Пер Валё – Savoy Cinayeti (страница 8)
Verdiği cevaplar muğlaktı, birinci sorunun cevabı olumluydu ve ikincinin cevabı olumsuzdu. Palmgren katili olacak kişiyi görmüştü ama hayatında ilk ve son kez.
Yani bu bilgilerle durum daha da açıklığa kavuşmuyordu. Malmö’de ise Månsson’un suratı ağır çizgilerle buruşmuştu ve yatağının ya da en azından temiz bir gömleğin özlemini çekiyordu.
Dayanılmaz derecede sıcak bir gündü ve polis merkezinde klima yoktu.
Elindeki tek ufacık ipucunu kaçırmışlardı. Ah şu Stockholm’lüler, diye düşündü Månsson.
Ancak Skacke’yi düşündüğü için dışından söylemedi bunu. Bu genç polis hassastı.
Ayrıca, bu ipucu çok da değerli miydi, onu da bilmiyordu.
Belki de koftu.
Yine de işte. Danimarka polisi,
Elde bir şeyler var gibiydi.
Gerçek şu ki bu deniz otobüslerinin güvertesinde ayakta durulmazdı çünkü bunlar gemiden çok uçağa benzerdi. Hatta yolculuk esnasında açık havada durmanıza bile izin verilmeyebilirdi. Adam sonunda aşağı yürümüş ve koltuklardan birine oturmuştu. Vergisiz çikolata, alkol ya da sigara satın almamış ve bu nedenle arkasında herhangi bir yazılı not bırakmamıştı. Bir şey satın almak için, basılı bir sipariş formu doldurmak gerekiyordu.
Bu kişi, neden olabildiğince uzun süre güvertede kalmaya çalışmıştı acaba?
Belki de suya bir şey atmak için.
Ama ne?
Silahı mı yoksa?
Eğer aynı kişiyse, bu durumda silahtan kurtulmak istemiş olabilirdi.
Eğer bahsi geçen adam deniz tutmasından korkuyorsa, bu yüzden temiz hava almak istemiş de olabilirdi.
“Eğer, eğer, eğer,” diye kendi kendine mırıldandı Månsson ve dişlerinin ortasındaki kürdanı kırdı.
Çok berbat bir gündü. İlk olarak, içeride oturmak mecburiyetindeysen, sıcaklık tahammül edilemez raddedeydi. Dahası, pencerelerin ardında, yakıcı ikindi güneşine tamamen maruz kalıyordunuz. İkincisi, eli kolu bağlı beklemek de dayanılacak gibi değildi. Bilgi beklemek, onlarla bir türlü temasa geçmeyen tanıkları beklemek zorundaydı.
Olay yeri incelemesi kötü gidiyordu. Yüzlerce parmak izi bulunmuştu fakat bunların Viktor Palmgren’i vuran adama ait olduklarını varsaymak için hiçbir neden yoktu. En büyük umutları penceredeydi fakat camda kalan birkaç iz de tespit edilemeyecek kadar bulanıktı.
Backlund, boş kovanı bulamadığı için çok sinir olmuştu.
Bu yüzden defalarca telefon etti.
“Nereye gitmiş olabilir, anlamıyorum,” dedi sinirle.
Månsson bu sorunun cevabı o kadar kolay ki Backlund bile çözebilmiş olmalıydı, diye düşündü. Bu yüzden inceden alayla şöyle dedi, “Bir teorin olursa haber ver.”
Hiçbir ayak izi de bulamadılar. Yemek salonunda o kadar insan dolaştığından ve duvardan duvara halıda ayak izi çıkarmak zor olduğundan bu sonuç da oldukça doğaldı. Pencere dışında, adam bir pervaza basmış, oradan kaldırıma atlamıştı. Çiçekleri bir güzel ezmişti fakat Adli Tıp uzmanlarına pek bilgi bırakmamıştı.
“Şu akşam yemeği,” dedi Skacke.
“Evet, ne olmuş?”
“Özel bir toplantıdan çok, sanki iş yemeğine benziyor.”
“Olabilir,” dedi Månsson. “Masada oturanların listesi elinde mi?”
“Hemen burada.”
Viktor Palmgren, yönetim kurulu başkanı, Malmö, 56
Charlotte Palmgren, ev kadını, Malmö, 32
Hampus Broberg, bölge müdürü, Stockholm, 43
Helena Hansson, özel sekreter, Stockholm, 26
Ole Hoff-Jensen, bölge müdürü, Kopenhag, 48
Birthe Hoff-Jensen, ev kadını, Kopenhag, 43
Mats Linder, başkan yardımcısı, Malmö, 30
“Hepsi de Palmgren’in şirketlerinde çalışıyor olmalı,” dedi Månsson.
“Öyle görünüyor,” dedi Skacke. “Hepsi bir kez daha kapsamlı bir sorguya çekilmeli, tabii ki.”
Månsson derin bir nefes verip coğrafi dağılımı düşündü. Jensen çifti bir önceki akşam Danimarka’ya dönmüştü bile. Hampus Broberg ve Helena Hansson, sabah uçağıyla Stockholm’e gitmişti ve Charlotte Palmgren Lund’daki hastanede kocasının yatağının başındaydı. Sadece Mats Linder hâlâ Malmö’deydi. Ondan bile emin değillerdi. Palmgren’in sağ kolu olarak sık sık seyahat ediyordu.
Böylece talihsizlikler, ölüm haberiyle birlikte doruğa ulaşmıştı. Haberi sekize çeyrek kala aldılar ve dosya otomatik olarak cinayet dosyasına dönüştü.
Ama durum daha da kötüleşecekti.
Saat on buçuktu, oturmuş kahve içiyorlardı, gözleri çukura kaçmış, avurtları çökmüştü. Telefon çalınca Månsson açtı.
“Evet, benim, Dedektif Komiser Månsson.”
Hemen arkasından:
“Anladım.”
Bu cümleyi üç kere tekrarladı, hoşça kal demeden telefonu kapattı.
Skacke’ye bakıp şöyle dedi, “Bu artık bizim davamız değil. Merkezden birisini gönderiyorlar.”
“Kollberg olmasın,” dedi Skacke tedirgince.
“Hayır, tabii ki sadece Martin Beck. Yarın sabah gelecekmiş.”
“Şimdi ne yapacağız?”
“Eve gidip yatacağız tabii ki,” diyen Månsson ayağa kalktı.
6
Stockholm’den kalkan uçak Bulltofta’ya indiğinde Martin Beck kendini iyi hissetmiyordu.
Uçmaktan hiç hoşlanmazdı ve bu cuma sabahı da dün akşamki partinin olumsuz etkilerini taşıyordu. Bu durum seyahatini daha da tatsızlaştırmıştı.
Bir nebze serin olan kabinden iner inmez onu sıcak, ağır hava karşıladı ve daha merdivenleri inmeden terlemeye başladı. İç hatlar geliş terminaline yürürken asfalt ayaklarının altında yumuşacıktı.
Taksinin içi, açık cama rağmen hamam gibiydi ve arka koltuğun sahte deri döşemesi, incecik gömleğinden alev alev yakıyordu.
Martin Beck, Månsson’un onu emniyette beklediğini biliyordu ama önce otele gidip duş almak ve üstünü değiştirmek istedi. Bu kez her zaman yaptığı gibi St Jörgen’de değil Savoy’da bir oda ayırtmıştı.
Kapıdaki görevli onu o kadar abartılı selamladı ki Martin Beck bir an için onu uzun zamandır beklenen önemli bir müşteri sandıklarını düşündü.
Oda ferah ve serindi, kuzeye bakıyordu. Martin Beck pencereden kanalı ve tren garını, limanın ötesini ve Kockum rıhtımının ilerisinde de Öresund Boğazı’ndan Kopenhag’a doğru yola çıkmış, mavilikte gözden kaybolan beyaz bir deniz otobüsü görebiliyordu.
Martin Beck soyunup odada çıplak gezerek bavulunu boşalttı. Sonra banyoya girip uzun, soğuk bir duş aldı.
Temiz iç çamaşırı ve temiz bir gömlek giydi, giyinmesi bitince gar saatinin tam on ikiyi gösterdiğini fark etti. Polis merkezine taksi tuttu ve doğruca Månsson’un odasına yürüdü.
Månsson avluya bakan tüm pencereleri ardına kadar açmıştı, günün bu saatinde güneş almıyordu. Gömlekle oturuyor, bir yığın kâğıdı karıştırırken bira içiyordu.
Selamlaşmalarından sonra Martin Beck ceketini çıkardı, boş sandalyeye oturdu ve bir Florida yaktı; Månsson da ona kâğıt yığınını verdi.
“Başlangıç olarak bu rapora bakabilirsin. Gördüğün üzere, olay daha en başından kötü ele alındı.”
Martin Beck sayfaları dikkatlice okudu ve sonra Månsson’a sorular sordu, o da raporda yazmayan ayrıntılar hakkında onu aydınlattı. Månsson aynı zamanda Kristiansson ve Kvant’ın Karolinskavägen’deki davranışının Rönn tarafından yumuşatılmış bir versiyonunu aktardı. Gunvald Larsson bu olayla alakadar bile olmak istemiyordu.