18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Платон – Devlet (страница 21)

18

Kadınlar ve çocuklarla ilgili sıkıntılı soruları yanıtlamaktan kaçarak hiçbir şey elde etmedim. Şimdi daha bilge davranacağım ve bir başka sorunun köküne inmemiz gerektiğini kabul edeceğim: Yöneticilerimizin eğitimi nasıl olacak? Ülkelerini sevdiklerine ve zevk ile acı ateşinde sınanmaları gerektiğine zaten karar vermiştik. Lekesiz şekilde çıkanlar ve ilkelerinde sağlam duranlar hem bu hayatta hem ölümden sonra onur ve ödülleri alacaklardı. Fakat şu noktada, tartışma bir peçe taktı ve başka bir yola saptı. Şu an riske girdiğim, yöneticilerimizin filozoflar olması gerektiği iddiasını yapmaya tereddüt etmiştim. Filozofta bir araya gelen bütün çelişkili unsurları hatırlıyorsunuz, bunların hepsini tek insanda bulmak ne zor! Zekâ ve azim genelde metanetle bir arada olmuyor, duygusuz ve korkusuz tabiat zihinsel çabanın karşıtıdır. Yine de bu karşıt unsurların hepsi gereklidir ve bu yüzden, önceden söylediğimiz gibi aday tehlikeler ve hazlarda sınanmalıdır, aynı zamanda bilginin en yüksek dallarında da sınanmalıdır. Hatırlayacaksınız, erdemlerden bahsederken gün yüzüne çıkarılmaması tercih edilen uzun bir yoldan bahsedilmişti. “Yeterli miktarda söz söylenmişti.” Yeterliydi arkadaşım ama bir şey eksik kalıyorsa yeten nedir? Bütün insanlar arasında yönetici, doğruyu arayışında bitkin düşmemelidir. Uzun yolu seçmeye hazır olmalıdır yoksa dört erdemin de yukarısında olan yüksek bölgeye asla ulaşamaz ve erdemlerin sadece ana hatlarını değil net ve belirgin bir görüşünü de almalıdır. (Ne gariptir ki ıvır zıvır hakkında bu kadar kesin konuşurken en yüksek gerçekler hakkında bu kadar umursamazız!) “En yukarıdakiler nelerdir?” Hakkında çok az bilgimiz olan ve bir insan elde edince hiç kârının olmadığı iyi düşüncesi hakkında benim konuştuğumu sık sık duymuşken bilinçsizlik rolü yapıyorsun! Bazıları iyinin bilgelik olduğunu düşünüyor ama bir daire içeriyor; iyi olan, derler, bilgeliktir. Bilgeliğin de iyiyle bir ilgisi vardır. Diğerlerine göre iyi olan hazdır ama sonra iyinin kötü olduğu saçmalığı ortaya çıkıyor çünkü iyi hazlar olduğu gibi kötüleri de vardır. Yine, iyinin gerçekliği olmalı: Bir insan erdemli görünmeyi arzulayabilir ama iyi görünmeyi arzulamaz. Öyleyse yöneticilerimiz bu, her insanın içine doğan ve onsuz hiç kimsenin hiçbir şey hakkında gerçek bilgiye ulaşamayacağı ulu prensibimizden bihaber mi olmalılar? “Ama Sokrates, bu ulu prensip nedir; bilgi mi, haz mı, ne? Can sıkıcı olduğumu düşünebilirsin ama diyorum ki kendi ilkelerini söylemek yerine hep başkalarınınkini tekrarlamaya hakkın yok.” Neyi bilmediğimi söyleyebilir miyim? “Bir fikir sunabilirsin.” O zaman fikirdeki düşüncesizlik ve çarpıklık, bilimin ışığı ve kesinliğini almak varken seni memnun edecek mi? “Ölçülülük ve adaletin tanımını zaten verdiğin için sadece iyinin bir tanımını vermeni isteyeceğim.” Keşke yapabilseydim ama şu anki ruh hâlimle iyinin bilgisinin olduğu yere erişemiyorum. Anne babaya ya da yöneticiye seni tanıtamam ama ana para faizi ile kıyaslayabileceğim, onların suretinde doğmuş bir çocuğa tanıtabilirim. (Hesabı kontrol et ve sana yanlış bir borç beyanı vermeme izin verme.) Birçok güzel ile bir güzel arasındaki, özel ve evrensel arasındaki, görüş nesnesi ile düşünce nesnesi arasındaki eski ayrımımızı hatırlıyor musun? Hiç görüş nesnelerinin bir görüş becerisi ima ettiğini, ki duyularımız arasında en karışık ve en değerli olandır -ve yalnızca duyusal nesneleri değil bir de bir araca ihtiyaç duyduğunu- ki o araç da ışıktır ve onsuz görüş renkleri ayırt edemez ve her şey bir boşluk olur. Çünkü ışık, algılama becerisi ile algılanan şey arasındaki asil bağdır ve bize gün gözü veren güneş ışığını veren Tanrı, insan gözüyle karıştırılmamalıdır. Bu gün gözü ya da güneş, iyinin çocuğu dediğim şeylerdir ve görünen dünya için, fikir adamına göre iyi neyse o anlama gelmektedir. Güneş parladığında göz görür ve gerçeğin olduğu düşün dünyasında görüş ve ışık vardır. Akıllı yaradılışların güneşi, iyi ideasıdır, bilgi ve doğrunun sebebidir fakat onlardan farklı ve makuldür, aynı zamanda ışık için güneş ne ise onlarla aynı bağı vardır. Ey güzelliğin, bilginin ve doğrunun üstündeki akılalmaz zirvesi! (“Kesinlikle zevki kastedemezsin.” dedi. “Huzur.” diye yanıtladım.) Bu iyi düşüncesi, güneş gibi, büyüme sebebidir ve yazar sadece bilginin değil varlığın da itibar ve gücünden daha uzaktır. Bu insandan çok düşüncenin ulaşabileceği yerdir ama dua et ve görüntüye devam et çünkü bunun arkasında daha fazlasının olduğundan şüpheleniyorum. Evet var, dedim ve iki güneşimizi veya prensibimizi aklında tutarak onların yerini tutan dünyalarını düşün; biri görülebilir, diğeri anlaşılır. Bir çizgi resminin altında iki eşit parçaya bölünmüş ayrılığı tasvir ederek merakınıza yardım edebilirsiniz ve her parçayı, her bölümdeki bilgiyi temsil eden iki küçük parçaya daha bölebilirsiniz. Alttakinin alt ya da görünen kısmı gölgeler ve yansımalardan oluşur, üst ve daha küçük kısmı doğa veya sanat dünyasındaki gerçek nesnelerden oluşur. Anlaşılır olanın katmanında da iki bölünme söz konusudur: Biri matematiğin, içinde hiç yükselen olmayıp sadece alçalan olan, öncüllere sorma değil yalnızca çıkarımda bulunmanın olduğu bölünme. Bu bölünmede, zihin, onların gerçeğinin yalnızca zihinle görülmesi ve analiz edilmeden hipotez olarak kullanılmalarına rağmen gölgelerden değil nesnelerden alınmış görüntüler olan şekiller ve sayılarla çalışır. Oysaki diğer bölünmede mantık, hipotezleri bağladığı iyi düşüncesine yükselmedeki basamaklar ya da adımlar olarak kullanır. Ve sonra yine alçalır, yükselmesinde de alçalmasında da düşünceler bölgesinde emin adımlarla yürür ve sonunda onlarda dinlenir. “Kısmen anladım.” diye yanıtladı. “Demek istediğin, bilimsel fikirlerin varsayımsal olanlara, geometrinin ve adı her ne ise diğer sanatlar ve bilimlerin mecazi anlayışlarına üstün olduğunu demek istiyorsun. İkinci anlayışları saf zekânın konusu yapmayı reddediyorsun çünkü onların ilk prensipleri yok. İlk prensipte dururken bir üst katmana gerçerler.” Beni çok iyi anlıyorsun, dedim. Ve şimdi bilginin dört parçasına denk gelen dört beceri belirleyebilirsin: Saf zekâ ilkine, etkin zekâ ikinciye, üçüncüye inanç, dördüncüye de gölge algısı ve bazı becerilerin netlikleri, alakalı oldukları nesnelerin gerçeklikleriyle aynı ölçüde olacaktır.

Sokrates gibi biz de filozofun becerilerini yeniden özetleyebiliriz. O zamanın ve ülkenin ufkundan öteye ulaştığı görülen dilde filozof, “bütün zamanın ve varlığın izleyicisi” olarak tanımlanır. Doğanın en asil hediyelerine sahiptir ve onları en iyi şekilde kullanır. Bütün arzuları, gerçeklik sevgisi olan bilgelik sevgisinde gömülüdür. Güzel bir ruhun hiçbir inceliği onda eksik değildir. Ölümden korkmaz ve insan hayatı hakkında çok düşünmez. Modern zamanların örneği, eskinin basitliğini neredeyse hiç elinde tutmaz. Yunanların simgesi olmuş gerçek ve hatada aynı orijinallik yoktur. Filozof artık görülmeyende yaşamaz, insan ırkını cahilliğe ikna etmek için bir kâhin tarafından gönderilmemiştir, bilgiyi iyi düşüncesine doğru tırmanarak giden basamaklar olarak görmez. Arayış hırsı hafiflemiştir. Artık daha fazla iş bölümü, insan ve doğa üzerine bir bütün olarak daha az kapsamlı düşünce vardır. Daha fazla kesin gözlem, daha az sezgi ve ilham vardır. Hâlâ bilginin değişikliğe uğramış koşullarında, paralellik tamamen kaybedilmemiştir ve Platon’un fikrini kendi zamanımızın dilimize çevirmede bir fayda olabilir. Modern zamanlarda filozof zihnini doğanın kanunlarının sırasıyla ve bağlantısıyla düzelten kişidir, doğanın ufak parçaları ya da görüntüleri ile değil. Münakaşa ile değil tarih ile. Herkes tarafından değil birkaçı tarafından kabul edilen doğrularla. “Doğaya göre tasnif etme”nin önemini kavramıştır ve “Bilimin dallarını onları kırmadan ayıracaktır.” (Phaedr.) Doğrunun, küçük ya da büyük olsa leke sürecek bir parçası yoktur ve farkına varacağı şeyler en azından en büyüktür. (Parmen.) Eski filozof gibi o da dünyayı mukayese ile kaplanmış görür fakat başka durumlarda binlerce örnek hiçbir anlam ifade etmezken “niçin bazı durumlarda anlam çıkarmak için tek bir örneğin yeterli olduğunu” (Mill’in Mantığı) söyleyebilir. Bilginin yalnızca bir kısmıyla ilgilenir çünkü hayattaki tek bir zihin için bilginin bütünü çok geniştir. Bilimin bölünmesi ve insan zihniyle bağlantıları ile ilgili, geçmiştekilerden daha net bir fikri vardır. Platon gibi o da felsefeye girişin basit matematik çalışarak değil, birçok çağda birçok zihnin çalışma sonucu nihayet elde ettiği bilginin bütünlüğü fikrine sahiptir. Matematiksel çalışmaların neredeyse diğer hepsinin başlangıcı olduğunun farkındadır; aynı zamanda bütün bilgi çeşitliliğini matematiğin çeşitlerine indirgemezdi. Onsuz, muhteşemliğinin yarısını kaybetmediği soylu bir karakteri olmalı. Dünyayı sınırsızlık içinde bir nokta ve her bireyi sonsuz bir varlık zincirinde bir bağlantı olarak sayarak kendi hayatı hakkında ne çok düşünecek ne de ölümden korkacaktı.

Adeimantos, Sokratik soruşturmanın ilk olarak şekline karşı çıkar ve Platon’un kendi yöntemindeki eksikliğin farkında olduğunu gösterir. Ona modern bir mantıkçı tarafından yöneltilebilecek bir suçlamayı kendisi kendisine çevirir: Yanıtı söyletebiliyor çünkü nasıl sorulacağını biliyor. Uzun bir tartışmada sözcükler anlamlarını hafifçe değiştirmeye meyillidirler ya da öncüller önceden tahmin edilebilir, sonuçlara aşırı kesinlikle veya genellikle varılabilir. Her aşamadaki değişim gözlenemeyebilir ama sonunda ayrılma oldukça çok olur. Böylece aritmetik ve cebirsel formülleri mantığa uygulama denemeleri başarısız olur. Eksiklik ya da dilin daha üst ve esnek yapısı, kelimelerin, sayıların ve sembollerin hassasiyetini bulundurmasına izin vermez. Ve dildeki bu özellik birçok adıma sahip bir tartışmanın gücünü zayıflatır.