18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Соломон Нортап – 12 yıllık esaret (страница 5)

18

Gece olduğunda Ray, Williams ve küçük çocuk tavan arasında uyurlarken ben hücreye kitleniyordum. Sonunda hepimize atların üstünde kullanılan örtülerden verildi. Bu, takip eden on iki yıl boyunca sahip olmama izin verilen tek yatak eşyasıydı. Ray ve Williams bana New York’la ilgili bir sürü soru sorarlardı: Siyahilere orada nasıl davranılıyordu? Nasıl kimsenin zülmüne ve tahrikine uğramadan yuva kurabiliyorlardı? Özellikle Ray, özgürlükler konusunda devamlı iç çekerdi. Ama bu tarz konuşmaları Burch veya bekçi Radburn’e duyurmazdık. Bu tür arzular kırbacın sırtımızda bitmesine neden olurdu.

Burada, hayat hikayemdeki esas olayların gerçek bir ifadesi ve yaşadığım gördüğüm kadarıyla kölelik dediğimiz mefhumun bir tasviri için tanınmış, önemli yerlerden ve hâlâ hayatta olan insanlardan bahsetmem gerekir. Ben Washington’da ve çevresinde tamamen bir yabancıydım; buralarda kimseyi tanımıyordum. Burch ve Radburn dışındakilerin hepsi buradaki köle arkadaşlarımdan dinlediklerimdir. Dolayısıyla şimdi anlatacaklarımda bir yanlışlık varsa, kolaylıkla aksi iddia edilebilir.

William’ın köle hücresinde yaklaşık iki hafta kaldım. Ayrılışımdan bir gece önce acı acı ağlayan bir kadın, elini tuttuğu bir çocukla birlikte oraya getirildi. Gelenler Randall’ın annesi ve üvey kız kardeşiydi. Randall onları görünce sevinçten havalara uçmuştu. Annesinin elbisesine tırmanıyor, çocuğu öpüyor, her türlü sevinç belirtisini gösteriyordu. Anne de onu kollarıyla sarıyor, sıkıca kucaklıyor, şefkat dolu gözlerle ona bakıyor, onu tatlı sözlerle seviyordu.

Emily yedi veya sekiz yaşlarında, açık tenli ve muhteşem güzel yüzlü bir çocuktu. Saçları boyun hizasında bukle bukle oluyordu; kıyafetinin stili ve parıltısı ve genel görüntüsündeki zarafet onun zenginlik içinde yetiştirildiğini gösteriyordu. Gerçekten çok tatlı bir çocuktu. Parmaklarındaki yüzükler, kulaklarından aşağı süzülen altın süslemelerle kadın da ipekler içindeydi. Havası ve tavırları, lisanının doğruluğu ve uygunluğu, hepsi onun bir zamanlar köle seviyesinin üstünde olduğunu gösteriyordu. Kendini böyle bir yerde bulmuş olmaktan ötürü hayrete düşmüş gibi görünüyordu. Onu buraya düşüren belli ki ani ve beklenmedik bir talihsizlikti. Şikayet üstüne şikayet ederken çocuklar ve benimle birlikte hücreye tıkıldı. Dil, sürekli yakarışlarının sadece eksik bir betimlemesini verebilir. Kendini yerlere atıp çocuklarını kollarıyla sararken o kadar dokunaklı şeyler söylerdi ki bu ancak anne sevgisi ve şefkatiyle açıklanabilir. Çocuklar sadece onun yanında güvenlik ve korunma mümkünmüşçesine annelerine sıkı sıkı sokulurlardı. En sonunda da, başları annelerinin dizinde, uykuya dalarlardı. Onlar uyurken anneleri alınlarına düşen saçları geriye tarar, bütün gece onlarla konuşurdu. Onlara, kendilerini bekleyen acı dolu kaderden habersiz o zavallı masum şeylere “aşkım”, “tatlı bebeğim” gibi sözler söylerdi. Yakında onları rahatlatacak bir anneleri olmayacaktı, birbirlerinden ayrılacaklardı. Onlara ne olacaktı? Hayır, küçük Emmy’sinden ve sevgili oğlundan uzakta yaşayamazdı. Her zaman iyi ve sevgi dolu çocuklar olmuşlardı. Çocukları ondan alınırsa kahrolacağını söylerdi ama yine de biliyordu ki çocukları satmayı düşünüyorlardı ve belki de ayrılıp birbirlerini bir daha hiç göremeyeceklerdi. O perişan ve kendinden geçmiş annenin acınası ifadelerini dinlemek taştan bir kalbi eritmeye yeterdi. İsmi Eliza’ydı ve sonradan anlattığına göre hayatı şu şekildeydi:

Washington’da yaşayan Elisha Berry adındaki zengin bir adamın kölesiymiş. Sanırım onun çiftliğinde doğduğunu söylemişti. Adam yıllar önce sefahate düşkün bir hayat yaşarken eşiyle karşı karşıya gelmiş. Hatta Randall’ın doğumundan kısa bir süre sonra ayrılmışlar. Eşini ve kızını her zaman oturdukları evde bırakıp yakındaki bir arsaya yenisini dikmiş. Bu eve Eliza’yı getirmiş ve onunla yaşaması koşuluyla kendisini ve çocukları özgür bırakacağını söylemiş. Birlikte dokuz yıl yaşamışlar. Hizmetçileri varmış ve her türlü rahata ve lükse sahiplermiş. Emily o adamdanmış! Sonunda, önceki evde annesiyle kalan genç sahibesi, Bay Jacob Brooks adında biriyle evlenmiş. Sonra Berry’nin kontrolü dışında mallarının paylaşılması gündeme gelmiş. Eliza ve çocuklar Bay Brooks’un payına düşmüşler. Berryler’le yaşadıkları dokuz yıl boyunca, konumu nedeniyle hem kendisi hem de Emily, Bayan Berry’nin öfke ve hoşnutsuzluğunun hedefi olmuş. Sürekli olarak kendisine özgürlüğünün sözünü veren Bay Berry’yi ise mizaç olarak iyi kalpli bir adam olarak tanımlardı. Gücü yetseydi onu özgür bırakacağından eminmiş. Kızın mülkiyeti ve kontrolü altına geçince birlikte uzun süre yaşamayacakları belli olmuş. Eliza’nın varlığı Bayan Brooks’ta nefret uyandırmaya yetiyormuş. Ne ona, ne de güzelliğiyle göz alan üvey kız kardeşe katlanabiliyormuş!

Hücreye sokulduğu gün Brooks onu, efendisinin sözünü tutmak üzere özgürlüğünü gösteren belgeleri alma yalanıyla konaktan şehre getirmiş. Özgürlük hayalleriyle mutluluktan havalara uçan Eliza, kendini ve küçük Emily’yi en iyi kıyafetlerle kuşatmış ve adama memnuniyetle eşlik etmiş. Şehre geldikten sonra, özgür insanlar arasına katılmak yerine tüccar Burch’a teslim edilmiş. İşlenen belge bir satış senediymiş. Yılların umudu bir an içinde kaybolup gitmiş. O gün, mutluluğun zirvesinden çaresizliğin dibine düşmüş. Ağlamasına ve hücreyi yürek parçalayan iniltilerle doldurmasına şaşırmamalı.

Eliza artık yaşamıyor. Sularını ağır ağır Louisiana’nın hastalıklı ovaları arasından akıtan Red Nehri’ndeki mezarında, zavallı kölelerin bildiği tek dinlenme yerinde, yatıyor. Nasıl bütün korkularının gerçekleştiği, nasıl gece gündüz yas tutup asla bir teselli bulamadığı, nasıl tam da tahmin ettiği gibi evlat acısıyla canının yandığı hikayenin devamında görülecek.

4. Bölüm

Eliza hücreye ilk getirildiği gece aralıklarla genç sahibesinin kocası Jacob Brooks’tan yakınıyordu. Adamın ona yapacağı alçaklığı biliyor olsaydı, onu oraya asla canlı getiremeyeceğini söylüyordu. Onu, Efendi Barry çiftlikte yokken uzaklaştırmayı seçmişler. O Eliza’ya iyi davranırmış. Onu görebilmeyi diliyor, ama artık onun bile kendisini kurtaramayacağını biliyordu. Sonra yine her şeyden habersiz dizlerinde uyuyan çocuklarını öpüp önce birine, sonra diğerine sesleniyor ve ağlıyordu. Gece böylece geçip gitti. Gün ağarıp gece tekrar yüzünü gösterdikten sonra yasına devam etti, hiçbir şekilde teselli olmadı.

Takip eden gece yarısı sularında hücre kapısı açıldı ve ellerinde fenerlerle Burch ve Radburn geldi. Burch kaba bir şekilde hemen battaniyelerimizi toplamamızı ve vapura binmek için hazırlanmamızı söyledi. Acele etmezsek geride bırakılacağımıza dair yemin etti. Çocukları sert bir şekilde sarsarak kaldırdı ve sanırım yeterince uyuduklarını söyledi. Bahçeye çıkarak Clem Ray’e seslendi ve tavan arasından çıkmasını, battaniyesini de alıp hücreye gelmesini emretti. Clem geldiğinde bizi yan yana getirdi ve birbirimize kelepçeledi; beni sol elimden, onu sağ elinden. Bir veya iki gün önce John Williams’ı efendisi tekrar yanına alarak mutlu etmişti. Clem’e ve bana yürümemiz emredildi. Arkamızdan Eliza ve çocuklar geliyordu. Önce bahçeye, oradan kapalı geçide ve en sonunda da daha önce ileri geri yürüme sesleri duyduğum üst odaya geçtik. İçerideki eşyalar bir fırın, birkaç eski sandalye ve kağıtlarla kaplı uzun bir masadan ibaretti. Beyaza boyalı bir odaydı, yerde halı yoktu ve bir tür ofisi andırıyordu. Pencerelerden birinin yanındaki paslı kılıç dikkatimi çekmişti. Burch’un sandığı oradaydı. Bir eliyle o sandığı tutarken verdiği emir üzerine ben de kelepçesiz olan elimle yardım ettim. Hücreyi terk ettiğimiz sırayla ön kapıdan sokağa çıktık.

Karanlık bir geceydi. Sessizlik hâkimdi. Pennsylvania Caddesi’nden bu tarafa düşen ışığı veya ışık yansımalarını görebiliyordum ama kimseler yoktu; avareler bile. Neredeyse kaçmaya çalışacaktım. Sonucu ne olursa olsun, ellerim kelepçeli olmasaydı kesinlikle bu şansı değerlendirirdim. Radburn arkamızda, elinde büyük bir değnekle küçükleri olabildiğince hızlı şekilde hareket ettiriyordu. Washington sokaklarından, yani temelleri yaşam hakkının devredilemezliği, özgürlük ve mutluluk arayışı üzerine atılmış olan bir devletin başkentinden böyle suspus ve ellerimiz kelepçeli geçtik! Yaşasın Kolumbiya3! Gerçekten cennet topraklar!

Vapura bindikten sonra alelacele ambara, varil ve kargo kutularının arasına fırlatıldık. Siyahi hizmetçi ışığı yaktı, bir çan sesi duyuldu, hemen sonra da motorlar çalışmaya başladı ve Potomac Irmağı’nda nereye gittiğimizi bilmeden ilerledik. Washington mezarını geçerken çan tekrar çaldı. Burch şapkasını çıkarıp şanlı hayatını bu ülkenin özgürlüğüne adamış adamın kutsal küllerinin önünde saygıyla eğildi.

O gece Randall ve küçük Emily dışında hiçbirimiz uyumadık. İlk defa Clem Ray tamamen yenik düşmüştü. Onun için güneye gitme fikri son derece ürkütücüydü. Arkadaşlarını ve gençlik anılarını, onun için değerli olan her şeyi ama her şeyi bir daha asla dönmeme ihtimaliyle birlikte terk ediyordu. O ve Eliza zalim kaderlerine lanetler okuyarak birlikte ağlaştılar. Bense oldukça zor olsa da moralimi yüksek tutmaya çabaladım. Kafamda yüzlerce kaçış planı tasarladım ve ilk fırsatta kaçmaya çalışacaktım. Bu konuda içim rahattı fakat özgür doğmuş olmam konusunda daha fazla bir şey dememeyi öğrenmiştim. Bu yalnızca beni daha zor duruma sokup özgürlük ihtimalini azaltırdı.