Неизвестный автор – Alâeddin’in Sihirli Lambası (страница 5)
“Yerin yarıldığını görmek beni müthiş korkutmuştu. Bu sihrin gücü, iliklerime kadar titrememe sebep olmuştu. Hele o gök gürültüsünün sesi, aniden çöken karanlık… Hepsi yaptığı o büyüler sayesindeydi. Böylesine büyük bir dehşete düşünce derhâl kaçarak uzaklaşmak istedim. O ise bunu görünce bana bağırmaya başladı. Sonra da kafama vurdu. Hem de öyle bir şiddetle vurdu ki oracıkta bayıldım. Kaçmama izin veremezdi; çünkü hazineye ben olmadan ulaşması imkânsızdı. Kötü niyetli büyücü, bensiz hiçbir şey yapamayacağını çok iyi biliyordu.
Hazinenin olduğu yere gönderebilmek için beni ikna etmesi gerekiyordu. Bunun için olsa gerek parmağındaki sihirli yüzüğü bana verdi. Sonra mahzenden aşağı indim. Burada dört tane oda vardı ki her birinde altın ve gümüşle dolu sandıklar vardı. Melun herif hiçbirine dokunmamamı söyledi. Ben de dediğini yaptım. Burayı geçince her yeri büyük ağaçlarla süslü devasa bir bahçeye çıktım. Ağaçlarda öylesine güzel meyveler vardı ki akıllara zarar… Meyvelerin her biri farklı renklerdeki camdan yapılmaydı. Neyse, sonunda lambanın asılı olduğu salona ulaşmıştım. İçindeki yağı boşalttıktan sonra da lambayı cebime koydum.” diyen Alâeddin, cebinden çıkardığı lambayı ve bahçeden topladığı mücevherleri annesine göstermiş. Sultanların bile sahip olamadığı güzellikte iki torba dolusu değerli taş… Fakat şaşkın delikanlı sahip olduğu zenginliğin farkında değilmiş. Mücevherlerin cam olduğunu düşünüyormuş çünkü. Topladıklarını annesine gösterdikten sonra anlatmaya devam etmiş:
“Büyücünün dediğini yapıp lambayı aldıktan sonra mahzenin girişine çıktım ve amcam olduğunu düşündüğüm herife seslenerek yukarı çıkmama yardım etmesini istedim; çünkü üzerimde çok fazla ağırlık vardı ve tek başıma yukarı çıkmam mümkün değildi. Adi herif bana yardımcı olmaya yanaşmadı ve ‘Önce lambayı ver.’ dedi. Ama ben lambayı cebimin en altına yerleştirmiştim; cam meyveler ona ulaşmama mâni oluyordu. Lambaya ulaşmayı başaramayınca şöyle seslendim: ‘Amcacığım, şu an için ona ulaşamıyorum ama buradan çıkar çıkmaz lambayı alacaksın. Söz veriyorum.’ Meğer alçak herifin asıl niyeti lambayı aldıktan sonra beni öldürmekmiş. Bu sebepten beni oraya kapatması bir bakıma iyi oldu. İşte, başıma gelenler bundan ibaret.”
Böyle böyle Alâeddin, büyük bir öfkeyle büyücüye verip veriştiriyor, acı acı bağırıyormuş:
“Bu melun insan müsveddesinden, fena, kötü yürekli adamdan, insanlığını yitirmiş ikiyüzlü şerefsizden kurtulduğum için seviniyorum. Alçak herif!”
Yaşlı kadın, oğlunun büyücüden çektiklerini dinleyince:
“Evet oğlum, haklısın. Bu adam gerçekten de çok kötü, riyakâr bir katil! Ondan ve fenalıklarından kurtulman kesinlikle Allah’ın bir lütfu. Bu adamın amcan olduğunu düşündüğüme hâlâ inanamıyorum!” demiş.
Tam üç gün boyunca mahzende gözünü bile kırpmadan bekleyen delikanlı nihayet uykuya yenik düşmüş, tıpkı annesi gibi… Ertesi gün öğlene kadar da uyanmamışlar.
Uyanıp da sersemliğini üzerinden atar atmaz annesinden yiyecek bir şeyler getirmesini istemiş delikanlı fakat yaşlı kadın:
“Sana yemek namına getirebileceğim hiçbir şey yok; çünkü evde ne var ne yok dün hepsini yedin. Ama biraz daha beklersen ip eğirip pazarda satarım. Oradan aldığım parayla da yiyecek bir şeyler alırız.” demiş.
Alâeddin “Ah anneciğim!” demiş. “İp eğirmene de satmana da gerek yok. Şimdi bana dünkü lambayı getir de onu satıp yemeklik bir şeyler alayım; lamba, ipten daha çok para getirir.”
Конец ознакомительного фрагмента.
Текст предоставлен ООО «Литрес».
Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.
Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.