Натаниель Готорн – Kızıl Damga (страница 3)
Pearl: Pearl, Hester Prynne ve Rahip Arthur Dimmesdale’in kızıdır. Hester’in günahının yaşayan sembolüdür ve her şeyi kızıl “A”
harfi ile etiketlenmiştir. Pearl’ün güçlü ve öngörülemeyen bir kişiliği vardır ve Hester, Pearl’ün kendisinden alınacağından endişelenmektedir.
Roger Chillingworth: Roger Chillingworth, Hester’in kocasının Amerika’ya geldikten sonra aldığı isimdir. Yerli Amerikalılar onu yakalamış ve sömürgeye gelişini geciktirmiştir. Romanın başlangıcında Hester, kocası kamuya açık iskeleye çıkarıldığı anda, olduğu yerden tanımıştır. Daha sonra, yasal kocası olduğunu söyleyerek isminden vazgeçmemesini ister. Chillingworth, Dimmesdale’in arkasından intikam almak için koşmayı takıntılı hâle getirmiştir.
Vali Richard Bellinham: 1641, 1654 ve 1665’te Boston’da vali olarak görev yapan gerçek bir tarihsel figür olan bu karakter, Hester’in halka açık iskele üzerindeki cezasına tanıklık etmiştir. Romanın ilerleyen bölümlerinde Hester, Pearl’ün evinden aldırılmamasını istemek için onu ziyaret etmek zorunda kalacaktır.
Muallime Hibbins: Bir başka gerçek tarihsel figür olan bu karakter, Vali Bellingham’ın kız kardeşidir ve söylentilere göre şeytanla anlaşma yapmıştır. Hester ve Dimmesdale’i günahın daha da içine batırmaya çalışır. Gerçek Muallime Hibbins büyücülükten idam edilmiştir.
John Wilson: Bu karakter Dimmesdale’e çocuğunun babasının kim olduğunu Hester’dan öğrenmeye çalışmasını tavsiye etmiştir. Hester bu bilgiyi açıklamayı reddettiğinde Wilson, Hester’i iskele üzerinde seyreden kalabalığa zina hakkında bir vaaz vermiştir.
Usta Brackett: Usta Brackett, Hester hapishanedeyken görmesi için Chillingworth’u ona getiren gardiyandır.
Zangoç: Dimmesdale, bir gece Hester ve Pearl’ün bulunduğu halk iskelesinde onların yanında kalır ve kilisenin bir çalışanı olan zangoç, o gittikten sonra Rahip Dimmesdale’in eldivenini orada bulur ve ona geri verir. Zangoç, Dimmesdale’e o gece gökyüzünde görünen kızıl “A” harfinin ne olduğunu sorar. Zangoç, bu “A” harfinin “melek” anlamına geldiğine inanmaktadır. Dimmesdale gökyüzünde herhangi bir harf gördüğünü reddeder.
Gemi Kaptanı: Bu karakter, Hester, Pearl ve Dimmesdale’in Boston’dan ayrılmayı umduğu geminin kaptanıdır. Gemi müdürü, Roger Chillingworth’un da gemide olmayı planladığını söylemiştir.
Gümrük Dairesi
“Kızıl Damga”ya Giriş
Kendimi ve başımdan geçen olayları şöminenin başında yakın arkadaşlarımla bile konuşmaktan çekinmeme rağmen, hayatımda iki kez topluma hitap ettiğim sırada otobiyografik bir dürtünün bana hâkim olması biraz dikkat çekicidir. İlki, bundan üç dört yıl önce, Eski Papaz Evi’nin derin sessizliğinde sürdürdüğüm yaşam tarzımı, kayıtsız şartsız ve dünyevi nedenlerden ötürü hoşgörülü bir okuyucu ya da müdahaleci bir yazarın varlığı olmaksızın, tasavvur ettiğim hayatımı okuyucunun beğenisine sunmamla gerçekleşmişti. Şimdi ise; kurak çöllerimin susuzluğundan çıktıktan ve bir vesileyle kendime bir iki dinleyici bulmuş olmanın verdiği mutlulukla, bir gümrük dairesinde yaşamış olduğum üç yıllık deneyimimden bahsediyorum. Ünlü “P. P., Bu Mıntıkanın Papazları”6 asla bundan daha sadakatle takip edilemezdi. Gerçek şu ki, yazar burada tamamen yazdığı sayfaları rüzgâra bırakacak olsa, kitabın cildini bir kenara fırlatacak ya da onu yerden asla almaya yeltenmeyecek birçok kişiye değil, onu tüm okul arkadaşlarından ya da yakın dostlarından çok daha iyi anlayabilecek birkaç kişiye seslenmektedir. Bazı yazarlar gerçekten bundan çok daha fazlasını yaparak münhasıran mükemmel sempatinin tek kalbine ve zihnine tam olarak hitap edebilecek şekilde kendilerini gizli vahiy derinliklerine kaptırırlar; sanki geniş dünyaya savurup attığı basılı kitap, yazarın kendi doğasının parçasını bulacağından ve onu diğer parçalarla bir araya getirerek varoluş çemberini tamamladığından emindir. Bununla birlikte, kişisel olarak kendimizden bahsetmesek bile, her şeyi konuşmak hiç de kolay değildir. Ancak, konuşmacının dinleyicileri ile arasında gerçek bir ilişki olmadığı sürece, düşünceleri donuk ve soğuk kalacağından, en yakın arkadaşımız olmasa bile, bir arkadaşımızın nazik ve anlayışlı bir şekilde konuştuklarımızı dinlediğini hayal etmemiz mantıklı olabilir; sonra, bu güler yüzlü bilinç tarafından buzları çözülen her zamanki dikkatli benliğimiz, en derinlerimizdeki “ben”i maskelerin arkasında tutarak etrafımızda olan bitenden ve hatta kendimiz hakkında en özel şeylerden bile bahsetmeye girişebilir. Bu kapsamda ve bu sınırlar dâhilinde bir yazar, okuyucunun haklarını veya kendi haklarını ihlal etmeden kendi hayatından bahsedilebilir.
Benzer şekilde, bu
Doğduğum kasaba olan Salem’de, yarım yüzyıl önce, eski Kral Derby’nin8 döneminde fazlasıyla hareketli ve kalabalık bir limanımız vardı; ancak şimdilerde bu liman çürümüş ahşap depolarla kaplıdır ve üzerinde ticari hayatın olduğuna dair neredeyse hiçbir belirti yoktur. Tek istisna olarak, hayvan derilerinden oluşan yükünü boşaltmak için limana yanaşan bir tekne ya da melankolik uzunluktaki rıhtımın sadece bir kısmını kaplayan bir barka, bir brik9 ya da yakacak odundan oluşan yükünü karaya çıkartmaya çalışan bir Nova Scotia guletinden başka bir şey görmek mümkün değildir. Gelgitten dolayı sık sık sular altında kalan ve etrafında bulunan, üzerinde durgun geçen yılların izlerini taşıyan, her tarafını kalın ot tabakasının kapladığı bir dizi binanın bulunduğu, bu harap rıhtımın baş kısmında, ön pencerelerinden bu iç karartıcı manzaranın yanı sıra, bütün limanı gören, tuğladan inşa edilmiş geniş bir yapı durmaktadır. Çatısının en güzel noktasına, her öğleden önce tam üç buçuk saat boyunca cumhuriyetin sancağı dikilir, bayrak o günün hava şartlarına göre ya rüzgârla dalgalanır ya da sakin bir şekilde direğinde asılı kalır; ancak bu binanın özellikle Sam Amca’nın hükûmetinin askerî değil, sivil amaçlı kurulan bir görev noktası olduğunu belirtmek için, bayrağın on üç yatay çizgisi, dikey olarak görülecek şekilde ters asılır. Binanın ön yüzü, yarım düzine ahşap sütunlu revakla10 süslenmiş olan bir balkona ve balkonun altında caddeye kadar inen geniş mermer merdivenlere sahipti. Girişin hemen üzerinde, yanlış hatırlamıyorsam her pençesi bir dizi iç içe geçmiş şimşekler ve dikenli oklarla süslenmiş, göğsünü bir kalkan gibi şişirmiş, kanatlarını geniş bir şekilde açmış Amerikan kartalının muazzam bir örneği asılıydı. Bu mutsuz görünümlü kuşun, karakterize ettiği geleneksel öfkenin hâkim olduğu ateşli gözleri, tehditkâr gagası ve genel anlamda sergilediği saldırgan tutumu, hiç kimseyi rahatsız etmeyen bu topluluğa zarar vermekle tehdit ediyor gibi görünmektedir; özellikle de kendi güvenliklerine çok dikkat eden tüm vatandaşlarını, sanki kanatlarının gölgesi altına aldığı binaya izinsiz girmemeleri için uyarmaktadır. Yine de, o ne kadar saldırgan görünürse görünsün birçok insan, konuştuğumuz şu anda bile sanırım bu büyük kuşun göğsünün kuş tüyü kadar yumuşak bir yastık rahatlığına sahip olduğunu hayal ettikleri için, federal devleti temsil eden bu kartalın kanatları altında kendilerine sığınacak bir yer bulmaya çalışmaktadır. Ancak bu kartal, en iyi ruh hâlinde olduğu günlerinde bile kimseye karşı büyük bir hassasiyet göstermez, onun göğsüne sığınanları ya pençesinin bir darbesiyle, ya gagasının vuruşuyla ya da dikenli oklarıyla er ya da geç -genellikle de çok geç olmadan- kapanmayan yaralar açarak bir kenara fırlatır atar.
Yukarıda anlatılan yapıya ilişkin yapmış olduğum tarifi daha fazla uzatmadan, etrafını çevreleyen çatlak kaldırım taşları üzerinde, mekânın eski günlerindeki görkemli ticari çalışmalarından uzak olduğunu bariz şekilde anlatan kalın ot tabakasıyla kaplı bu binanın aynı zamanda limanın Gümrük Dairesi olduğunu söyleyebilirim. Bununla birlikte, yılın bazı aylarında kimi zaman işlerin çok daha canlı ilerlediği sabahlar olduğu da gözlemlenmektedir. Bu tür durumlar, şimdiki dönemin yaşlı vatandaşlarına Salem’in son savaştan11 önce İngiltere’nin en görkemli limanlarından biri olduğu; rıhtımlarının harap olarak parçalanmasına izin veren girişimlerini New York ya da Boston’daki güçlü ticaret selini gereksiz yere ya da fark edilmez bir şekilde yükseltmeye sebep olan kendi tüccarları ve gemi sahipleri tarafından terk edilmediği, bu tüccarlar tarafından küçümsenmediği dönemlerini hatırlatabilirdi. Genellikle Afrika ya da Güney Amerika’dan aynı anda limana yanaşan üç ya da dört geminin olduğu sabahlarda, gelişleri ya da limandan ayrılacakları zamanlarda binanın önündeki mermer merdivenlerin üzerinde kalabalık insan gruplarının telaşlı ayak seslerini duymak mümkün olurdu. Burada, bir teneke kutunun içine koymuş olduğu gemi evraklarını koltuğunun altına sıkıştırmış, karaya henüz ayak basmış, deniz havasından teni kavrulmuş, daha yıkanmaya bile fırsat bulamamış bir kaptanı, karısından önce selamlama fırsatı bulabilirdiniz. Aynı zamanda, yolculuğunu tamamlamış bir geminin indireceği yüklerin arasından kolayca altına, paraya ya da mala dönecek eşyaların mı, yoksa kimsenin elinden almak istemeyeceği döküntülerle mi dolu olduğunu limanda dolaşan gemi sahibinin yüzündeki neşeli, kasvetli, mutlu ya da somurtkan yüz ifadesinden çıkarabilirdiniz. Aynı zamanda, bir kurt yavrusunun kanın tadını alması gibi, buradaki yoğun keyfi almış olan, bir değirmen deresinde oyuncak kayıklarını yüzdürme çağındayken, ustasının elinden tutarak gemilerinde maceralı yolculuklara yelken açmasını sağladığı delikanlı -geleceğin kırışık yüzlü, boz sakallı, tüccarların işlerinden bitap düşecek olan- kâtip de buradaydı. Sahnedeki bir başka figür de, denize açılmak için izin belgesi peşinde olan ya da yakın zamanda hastaneye kaldırılması gerektiğinden izin kâğıdı arayan solgun ve zayıf bir tayfadır. Elbette bu arada, Yankeelerin uyanık yönlerini taşıyan, ancak çürüyen ticaretimize bulundukları hiç de önemsiz sayılamayacak katkıları sayesinde varlıklarını gösteren, İngiliz şehirlerinden yakacak odun getiren paslı küçük gemilerin kaba görünümlü kaptanlarını da unutmamalıyız.