Samed Behrengi – Samed Behrengi Bütün Öyküleri (страница 19)
Babası, Ulduz’un gözlerini açabildiğini görünce heyecanla haykırdı:
“Çok şükür! Gözlerini açtı sonunda. Ölmeyecek. Ulduz! Konuş Ulduz…”
Ulduz’un konuşmaya mecali yoktu. Üvey annesine doğru çevirdi başını. Aynı anda, dört bir yandan gak gak gak sesleri duymaya başladı. Ulduz çıldırmış gibi, üvey annesinin saçlarına yapıştı ve çığlık çığlığa bağırdı. Ama baş ağrısından o kadar hâlsizdi ve gücü yoktu ki, elleri birden çözülüp iki yanına kaydı ve sesi de kesildi. O vakit hıçkırıkları arasından,
”Ahh Anne Karga… Neredesin? Nerede? Anne Karga… Ahhh… minik kargaya ne oldu? Anne… Anne…” diye sayıklayıp ağlamaya başladı.
Diğer herkesten önce, Yaşar ona doğru koştu. Herkes bir şeyler söylüyor ve onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Ama Ulduz haykıra haykıra ağlamaya devam etti. Üvey annesi şefkatle yaklaşıyor, yumuşak bir sesle konuşuyordu kızla:
“Ağlama Ulduzcuğum, hadi ilacını iç, iyi olacaksın.”
Ulduz sonunda ağlamaktan yorulup hâlsiz düştü ve uykuya daldı. Düşünde Anne Karga’yı gördü, ayaklarından baş aşağı asılmıştı yine ağacın dalına, ölmek üzereydi:
“Ulduz, ben gidiyorum, ama sözlerimi unutma sakın. Hiç korkma!”
Ulduz dut ağcına doğru koştu, üvey anne aniden ağacın arkasından çıkıverdi, onu tekmeleyip dövecekti. Ulduz bu kâbustan birden korku içinde uyandı, yüksek sesle ağlamaya başladı. Odada yalnızca babasıyla karısı vardı bu kez. Yeniden uykuya daldı. Bir süre sonra yine bu rüyayı gördü. Çığlık atarak zıpladı yatağından. Geceye kadar bu şekilde bir uyudu bir çığlık çığlığa sıçradı. Bir sefer de gözünü açtığında gece olduğunu ve doktorun kendisini muayene ettiğini gördü. Sonra da doktorun babasına şunları dediğini duydu:
“Yarası çok da önemli değil, hızlıca iyileşecek. Ama çocuk çok korkmuş, korkudan çırpınıp duruyor. Bir şey çok kötü korkutmuş onu. Şimdi ona bir iğne yapacağım, bu onu sakinleştirip uyutur.”
Ulduz:
“Ben çok açım.”
Üvey annesi süt getirdi. Ulduz sütü içti. Doktor iğnesini yaptı, çantasını da aldı ve çıkıp gitti.
Ulduz, gözleri tavana dikili vaziyette, öylece yatıyor, bir şey demiyordu. Üvey anneyle babanın ne konuştuklarını duymak istiyor, ama duyamıyordu. Çabucak uykusu geldi.
Ertesi sabah, Ulduz’un aklına minik karga takıldı. Elleri titreyince, çayı yorganın üstüne döktü. Üvey anne öfkeli bir bakış attı ama bir şey demedi. Baba ayaktaydı, işe gitmek için hazırlanıyor, pantolonunu giyiyordu. Ulduz ayağa kalkıp minik karganın yanına gitmek istiyordu. Ama şimdi akıl kârı değildi bu. Karga Bey’in başına ne iş geldiğini bilmiyordu, Anne Karga’nın nasıl olup da geçen sabah üvey annenin eline düştüğünü bilmiyordu. Kadın, gözüne sardığı bezi çıkardı, kaşında ve alnında karganın gaga izi görülebiliyordu.
Babası gittikten sonra, üvey anne de gitmek üzere ayaklandı:
“Ben de Yaşar’ın annesinin yanına gidiyorum, erken dönerim. Çok zaman oldu hamama gitmeyeli, seni bu sefer yanımda götüremem, bir bakayım Yaşar’ın annesi benimle gelebilecek mi hamama.”
Üvey anne yavaş yavaş şefkatli birisi oluyordu sanki. Ulduz’la hiçbir zaman böyle yumuşak konuşmazdı. Ama Ulduz onunla bir şey konuşmak istemiyordu. Hiç hazzetmiyordu ondan. Aklına bir şey geldi birden:
“Anne, sen şimdi hamama gidiyorsun madem, Yaşar’a söyle o da buraya gelsin, yalnız kalmak istemiyorum evde.”
Kadın biraz hık mık eti, sonra Yaşar’ın okula gittiğini söyledi.
Ulduz bir şey demedi. Üvey anne çıkıp gitti. Ulduz da kalkıp minik karganın yuvasına gitti. Zavallı kargacık kümesin içinde gübre yığınının üzerinde oturmuş, ağlıyordu. Ulduz’u görünce, “Ohh, sonunda gelebildin!” dedi.
“Affet beni, çok yalnız bıraktım seni.”
“Şimdi bir şeyler getir de yiyeyim, sonra konuşuruz. Çok acıktım, çok susadım.”
Ulduz gitti, yiyecek içecek getirdi. Karga Bey biraz bir şeyler yedi, “Sen de annemin peşinden gittin diye düşündüm.” dedi.
“Annen nereye gitti?”
“Hiçbir yere! Üvey annen o kadar dövdü ki sonunda öldürdü onu. Ya çöplüğe atmıştır ya da başka bir yere.”
Ulduz ağlayacaktı, ama tuttu kendisini:
“Ne kadar acı bir ölüm! Köpekler şimdiye kadar bedenini parçalayıp yemişlerdir!”
“Hayır, biz kargaların eti acıdır, hiçbir canlı yiyemez bizi. Hele köpekler, cesaret edip de dişlerini bile geçiremezler etimize. Bu yüzden cesedimiz o kadar uzun süre yerde kalır ki en sonunda çürüyüp dağılır. Şimdi annemin cesedi de ya bir çöplükte veya başka bir yerde öylece duruyordur, çürümeye başlamıştır.”
Ulduz artık kendini tutamadı daha fazla, kendini koyverdi ve ağlamaya başladı. Minik karga da ağlamaya koyuldu. Ulduz sonunda, “Şimdi üvey anne gelir, bizi görmesin, hamama gittiği vakit yeniden gelirim yanına.” dedi.
Kümesin kapısını kapattı ve yatağına gidip, yorganın altına girdi. Üvey anne geldi, hamam bohçasını aldı ve gitti. Ulduz, bu sefer rahat bir şekilde kargacığın yanına gitti. Güzel ve güneşli bir havaydı Karga Bey’i güneşe çıkardı. Güneş iyice ısıtsın diye, kümesin kapısını da açık bıraktı ardından.
Karga Bey kanatlarını açıp silkeledi, gagasını yerde sağa sola doğru sürttü:
“Gerçekten de Ulduzcuğum, özgürlük ne kadar güzel bir şeymiş!”
Ulduz bir ah çekti:
“Sabah erkenden niye gelmişti annen, anlayabildin mi sen?”
“Doğrusu, beni götürüp uçmayı öğretecekti, onun için gelmişti. Gün doğarken yanıma geldi ve ‘Bugün uçma günü.’ dedi. ‘Kardeşlerinle beraber size uçmayı öğreteceğim. Sen de muhakkak gelmelisin, sonra geri getiririm seni buraya.’ ‘Peki Ulduz’a haber vermeyecek misin?’ diye sordum. Annem de sana haber vereceğini söyledi. Sonra kapıyı kapattı, sana haber vermeye gitti. Biraz vakit geçti, sen dışarı çıkmadın. Ben kümesin içindeydim. Sonra ‘Tut, Yakala!’ diye sesler işittim. Annem çığlıklar atıyordu, gak gak gak… İçim parçalandı. Annem, ‘Bu dünyada yaşamak bizim de hakkımız değil mi? Neden her istediğimizle dostluk kuramayalım?’ diye bağırıyordu. Kapının altındaki boşluktan dışarı baktım, üvey annen benim anneme tuzak kurmuş, kalburla yakalamıştı. Annemin ne dediğini anlayamayacağını tahmin edersin zaten.”
Ulduz sabırsızca sordu sonrasında ne olduğunu.
Karga Bey:
“Sonra da annemi bir iple bağladı, dut ağacına astı. Annem çırpınırken gagasıyla, üvey annenin yüzünü gagalayıp yaraladı. O zaman kadın iyice çıldırdı ve annemi sopayla dövmeye başladı.”
“Anne Karga başka bir söz söylemedi mi?”
“Söyledi tabi. Ey akılsız kadın, sen kargaların hırsızlık etmekten hoşlandıklarını mı sanıyorsun? Kendi karnımı ve yavrularımın karnını doyurabilecek kadar yiyeceğim olsa, yine de hırsızlık edecek kadar hasta ve akılsız mı olduğumu sanıyorsun? Kendi dolu midenize bakıyorsunuz, herkesi de kendiniz gibi tok sanıyorsunuz!” dedi.
Karga Bey sustu. Ulduz hıçkırıklarını dindirip sordu:
“Sonra ne oldu?”
“Sonra sen dışarıya çıktın. Üzerinde sadece bir gömlek vardı. Sonrasını da sen kendin biliyorsun zaten…”
Bir süre ikisi de sustu, konuşmadılar.
Ulduz:
“Şimdi Anne Karga gitti ve her şey bitti! Ne yapacağız bundan sonra?”
“Benim uçmayı mutlaka öğrenmem lazım.”
“Doğru diyorsun. Ben hep kendi derdime düştüm.”
“Ah keşke babam, kardeşlerim, büyük annem bilseydiler nerede olduğumu…”
“Evet. Yardımımıza gelirlerdi.”
“Annemin ne söylediğini biliyorsun, birkaç güne kadar uçmayı öğrenmem şart, yoksa ölürüm. Vakti tam olarak biliyor musun?”
Ulduz parmaklarıyla bir hesap yaptı:
“Altı günümüz var en fazla.”
“Sence ne yapmalıyız şimdi?”
“İstersen seni Yaşar’a vereyim, o da götürüp kırlarda uçmayı öğretsin sana. Ne dersin?”
“Yaşar da kim?”
“Hemen sol taraftaki komşumuz.”
“İyi bir çocuksa, benim bir itirazım yok.”
“Hem iyi bir çocuktur, hem de iyi bir sırdaştır. Ama nasıl haber vereceğiz ona?”
“Hemen dama çık, söyle gelip alsın beni.”
“Ama şimdi olmaz, okula gitti.”
“Okul mu? Birkaç günden beri yaz tatiline girdik artık!”
“Aslında doğru diyorsun. Üvey annem kandırdı bizi. Okullar tatil oldu şimdi. Ben dama çıkıyorum, sen buradan bir yere ayrılma.”
Tam merdivenin ikinci basamağına adımını atmıştı ki sokaktan ayak sesleri duyuldu. Ulduz hemen dönüp, kargayı kümese götürdü, kapısını kapattı. Kendisi de odasına gitti, yorganın altına girdi ve gözlerini bahçeden tarafa çevirdi.