реклама
Бургер менюБургер меню

Пер Валё – Kayıp İtfaiye Arabası (страница 4)

18

Yanan tahtaların arasından Gunvald Larsson aceleyle koşup kadını birinci derece tehlike bölgesinden uzağa çekti, saçlarındaki alevi karla söndürüp onu yerde uzanır hâlde bıraktı. Kadının feci şekilde yandığını ve bu acıyla bir yılan gibi kıvranıp feryat figan bağırdığını görebiliyordu. Aynı zamanda kadın çok kötü düşmüştü, bir bacağı vücuduna doğal olmayan bir açıyla uzanıyordu. Diğer kızdan biraz daha büyüktü, belki yirmi beş civarıydı ve kızıl saçlıydı, bacak arası da öyleydi. Karnının derisi hasar almamıştı, sadece beyaz ve gevşek duruyordu. Yüzü, bacakları ve sırtı bayağı yanmıştı, aynı zamanda sütyeni yanıp derisine yapıştığından göğsü de feci durumdaydı.

Gunvald Larsson gözlerini son kez kaldırdığında bir meşale gibi yanan hayaletimsi bir figür gördü, zavallıca bir dönüş hareketiyle gözden kayboldu, kolları başının üstündeydi. Gunvald Larsson bu kişinin, partideki dördüncü kişi olduğunu anladı. Ancak artık ona yardım edemeyecek kadar uzaktaydı.

Tavan arası da şu anda alevler içindeydi, aynı zamanda çatı kiremitlerinin altındaki kirişler de. Yoğun duman yükseliyor, yanan ahşap çatırdıyordu. En sol taraftaki pencereler sonuna kadar açıktı ve birisi imdat diye bağırıyordu. Gunvald Larsson o tarafa koşunca pervazdan aşağı sarkan, beyaz sabahlıklı bir kadın gördü, göğsüne bir kundak bastırmıştı. Bir çocuktu bu. Açık pencereden duman çıkıyordu ancak anlaşılan dairenin içi henüz yanmıyordu, en azından kadının bulunduğu oda alevler içinde değildi.

“İmdat!” diye bağırdı kadın çaresizce.

Yangın evin bu kısmında o kadar hiddetlenmediğinden Gunvald Larsson pencerenin altında, hemen hemen tam altında durabildi.

“Çocuğu aşağı at,” diye seslendi.

Kadın anında çocuğu sallayıverdi, hiç tereddüt etmemişti, öyle ki Gunvald Larsson şaşırdı. Kundağın dümdüz ona doğru düştüğünü gördü ve habersiz gelen bir pası karşılayan bir kaleci edasıyla son saniye kollarını uzatıp tutuverdi. Çocuk çok küçüktü. Biraz inledi ama ağlamadı. Gunvald Larsson birkaç saniye kucağında çocukla sessizce kaldı. Çocuklarla ilgili hiçbir deneyimi yoktu ve daha önce bir çocuğu kucağında tutmuş da değildi. Bir an için çok mu hoyrat davrandım, çocuğu ezdim mi diye merak etti. Sonra uzaklaşıp kundağı yere koydu. Eğilip kalkarken ayak sesleri duydu, kafasını kaldırıp baktı. Zachrisson nefes nefese ve kıpkırmızı bir yüzle ona doğru koşuyordu.

“Ne?” dedi. “Nasıl…?”

Gunvald Larsson ona uzun uzun bakıp şöyle dedi:

“İtfaiye nerede?”

“Burada olmalı… Yani… Ben yangını Rosenlunds Caddesi’nden gördüm… hemen koşup telefon ettim…”

“O zaman geri koş, Tanrı aşkına ve itfaiyeyle ambulansı buraya getir…”

Zachrisson arkasını dönüp koştu.

“Ve polisi de!” diye bağırdı Gunvald Larsson arkasından. Zachrisson’un şapkası düştü, adam durup şapkasını yerden aldı.

“Geri zekâlı!” diye bağırdı Gunvald Larsson.

Sonra eve koştu. Sağ taraf tümüyle bir cehenneme dönmüştü ve tavan arasındaki kat sanki yanıyordu. Pencereden, öncekinden de çok duman çıkıyordu, sabahlıklı kadın şimdi elinde başka bir çocukla dikiliyordu, üstünde mavi çiçekli pijama olan, sarı kafalı beş yaşlarında bir çocuktu bu. Kadın çocuğu tıpkı bir önceki gibi hızla ve beklenmedik şekilde aşağı salladı ancak Larsson bu kez daha hazırlıklıydı ve oğlanı güvenle tuttu. Garip bir şekilde, çocuk hiç korkmuşa benzemiyordu.

“Adın ne?” diye bağırdı.

“Larsson.”

“İtfaiyeci misin?”

“Tanrı aşkına, in aşağı hemen,” dedi Gunvald Larsson, çocuğu yere koyup.

Tekrar baktı, kafasına ateşten kıpkırmızı olmuş bir kiremit düştü. Kürk şapkası darbenin etkisini azaltmış olsa da gözleri karardı. Larsson alnında yakıcı bir acı hissetti ve yüzünden aşağı kanlar süzüldü. Sabahlıklı kadın gözden kaybolmuştu. Tahminen üçüncü çocuğu getirmeye gitti, diye düşündü Gunvald Larsson ve aynı anda kadın, elinde kocaman porselen bir köpekle cam kenarında belirdi. Anında köpeği aşağı fırlattı. Porselen köpek yere düşüp tuzla buz oldu. İkinci saniye de kadın kendi atladı. Bu pek iyi olmadı. Gunvald Larsson tam hedefte duruyordu ve yere yığıldı, kadın da üstüne. Gunvald Larsson başının arkasını ve sırtını vurdu fakat anında kadını üstünden itip ayaklandı. Sabahlık giymiş kadın incinmiş gibi görünüyordu fakat gözleri cam gibiydi, uzaklara dalmıştı. Gunvald Larsson ona bakıp şöyle dedi:

“Bir çocuğun daha yok mu?”

Kadın ona dümdüz baktı, sonra kamburunu çıkararak sindi ve yaralı bir hayvan gibi inlemeye başladı.

“Git diğer ikisiyle ilgilen,” dedi Gunvald Larsson.

Yangın şimdi ikinci katı sarmıştı ve alevler kadının atladığı pencereden dışarı uzanıyordu. Fakat yaşlı çift hâlâ sol tarafta, birinci kattaydılar. Orası yanmaya daha başlamamıştı belli ki fakat onlara dair bir yaşam izi yoktu. Muhtemelen daireleri dumanlar içindeydi ve birkaç saniye sonra çatı göçecekti.

Gunvald Larsson sağa sola bakınıp işe yarar bir şey aradı, birkaç metre ötede kocaman bir taş gördü. Taş donup yerle birleşmişti ama Larsson zor da olsa yerinden kopardı. Taş en az yirmi kilo ağırlığındaydı. Larsson taşı başının üstüne kaldırdı, kollarını dümdüz tuttu ve var gücüyle birinci katta en soldaki pencereye doğru fırlattı, pencere kırılınca etrafa kıymıklar ve cam parçaları saçıldı. Pencere pervazına tırmandı, bir panjura ve masaya yaslandı, panjur elinde kaldı ve masa devrildi. Gunvald Larsson içeride yerdeydi, duman kalın ve boğucuydu. Öksürdü, yün atkısını ağzına kadar çekti. Sonra panjuru yere indirip etrafına baktı. Yangın dört bir yanda tüm gücüyle sürüyordu. Dışarıdan gelen anlık parlamaların arasında yere kapaklanmış biçimsiz bir karaltı gördü. Yaşlı kadındı galiba. Gunvald Larsson kadını kucağına aldı, hareketsiz bedenini pencere kenarına doğru taşıdı, kollarının altından tuttuğu gibi camdan aşağı sarkıttı ve dikkatlice yere bıraktı, kadın bir anda duvara dayanarak yere yığıldı. Hayattaydı ama sanki şuuru kapalıydı.

Gunvald Larsson derin bir nefes alıp evin içine geri döndü, diğer penceredeki panjuru parçaladı ve bir sandalyeyle pencereyi kırdı.

Duman bir nebze kalktı fakat tepesindeki tavan bel veriyordu ve koridorun kapısından turuncu alevler görünmeye başlamıştı. Adamı bulması on beş saniyeden uzun sürmedi. Adam yataktan kalkmayı becerememişti fakat hayattaydı, zayıfça ve zavallıca öksürüyordu.

Gunvald battaniyeyi üstünden attı, yaşlı adamı omzuna kaldırdı ve onu odada taşıyıp başlarından akan kıvılcımlar arasında dışarı tırmandı. Deli gibi öksürdü, alnındaki yaradan akan ter ve gözyaşıyla karışmış kandan kendisi bile etrafı zor görüyordu.

Yaşlı adam omuzlarındayken yaşlı kadını da oradan uzaklaştırdı ve ikisini de yan yana yere yatırdı. Sonra nefes alıyor mu diye kadını inceledi. Kadın nefes alıyordu. Gunvald Larsson paltosunu sırtından çıkardı, üstünde kalmış birkaç kıvılcımı silkeledi. Sonra bununla hâlâ histerik çığlıklar atan kızı örttü ve onu diğerlerinden uzaklaştırdı. Tüvit ceketini çıkarıp iki küçük çocuğun üstüne sardı ve yün atkısını da çıplak adama verdi, adam atkıyı hemen malum bölgesine doladı. Son olarak kızıl saçlı kadının yanına gitti, onu kucaklayıp toplanma alanına taşıdı. Kadın iğrenç kokuyordu ve çığlıkları insanın yüreğini dağlıyordu.

Gunvald Larsson artık her santimi parıldayan alevlerle kaplı eve doğru baktı, deli gibi ve durmadan yanıyordu. Yol kenarındaki arabalar durmuştu ve arabalardan hayretler içinde kalmış insanlar iniyordu. Gunvald Larsson onlara aldırmadı. Onun yerine mahvolmuş kürk şapkasını aldı ve sabahlıklı kadının alnına bastırdı. Birkaç dakika önce sorduğu soruyu tekrar etti:

“Bir çocuğun daha yok mu?”

“Evet… Kristina… Odası tavan arasında.”

Sonra kadın kontrolü kaybederek ağlamaya başladı.

Gunvald Larsson başıyla onayladı.

Üstü başı kan lekeli, is ve kurum içinde, terden sırılsıklam, giysileri yırtık pırtık hâlde bu histerik, şoke olmuş, çığlıklar atan, şuursuz, ağlayan ve ölen insanlara baktı. Sanki bir savaş alanındaydı.

Yangının gümbürtüsü üstünden sirenlerin ciyaklaması duyuldu.

Birdenbire herkes aynı anda oradaydı. Su tankları, yangın merdivenleri, itfaiye arabaları, polis arabaları, ambulanslar, motosikletli polisler ve yangın söndürme memurları.

Zachrisson.

“Ne… Nasıl oldu bu?” dedi.

Aynı saniye çatı çöktü ve bütün bina neşeli neşeli çıtırdayan bir şenlik ateşine dönüştü.

Gunvald Larsson kol saatine baktı. O tepenin başında donarak dikilmesinden bu yana on altı dakika geçmişti.

4

8 Mart Cuma günü öğleden sonra, Gunvald Larsson, Kungsholms Caddesi’ndeki polis merkezinde bir odada oturuyordu. Üstünde polo yaka beyaz bir kazak ve uçuk gri takım elbise vardı. İki eli bandajlıydı ve başındaki bandajla General von Döbeln’i Finlandiya’daki Jutas savaşında gösteren o popüler resme benzemişti. Aynı zamanda yüzünde ve boynunda da iki bandaj vardı. Arkaya taranmış sarı saçlarının bir kısmı yanıp gitmişti, kaşları da öyle ancak çakı gibi mavi gözleri her zamanki gibi boş ve tatminsiz bakıyordu.

Odada birçok kişi vardı.

Örneğin Västberga’daki Cinayet Masası’ndan çağırılmış Martin Beck, Kollberg ve amirleri olan, en son bilgiye göre soruşturmadan sorumlu sayılan Evald Hammar. Hammar iri yarı, yapılı bir adamdı ve yele gibi gür saçları görevinden dolayı neredeyse ağarmıştı. Emekliliğe gün saymaya başlamıştı ve her ciddi şiddet suçunu, kendine karşı işlenmiş bir dava olarak algılardı.