Роберт Льюис Стивенсон – Define Adası (страница 3)
Yabancı, cesur ve güçlü olmaya çalıştığını belli eden bir ses tonuyla:
“Bill…” dedi.
Kaptan topuklarının üzerinde arkasını döndü ve bizimle karşı karşıya geldi. Yüzündeki tüm esmerlik gitmişti. O sırada burnu bile morarmıştı. Hayalet, şeytan ya da çok daha kötü bir şey görmüş gibi bir ifade vardı yüzünde. Bir anda bu kadar yaşlı ve hastaymış gibi görünmesi beni üzmüştü.
“Hadi ama Bill, beni tanıyorsun. Eski gemi arkadaşını mutlaka tanırsın.” dedi yabancı.
Kaptan nefes nefese:
“Kara Köpek!” dedi.
“Ya kim olacaktı?” dedi adam. Daha da rahatlamıştı. “Kara Köpek eski sefer arkadaşını görmek için Amiral Benbow Hanı’na geldi. Ah Bill… Şu ikisini kaybettiğimden beri senle görmediğimiz kalmadı.” dedi ve parmakları kesilmiş elini uzattı.
“Bana bak!” dedi Kaptan. “Beni buldun işte. Buradayım. Söyle bakalım, ne oldu?”
“Olan sensin Bill.” diye cevap verdi Kara Köpek. “Tam olarak sensin Billy. Buradaki çocuktan bizim için rom getirmesini isteyeceğim. Romu çok severim. İki eski sefer arkadaşı olarak oturup güzelce konuşacağız seninle.”
Romla birlikte döndüğümde ikisini kahvaltı masasının iki ucunda karşılıklı otururken buldum. Kara Köpek, gözünü eski sefer arkadaşının üzerinden ayırmak istemiyormuşçasına kapı tarafında yanlamasına oturuyordu.
Benden gitmemi ve kapıyı açık bırakmamı isteyip “Sakın kulak kabartma delikanlı!” dedi. Ben de onları orada bırakıp bar kısmına doğru yürüdüm.
Uzunca bir süre ne kadar çabalarsam çabalayayım alçak sesli homurtular dışında hiçbir şey duyamadım. Ancak sonlara doğru sesler yükselmeye başladı ve ben Kaptan’ın söylediği çoğu küfür birkaç kelimeyi duymuş oldum.
“Hayır, hayır, hayır, hayır… İşte o kadar!” diye bağırdı bir keresinde. Sonra, “İş kavga etmeye geldiyse kavganın âlâsını ederiz!” dediğini işittim.
Sonra aniden sesli bir şekilde küfürleşmeler ve başka gürültüler başladı. Sandalyeler ve masaların çarpma sesini metallerin birbirine sürtünme sesi izledi. Sonra acı dolu bir haykırış duydum. Bir saniye sonra Kara Köpek’in var gücüyle kaçtığını ve Kaptan’ın onu kovaladığını gördüm. İkisi de kılıçlarını çekmişlerdi. Kaptan’ın sol omzundan kan sızıyordu. Tam kapıya geldikleri sırada Kaptan, korkunç bir kılıç darbesi indirdi. Eğer ki bu darbe hanın adının yazılı olduğu tabela tarafından engellenmemiş olmasaydı adamı kemiğine kadar delerdi. Bu darbenin izini tabelada bugün bile görebilirsiniz.
Bu darbe savaşın son hamlesiydi. Yola kaçan Kara Köpek, yarasına rağmen hızla topukladı ve bir dakikadan az bir süre içinde yamacın dibinde gözden kayboldu. Kaptan ise afallamışçasına yazı tahtasına bakakaldı. Sonra birkaç kez gözlerini ovaladı ve içeri girdi.
“Jim!” dedi ve “rom” diye ekledi. Konuşurken yalpalıyordu ve nihayet bir eliyle duvara tutunmak zorunda kaldı.
“Yaralandın mı?”
“Rom!” diye tekrar etti. “Buradan gitmek zorundayım. Rom! Rom!”
Rom getirmek için koştum. Ancak tüm bu yaşananlar beni sarsmıştı ve bardaklardan birini kırıp musluğu bozdum. Ben bununla uğraşırken salondan gürültülü bir düşme sesi geldi. Koşarak içeri girdiğimde Kaptan’ın boylu boyunca yerde uzandığını gördüm. Gürültü ve bağırışlardan korkan annem tam o sırada koşa koşa merdivenlerden inmeye başladı bana yardım etmek için. Annemle birlikte Kaptan’ın başını kaldırdık. Yüksek sesle ve güçlükle nefes alıyordu. Ancak gözleri kapalıydı ve yüzünün rengi korkunçtu.
“Aman, aman!” diye bağırdı annem. “Bu evin başına nasıl bir lanet çöktü! Baban da hasta üstelik!”
Bu arada Kaptan’a nasıl yardım edeceğimize dair hiçbir fikrimiz yoktu. Bu ölümcül yarayı yabancıyla tutuştuğu kavga sırasında aldığından da emindik. Romu getirip boğazından aşağı dökmeye çalıştım. Ancak dişlerini sımsıkı kapatmıştı ve çenesi çelik gibi güçlüydü. Kapı açılıp da Doktor Livesey’in içeri girmesiyle beraber rahat bir nefes aldık. Doktor babamı muayene etmek için gelmişti.
“Doktor Bey!” diye haykırdık. “Ne yapmamız lazım. Neresinden yaralanmış?”
“Yaralanmış mı? İşe yaramazın işi bitmiş!” dedi Doktor. “Senden benden daha yaralı değil. Kendisini uyardığım gibi kriz geçirmiş. Şimdi yukarı, kocanızın yanına çıkın ve mümkünse bu konuda bir şey söylemeyin. Bense bu arkadaşın değersiz yaşamını kurtarmak için elimden geleni yapmakla meşgul olacağım. Jim, sen bana leğen getir.”
Ben leğeni getirdiğimde Doktor, Kaptan’ın giysisinin kol kısmını çoktan yırtmış, yaşlı adamın kaslı kolunu ortaya çıkarmıştı. Kolu dövmelerle doluydu. “şans”, “güzel rüzgâr” ve “Billy Bones’un hayali” gibi kelimeler özenle ve belirgin bir şekilde işlenmişti kollarının dirsekten aşağı kısmına. Omzuna yakın bir yerlerde özenle işlenmiş darağacı ve asılan bir adam dövmesi vardı.
Parmağıyla bu dövmeye dokunan Doktor, “Tam isabet!” dedi. “Şimdi Billy Bones Efendi, tabii ismin buysa, kanının rengine bakma zamanı geldi. Jim.” dedi bana. “Kandan korkar mısın?”
“Hayır, efendim.” dedim ben de.
“İyi o zaman.” dedikten sonra “Sen leğeni tut.” diyerek neşterle bir damarı açtı.
Kaptan’ın gözlerini açıp şaşkın bir şekilde etrafına bakınmasından önce epeyce kan aktı. İlk olarak Doktor’u tanıdı ve kaşlarını çattı. Sonra bakışları benim üzerimde sabitlendi. Rahatlamış gibi görünüyordu. Ancak aniden rengi değişti. Ayağa kalkmaya çalışarak bağırdı: “Kara Köpek nerede?”
“Burada Kara Köpek yok.” dedi Doktor. “Sırtınızdaki şey dışında tabii… Rom içmeye devam ediyordunuz ve tam da dediğim gibi kriz geçirdiniz. Ben de her ne kadar istemesem de sizi mezarınızdan çekip çıkarmış bulundum. Şimdi Bay Bones…”
“Benim adım bu değil!” diyerek araya girdi.
“Çok da umurumdaydı!” diye cevap verdi Doktor. “Bu tanıdığım bir korsanın ismiydi. Kolaylık olsun diye size bu isimle hitap edeceğim. Söylemek istediğim şu: Bir bardak rom öldürmez ama bir tane daha sonra bir tane daha alırsanız ve bu işe bir son vermezseniz öleceğinize adım gibi eminim. Anladınız mı? Ölecek ve ait olduğunuz yere gideceksiniz. İncil’deki adam gibi. Hadi şimdi biraz çabalayın. Yatağa kadar gitmenize yardım edeceğim.”
Doktorla birlikte Kaptan’ı güç bela yukarı çıkarıp yatağına yatırmayı başardık. Başı neredeyse bayılmış gibi yastığın üzerine düştü.
“Şimdi lütfen unutma.” dedi kapıyı kapatır kapatmaz. “Onu bir süre sessiz tutacak kadar kanını aldım. Bir hafta boyunca olduğu yerde kalmalı. Bu onun için de senin için de yapılabilecek en iyi şey. Ama ikinci bir kriz sonunu getirir.”
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
KARA LEKE
Öğlen olduğunda serinletici içecekler ve ilaç getirip Kaptan’ın kapısının önünde durdum. Sabahleyin kendisini bıraktığımız gibi uzanıyor olsa da az biraz daha yüksekteydi sanki. Hem zayıf hem de heyecanlı görünüyordu.
“Jim.” dedi bana. “Biliyorsun ki buradaki tek düzgün insan sensin ve ben sana hep çok iyi davrandım. Her ay sana dört peni vermeyi hiç ihmal etmedim. Şimdi de oldukça düşkün bir hâlde olduğumu görüyorsundur dostum. Herkes tarafından terk edildim. Şimdi sen bana bir kap rom getirirsin, değil mi dostum?”
“Ama Doktor…” dediğim anda Kaptan, Doktor’a ettiği küfürle sözümü kesti. Sesi zayıf ama içtendi. “Tüm doktorlar alçaktır.” dedi. “Peki doktor dediğin denizcinin hâlinden ne anlar? Cehennem kadar sıcak yerlerde bulundum. Mürettebatın sarıhummadan sapır sapır öldüğünü gördüm. Kara parçalarının depremde deniz gibi alçalıp yükselişini gördüm. Doktor böyle yerler hakkında ne bilir ki? Ben romla beslenirim. Rom benim için et ve su, eş ve dost gibidir. Eğer şimdi romuma kavuşmazsam kıyıya vurmuş bir gemi enkazı gibi olurum ve felaketimin sorumlusu sen olursun Jim. Bir de doktor olacak o alçak…” dedi ve bir süre daha küfretmeye devam etti. “Parmaklarımın nasıl titrediğine bir bak.” dedi ve yalvarırcasına konuşmaya devam etti. “Baksana sabit tutamıyorum ellerimi. Şu güzel günde bir damla bile içmedim. O doktor bir aptal, inan bana. Eğer bir kadeh rom içmezsem kâbuslar görürüm Jim. Zaten bugün bir sürü korkunç rüya gördüm. İhtiyar Flint’i şu köşede, hemen arkanda gördüm. Sanki canlı gibiydi. Ben zor bir hayat yaşadım ve eğer rom içmezsem kıyameti koparırım. Senin doktor bile dedi bir bardaktan bir şey olmaz diye. Eğer bana bir kadeh rom getirirsen sana bir altın para veririm.”
Gittikçe daha da yüksek sesle konuşmaya başlıyordu. Bu durum o gün çok kötü durumda olan ve sessizliğe ihtiyaç duyan babam için beni endişelendiriyordu. Ayrıca Kaptan, Doktor’un söylediklerini hatırlatmıştı. Rüşvet teklifine alınmıştım.
“Senin paranı istemiyorum.” dedim. “Ama babama olan borcunu ödemeni istiyorum. Sana tek bir bardak getiririm, o kadar.”
Bardağı getirdiğimde açgözlü bir şekilde elimden kapıp içti.
“Hayhay.” dedi. “Bu kesinlikle daha iyi dostum. Peki şimdi bu eski yatakta ne kadar kalacağım? Doktor ne dedi?”
“En az bir hafta.” dedim.
“Lanet olsun!” diye bağırdı. “Bir hafta mı? Bu kadarını yapamam. O zamana kadar kara lekeyi çalarlar bana. Acemi denizciler işimi bitirmek için fellik fellik dolanıyorlardır şimdi. Acemiler kendilerine ait olanı ellerinde tutmayı beceremez, başkalarınınkine göz dikerler hep. Peki bu bir denizciye yakışır mı hiç? Ama ben tutumlu bir adamımdır. Kendi paramı pek harcamadım ya da kaybetmedim. Onları bir kez daha kandıracağım. Onlardan korkmuyorum. Bir kez daha usta bir manevra yapıp hepsinin hakkından geleceğim.”