorba kâsesiyle sessizce dikilerek konuşmaları dinlemeye başladı. Artık iki yaşlı dadıya ne söylenebilirse tüm konuşmayı yapmak, bir yandan da yemeğine devam eden Baoyu’ye kalmıştı. Birden çorba için elini uzattığında Yuchuan de karşılık verince, ikisi de gözlerini misafirlerden ayırmadığı için bir çarpışma yaşandı. Kâse devrildi ve Baoyu’nün eline sıcak çorba döküldü. Kendisine bir şey olmamasına rağmen Yuchuan irkilip çığlık attı.

“Şu yaptığınıza bakın!”

Diğer hizmetçiler kâseyi almak için ileri atıldılar. Kendi acısına aldırmayan Baoyu, Yuchuan için endişelendi.

“Neren yandı? Canın acıyor mu?”

Yuchuan ve diğer kızlar güldüler.

“Asıl yanan sizsiniz. Neden bana soruyorsunuz?” dedi Yuchuan.

Ancak o zaman Baoyu kendi elinin yandığını fark etti. Hizmetçiler çabucak elini temizlediler. Artık yemeğine devam etmek istemeyen Baoyu ellerini yıkayıp çayını içti ve yaşlı kadınlarla biraz daha konuştu. Sonra kadınlar izin istediler. Qingwen ve diğer hizmetçiler köprüye kadar onlara eşlik ettiler. Kadınlar yalnız kaldıklarında, ziyaretleri hakkında konuşarak yollarına devam ettiler.

“İnsanlar Baoyu için kötü bir meyve gibi diyorlardı, görünüşü güzel ama içi çürük.” dedi biri, gülerek. “Hiç şaşırmadım. Biraz budala görünüyor. Kendi elini yakıyor, sonra başkasına neresi acıyor diye soruyor! Ahmak galiba! Ha, ha, ha!”

“Gerçekten de öyle!” dedi diğeri. “En son buraya geldiğimde bana demişlerdi zaten. Bir keresinde sağanak yağmurda sırılsıklam olmuş da başkasına ‘Yağmur yağıyor, dışarı çıkma.’ demiş. Budala değil de ne? Ha, ha, ha! Yalnızken ağlar ya da kahkaha atarmış. Kırlangıç görse onunla konuşur, nehirde balık görse onunla sohbet eder diyorlar. Ay ve yıldız gördüğünde de iç geçirir, inler, deli gibi kendi kendisine mırıldanırmış. Bir bebek kadar safmış. Küçük hizmetçiler bile her istediklerini yaparlarmış ona. Canı tasarruf etmek istediğinde bir parça ip için bile yaygara koparırken, başka bir zaman milyonları savururmuş.”