Мухтар Ауэзов – Abay Yolu 2. Cilt (страница 11)
Konuklar yerleşip oturduktan sonra Bekey ona bakarak:
–
Bunun üzerine Şükiman kiyiz evin keregelerine yaslanarak oturan kalabalığın önünde tek başına ayakta kaldı, öylesine bir iki endamlı harekette bulundu, kendini gösterdi. Onun da hırkası ve ak gömleği kendisine çok yakışıyordu. Sadece başındaki sarımsı boz tüylü yaşlı kunduz derisinden börkü uygun düşmemişti.
Abay, içindeki görkemli hayali bozar gibi gördüğü bu börkü
Erbol, yemek sırasında top sakallı esmer damat Elaman ile hiç ara vermeden sohbet etti…
Şükiman Abay hakkında söylenen bir iki hususu duymuş, gıyabından tanıyordu. Bundan bir iki yıl kadar önce,
Irak bir yerde olsa da kaya gibi katılığı, soğuk kuru ayazı sezilen Kunanbay adlı bir Mırza vardı. Onun Bolıs olan evladının bu küçücük ve uysal obada ne işi olabilirdi? Mırza olsun, Bolıs olsun! Buradaki insanların onlarla işi olmazdı. Özellikle bu evler arasında şımartılarak yaşayan, serbestçe çocukluk meraklarının peşinde koşan, şarkı söylemeye düşkün Şükiman’ın hiçbir işi olamazdı…
Şükiman, deminki Şekey’in evinde dururlarken Abay’ın geldiğini işitmişti. Fakat görmek için acele etmemişti. Az önce gelip, iki elini çaprazlamasına göğsünde kavuşturarak ve hafifçe öne eğilerek selam verdiğinde Abay’ın cevap vermeden kalışını da kaba bir tavır olarak değerlendirmişti.
Yemekten sonra büyük kara güğüm tekrar asıldı. Ateş tekrar parıldayarak, canlanarak yandı.
Naymantay öteki evden gösterişsiz bir dombıra getirdi, damat arkadaşı Elaman’a verdi.
Bekey o yiğide bakarak:
–
–
Erbol da
Şükiman utanıp yüzü kızararak gülümsese de cevap vermekten çekinmedi. Berrak ve nazik bir sesle aheste biçimde güldükten sonra:
–
Gülüş sesi ne kadar da şıngırdayıcı, ne kadar da berrak ve nazik idi. Bunun gülüş sesi Toğjan’ın sesinden de etkileyiciydi. Şarkı gibi kulaktan gitmezcesine ezgili bir gülüş idi.
Abay tereddüt etmedi:
Hissiyatla dolu gönülsüz türküde Şükiman’ın daha önce işitip öğrenmediği türden hüzünlü ve güzel sözler vardı:
Bu sözlerde bugünün alışılmış hayalleri değil, alev ve güven gibi parlak şulelerin silueti vardı. Sahibini bulmuş, sadece ona ithaf edilmiş gibi; ses titreşimi ile ezgi salınışı ümit yakasına doğru işaret edercesine alabildiğine uzuyor, boy veriyordu.
Abay ev ahalisinin severek dinlediğini görünce bu şarkısını fasıla vermeden üç defa tekraren söyleyiverdi.
Ondan sonra Şükiman’a bakarak dilekte bulundu:
–
Şükiman yine estetik bir gülüş attı ve azıcık latife katarak:
–
Bunun üzerine Şükiman Topaykök’ü söylemeye başladı. Söylerkenki haşmetli sesi şarkıyı gayriihtiyari mayalıyordu. İpek gibi yumuşakça çevrilen ayrı bir nağme bulmuştu. Bu şarkı Abay’a dünyadan bir şarkı gibi değil, belki de hayatta hiç görülmemiş bir endam, hiç işitilmemiş bir sır esintisi gibi geldi. Diğer yiğitlere tanıdık gelse de Topaykök daha önce kendisine böyle bir sesle, tam da bu şekilde cana can verircesine, insanın içini genişletircesine güzel gelmemişti. Abay tapınırcasına uyuşup kendinden geçerek dinledi.
Sadece bir an gözü Şükiman’ın yüzüne takılmıştı. Güzel genç kız artık çekinmiyordu. Bütün duygulu yüreğiyle, fidan gibi boyuyla şarkının melodisine kapılmıştı. İncecik kaşları bazen azıcık çatılıyor, bazen gerilerek yükseliyor, iç dünyasındaki duyguların efil efil esintisini sergiliyordu.
Şimdiki Şükiman nahif ezgili billur melodi eşliğinde bütün vasıflarını ortaya döküyordu. Sanat nuru ile bir başka canlanmış, bir başka güzelleşmişti. Şarkısında açık seçik ve belirgin şekilde uyumlu bir ezgi yanı sıra kesintisiz olarak ilişen ufak ve huzurlu bir tını, simli bir ses dalgası vardı.
Özellikle ilişen bu ses yiğit yüreğine başka türlü bir sıcaklık etkisi veriyordu. Gözünün önünden ne biçim güzel görüntüler geçiyordu. Ay ışığı şırıldayarak akan sığ bulak gibi yüzüne düşünce sevinerek parlar mıydı? Sesine hayran olarak gelip, nur şulesini geceye döker gibi olur muydu? İşte özellikle böylesi bir görüntüyü çokça hayal ediyordu.
Şükiman tekrar eskisi gibi dalgalandırdı, bütün ağırlığıyla nazlandırarak geldi, aheste bir şekilde duruverdi. Herkes hayranlıkla tâbi olmuş, sessiz sedasız dinliyordu.
Abay nefesini içine çekmiş, alabildiğine takatsizce gevşemişti. Sevinç ve bahtla karışık aydınlık bir yüzle sert bir biçimde
İçtenlikle alkışlayan Erbol:
–
Abay da böyle düşünüyordu. Fakat o, içindeki huzur hâlini şu anda söze dökerek ifade edebilecek gibi değildi. Gönlü nur şuleleriyle dolup taşıyor, gerdirerek dalgalandırıyor gibiydi… Bir şeyler söyleyerek konuşsa, o huzuru kendisi bozmuş ve kendisi kovmuş gibi olurdu. Tek bildiği; içinde gün doğmuş gibiydi. Apaçık mutluluk hissediyordu. Artık kavuşulması imkânsız olandan ümidi kestiren ve yok eden mutluluk dönüp kendisi gelmiş, nazlandırarak esirgemiş, onu yeniden bulmuş gibiydi.
O anda Abay’ın aklında vazgeçilmez sağlam bir karar doğdu. Bir zamanlar gençlik, çaresizlik ve güçsüzlük sebebiyle sevdiğinden ayrılmış idi. Bunun için kendisi bağışlanmayacak kadar suçlu idi. Şimdi bu baht yıldızından ayrılmayı bırak, gözünü kaçıracak da değildi… Dünya alt üst olsun. Ana baba, arkadaş ve akrabalar abes karşılasın. Bütün âlem
Gençlerin toplantısı bittiğinde Abay tekrar tekrar Şükiman’a teşekkür etti. Nefesi titreyen ve yüzü değişen yiğidin diline başka kelime gelmiyordu. Şükiman’ın gönlü bilge, sezgisi açık idi. O, kibarca süzülüp yüzü pembeleşerek gülerken Abay’a son bir kez göz attı. Şimdi o, içeriye ilk girdiğindeki yiğit değildi. İlk karşılaştığındaki gibi kibirli ve soğuk değildi. Hoş bakışlı ve yumuşak mizaçlı bir insan gibiydi. İçindekileri çekinmeden söyleyen, herkesi kendine çeken iyi bir adama benziyordu. Şükiman’ın daha önce görmediği, beklemediği iyisi gibiydi. Kız onu akrabası gibi yakın hissetti. Güleryüz gösterdi, uzun uzun bakışarak vedalaştı…
Yatma vakti geldiğinde Şükiman misafirliğe gelen damatlarını yengelerinden birinin evine yerleştirmeye gitti ve sonrasında kendi evine dönmedi.
Ertesi sabah atlanarak yola düşen Abay ve Erbol Şilikti bölgesinden çıkar çıkmaz Şükiman hakkında konuşmaya başladı. Abay:
–
–
–