Samed Behrengi – Samed Behrengi Bütün Öyküleri (страница 20)
Bir köpek havlaması duyuldu. Ardından kapı gıcırdadı. Baba eve geldi, ardından da amcası. Babasının küçük kardeşi… Kara köpek de onların arkasından bahçeye daldı. Köpeğin ipi amcasının elindeydi.
Baba:
“Artık hiçbir karga bu evden içeri adımını atamaz.”
Amca:
“Kış geldiğinde gelip geri götürürüm köpeği.”
“Olsun, tamam. Kışın zaten köpeğe ihtiyacımız olmaz.”
“Ulduz nerede? Yengeyle birlikte mi gitti?”
“Yok, hastalandı. Uyuyor şimdi.”
Köpeğin ipini dut ağacına bağladıktan sonra, odaya geldiler. Ulduz amcasını severdi. En çok da, annesinin köyünden geldiği için severdi onu.
Amcası, Ulduz’a hâl hatır sordu, ama annesiyle ilgili bir şey demedi. Babası, önceki karısından yanında bahsedilmesinden hoşlanmazdı.
Amcası, ağabeyine işe gidip gitmeyeceğini sordu. Babası da izin alıp geldiğini, zaten vaktin de geçmiş olduğunu söyledi.
Bunun ardından, sohbet yine köpeğe ve kargalara kaydı. Babası, durmadan kargaların kötülüklerinden bahsediyor, onları kötülüyordu. Mesela şöyle diyordu:
“Kargalar, pis, hırsız ve korkak hayvanlardır. Gelip hırsızlık ederler, ama birini de görürseler eğilip taş veya bir şey alırken, hemen korkup kaçarlar.”
Vakit öğleni bir saat geçmişti. Üvey anne geldi. Köpek onu görünce önce bir havladı, ama sonra amca pencereden seslenince, o da sesini kesti.
Kadın, kayınbiraderine bakmadı. Amca da onun yanındayken hiç başını kaldırmadı ve yengesinin yüzüne hiç bakmadı. Ulduz sessizce oturuyor, amcasının yüzüne bakıyordu. Birdenbire,
“Amca, giderken köpeği de yanında götürsen…” dedi.
Babası şaşırdı. Amcası Ulduz’dan yana döndü:
“Niye götüreyim ki onu?”
Üvey annesi, Ulduz’u kekeme ve çekingen yapmıştı. Ne diyeceğini bilemedi bir süre. Sonunda,
“Ben… Ben korkuyorum.” diyebildi.
Baba:
“Bırak şimdi şunu, ne diyorsun sen?”
Amcası:
“Korkma kızım, iyi bir köpektir bu. Söylerim seni ısırmaz.”
Baba:
“Bırak şunu! Tatlı dille konuşulmaz onunla. Hem kendi köpekten fena ısırıyor insanları. Hiç sebep yokken gidip o adi ve hırsız kargaların tarafını tutuyor. Bilmem ki şu pis hayvanlardan ne iyilik görmüş şimdiye kadar!”
Ulduz başka da bir şey demedi. Yorganı başına çekti ve uyudu. Uyandığı zaman, amcasının gitmiş olduğunu gördü. Köpek ise bahçede havlayıp, yaklaşan kargaları korkutmakla meşguldü.
O günden sonra ev tam bir av sahasına döndü. Hiçbir karga cesaret edip de aşağıya inemiyordu. Ulduz bile korkusundan bahçeye çıkamıyordu. Bir sefer minik kargaya koyun etinden bir parça götürmeye niyetlenmişti ki köpek fırlayıp elinden kaptı eti ve midesine indirdi. Ulduz da bundan çok korktu, çığlık atıp içeri koştu.
Ulduz yatağından kalktı. Üvey annenin alnındaki yara çabucak iyileşmişti, ancak Ulduz’un kafasındaki yaranın iyileşmesi epey vakit aldı. Kadının Ulduz’a karşı davranışları yeniden değişmişti. Eskisinden daha beter bir şekilde Ulduz’a bağırıp çağırıyordu. Ulduz’un dişleri üvey annenin bacağında iz bırakmıştı.
Minik karganın durumu ise çok kötüleşmişti. Her zaman açlık çekiyordu. Ulduz ne kadar uğraşıp gayret etse de, kargacığın suyunu ve yiyeceğini vermeye fırsat bulamıyordu. Siyah köpek, gözlerini dört açmış, her tarafı kolaçan ediyordu sürekli. Tanımadığı her türlü sese havlıyordu. Ulduz’la Karga Bey’in tek ümidi Yaşar idi. Eğer Yaşar onlara yardım edebilirse işler yoluna girebilirdi. Ama ona nasıl haber gönderebileceklerini de bir türlü bilemiyorlardı. Ulduz köpeğin korkusundan dama bile çıkmıyordu, yani cesaret edip çıkamıyordu. Kara köpek hiç fırsat vermiyordu. Hırlayıp havlıyordu sürekli.
Isırması da her zaman ihtimal dâhilindeydi. Sürekli bahçede devriye geziyor, etrafı kokluyordu.
Yaşar’ın annesi ara sıra Ulduz’ların evine girip çıkıyordu. Ama ona da bir şey söylemek olmazdı. Hem onun üvey anneyle arasının iyi olmadığı ve ona bilgi vermediği ne malumdu? Bu devrin insanlarına hemen güvenmek çok yanlış olur. Hem, üvey annesi de son günlerde onu kimseyle yalnız başına bırakmamıştı hiç.
Günler bu şekilde ardı ardına geçip gidiyordu. O beş gün endişe ve perişanlık içinde geçti. Sadece bir günleri kalmıştı. Ulduz, otek günün içinde minik kargaya uçmayı öğretmesi gerektiğinin farkındaydı. Öğretemezse, ölecekti kargacık. Ama nasıl öğretecekti uçmayı? Hiç bilmiyordu bunu.
Sonunda, aradığı fırsat çıktı ve Yaşar’ı görebilmeyi başardı. O gün, üvey anne bir düğüne gidecekti. Ulduz da üvey annesine, köpekten çok korktuğunu ve onunla evde tek başına kalamayacağını söyledi.
Kadın kaşlarını çattı, homurdandı, sonra da Ulduz’un elini tutup, Yaşar’ın annesine götürdü. Ulduz buna çok sevindi. Yaşar’ı evin içinde göremeyince, annesine nerede olduğunu sordu. Annesi, Yaşar’ın okula gittiğini, dünden beri tatilin bittiğini ve okulların yeniden açıldığını söyledi. Ulduz da oturup Yaşar’ı beklemeye başladı.
Öğle vakti olunca Yaşar koşa koşa eve geldi. Ulduz’u görünce kızardı ve “Hoş geldin.” dedi. Ulduz da selamını alıp, Yaşar’la konuştu. Yaşar’ın bir de henüz süt emme çağında olan bir kız kardeşi vardı. Annesi, o sırada kız kardeşini uyutmak için emziriyordu.
Ulduz ve Yaşar beraber bahçeye çıktılar. Ulduz fısıltıyla ve üzüntülü bir sesle:
“Yaşar ne oldu biliyor musun?”
“Ne oldu?”
“Karga Bey ölüyor.”
“Hangi Karga Bey?”
“Benim minik kargam işte!”
“Nasıl yani, senin bir kargan da mı var?”
“Evet, var. Şimdi söyle ne yapacağız.”
“Nereden buldun onu?”
“Anlatırım sonra, ama şimdi söyle ne yapacağız?”
“Açlıktan ölecek mi dedin?”
“Hayır.”
“Yaralandı mı?”
“Hayır.”
“E o zaman neden ölecek?”
“Uçamıyor. Bir karga uçamazsa, muhakkak ölür.”
“Bana ver, ben öğreteyim ona.”
“Merdivenin altına sakladım.”
“Üvey annenin haberi var mı bundan?”
“Haberi olursa, öldürür kargayı!”
“Bir oyun oynamamız lazım.”
“Önce şu köpeğe bir oyun düşünmemiz gerekecek. Sesini duymuyor musun?”
“Duymam mı? Kargayı dışarı çıkarmamıza izin vermez o köpek. Bana bir iki gün müsaade et de ne yapabileceğimizi bir düşüneyim.”
“Vaktimiz yok. Bugün Karga Bey’i çıkarmalıyız, yoksa ölecek. Anne Karga öyle söyledi bana.”
Yaşar iyice heyecanlanmıştı. Oldukça hareketli ve sıkıntılı bir durumda olduğunu anlamış bulunuyordu. Aceleyle, “Anne Karga mı, o da kim?” diye sordu.
“Karga Bey’in annesi… Bunları sonra konuşuruz. Ama şimdi hemen bir şeyler yapalım ki Karga Bey ölmesin.”
“Öğleden sonra okula gitmem. Gizli gizli gider, Karga Bey’i alır getiririz.”
Öğle vakti, ekmek, peynir ve yeşillik yediler. Öğleden sonra, Yaşar’ın babası işine gitti, annesi de bebeğini emzirip uyutmaya götürdü. Yaşar, annesine, Ulduz’la birlikte kendisinin de uyumayacağını, derslerini bitirmek zorunda olduğunu söyledi.
Yaşar bu tür yalanları, annesi onu yalnız başına bıraksın diye, çok nadiren söylerdi.