18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Мухтар Ауэзов – Abay Yolu 1. Cilt (страница 19)

18

Giderken yirmi obanın önde gelen yirmi kişisine Şınğıs içindeki hangi bağa ve hangi kışlağa ulaşıp çatı çatacaklarını söyledi. Sözleri, müşavere değil, karar idi. Belirttiği; kesip, biçip verdiği; emir ile buyruk idi…

Irğızbay boyunun göçtüğü yoldan, altı gün sonra, daha başka bir sürü göç geldi. Bunlar Bökenşi ile Borsak boylarının göçleriydi. Bunlar da Kızılşokı’dan geçip Şınğıs’a girmek üzereydi. Sürülü göçler değildi. Ama göçen halkın nüfusu çok idi. Yığılıp toplanarak değil, dağınık bir hâlde ölçüsüzce yayılarak kendi başlarına geliyorlardı. Göç yanında at binen kişiler de azdı. Her göçte sadece tek tük erkekler ile göçün önünden giden yaşlı hanımlar at üstündeydi. Bunların dışındaki çoluk çocuk ile yaşlı ve genç hanımların çoğu yük taşıyan develere binmişti. Yılkı sürülerini otlağa ya da ortakçıya göndermiş, sadece kışa tahsis edilen biniti tasarrufuna almış halklara benziyorlardı.

Az da olsa taylaka30 veya öküze binmiş erkekler de vardı. Kalabalık halk içinde yalnızca iki üç obanın göçü diğerlerinden başkacaydı. Bunlar Bökenşi boyundan Süyindik ve Sügir’in göçleri ile Borsak boyundan Jeksen’in göçü idi.

Süyindik, Sügir ve Jeksen gibi yaşlı genç yaklaşık yirmi kişi biraz ileri çıkmış, bu göç kafilelerinin önünden geliyordu. Bu toplulukta nükte de, gülüşme de, sohbet de yoktu. Hepsi kürk ve kaftan giymiş olan huzursuz topluluğun görünüşü de şimdiki güzün huzursuz ve esef verici havası gibi yarı karanlık ve keyifsizceydi. Özellikle Süyindik, Sügir ve Jeksen küplere binmiş gibiydi. Halkın çoğu yalnız Süyindik’in ağzına bakmakla birlikte, o usulca:

– Gidelim bakalım! Yüz yüze görüşelim. Cevabını kendi ağzından işitelim, demişti.

– Ne olursa olsun, gidelim bakalım!

– Hangi hakikate, hangi geleneğe sığdırmış? Kendisinden işitelim, diyen Sügir ile Jeksen de onun bu fikrini desteklemişti. Bu topluluktaki çiftçi gençler de yaşlılar da boğazlarını düğümleyen bir öfke içindeydi…

Kunanbay güzlükten erken göçünce diğer halklar da alışılmışın dışında güzlükteki hasadı erkenden toplamış ve yollara düşmüştü… Kunanbay, yaz boyunca, Bökenşi ile Borsaklara güler yüz göstermemiş, kırgınlık ve küskünlük içinde karışık duygular sergilemişti.

Süyindik bundan kuşkulanarak, o gün, Böjey ile müşavere yapsa da aklındaki sorulara cevap bulamadan dönmüştü.

O yüzden yaylaya daha geç gelmiş olsa da erkenden ayrılan Irğızbay obalarının nerede gecelediğini ve nereye konmak için hareket ettiğini soruşturarak takip ediyordu.

Irğızbayların aynı atadan akrabaları olan Topay, Torğay, Kötibak boyları da Bökenşilerin arkasına eklenmiş olarak göçmekteydi.

Göçler Şınğıs dağının eteklerine girerken vadiden aşağı doğru iniyor, her biri kendilerinin her yıl kış aylarında kışladığı bölgelere yöneliyordu. Bökenşi ve Borsak boylarının Şınğıs içinde kışladığı alanlar o kadar da geniş değildi. Bu alanların ortası Jeksen kışlağı olan Karaşokı idi. Baharda Kodar’ı asarak öldürdükleri yer…

Kimigöçlerivadivadibölerekkendiyollarındangöndermiş olsalar da Süyindik ve Jeksen’in önderlik ettiği erkekler topluluğu birbirinden ayrılmamıştı. Pek çok kalabalık göçü arkalarına takmış vaziyette dosdoğru Karaşokı’nın ormanlı nehrine girmişler ve onu takip ederek aşağı doğru gidiyorlardı. Bir müddet sonra dağ eteğini aşıp Karaşokı bağrındaki yeşil düzlüğe çıktılar. Kodar’ın atıldığı büyük uçurum da görünmüştü… Onun eteğindeki geniş çayırlık bütünüyle oraklanmış, yığın yığın dürülüp toplanmıştı. Bir sürü sığır ve deve Jeksen avlusuna yayılmış, çok otağlı ak oba uçurumdan biraz yukarıya kurulmuştu. Evlerin tütünü yükseliyor, koyunu kuzusu meleşip kaynaşıyordu. Buralar artık Jeksen kışlağı değil gibiydi ve buraya kurulan bu obanın mekânı olmuşa benziyordu.

Uçurumdan beri tarafta, Süyindiklerin tam önünde, kalabalık bir yılkı sürüsü dağılmış vaziyette yayılıyordu. Hem de iki yamaçlı vadinin iki yakasındaki omuzlarında bulunan tümseklere kadar saçılırcasına dağılmışlardı. İçinde al donu ile kulası çok olan bu sürü Kunanbay sürüsüydü…

– “Allah çarptı” desene! Göz bebeğim, Süyindik, efendim! Şimdi ne edeyim, diyen Jeksen’in gözleri yaşardı.

– “Yaylanı düşman aldı, kışlağını ateş sardı” denen rezillik bu olmalı, diyen Süyindik kuru kuruya iç çekmekten başka hiçbir şey söyleyemedi. Bu topluluktaki gençler ve yaşlılar, kimi abes konuşmaları işitmiş olsalar bile tam da bu şekilde bir manzarayla karşılaşacaklarını hiç düşünmemişlerdi. Bunlar içinde ziyadesiyle ciğeri yanan kişi Jetpis idi:

– Yalnızca Jeksen’in değil, bütün Bökenşilerin, bütün Borsakların arazisini basıp almış yahu. Katlanmaktansa bu zulme, ölmek daha iyi be, deyince Bökenşi ve Borsaklardan birçok yiğit atlarını ökçeledi, ileri atılıverdi. Hepsi de gözlerini Süyindik ve Sügir’e dikerek:

– Toprak acısı, can acısı!

– Bundan ötesi, esen kalanlarımızın sadakası!

– Bökenşi ve Borsak kumadan mı?

– Ne zamana kadar katlanacağız?

– Korka korka bulduğunuz bu ya!

– Çekingen kılıp öldürdünüz ha, diye hiddetlerini dile getirdiler.

Süyindik bu sözleri başına çarpan bir kamçı gibi hissetti, çok huysuzlandı. Serbest bıraksa, bu topluluk sükûnetle şurada yayılan yılkı sürüsüne de saldırmaktan geri durmazdı. Az önce söylenen sözlere bakılsa sanki aynı atadan töreyen insanlar değilmiş gibiydiler. Bu tavırlar ona tümüyle çapulcu tavrı gibi görünüyordu. “Sıradan kalabalık” diye düşündü. Bunlar bir eylem yapıp dağılacaktı. Fakat bunun sorumluluğu kime kalacaktı?

Yarın adı “her şeyi başlatan, yılkı sürüsüne saldırtan, oba basan Süyindik” diye çıkacaktı… Süyindik bunları düşününce ürktü, dehşete kapıldı. Hem malıyla hem canıyla hesap verecek olan Sügir, Jeksen ve kendisi olacaktı. O, bu duruma aşırı şekilde sinirlenerek atının dizginlerine asılıp şaha kaldırdı:

– Hey yiğitler! Durun durduğunuz yerde, diye bağırdı. Bütün herkes irkildi, ona baktı. “Böyle konuşacaksanız, belanızı başka yerde arayın! Beni aranızda saymayın. Hadi, işte, varın! Kunanbay sizin dik görünen yirmi topuzunuzdan korkar mı sandınız? Korksa böyle yapar mıydı? Siz yirmi olsanız o yüz, siz yüz olsanız o bin olur” dedi. “Görün işte” derken çenesini obaya doğru uzattı.

Oradakiler, Süyindik’in neyi kastettiğini onun gösterdiği tarafa bakınca anladı. Oba ile uçurum tarafından ve iki yakadaki tepeliklerden önlerinde yayılan kalabalık yılkı sürüsüne doğru tek tek bastırarak gelmekte olan pek çok atlı vardı. Birileri yan tutmuş, birileri eyer takımına kıstırmış, birileri de bileklerine ilmiş vaziyette hemen hemen yüze yakın topuzcu topuzlarını sallandırarak geliyordu. Hepsi de kısa süre içinde sürünün içine girmiş, bir araya toplanmış ve sessizce avına yaklaşan kaplan gibi süzülerek akarcasına Süyindiklere doğru yaklaşıyordu.

Süyindik’in konuşmasından sonra toparlanan Bökenşi ve Borsaklar ses çıkarmadı. Hepsi de atlarını ağır ağır bastırarak kendilerine doğru gelmekte olan deminki topluluğa doğru yürüttü.

Şimdi kalabalığı yatıştırmak için konuşan Sügir idi. Bökenşiler arasında genç ala yılkısı en çok olan, en büyük zengin oydu. Aheste bir şekilde yalvararak başladı konuşmasına:

– Akrabalar var, halk var! Zararı misliyle dokunur bize de arkadaşlar! Söyleriz! Halkın gündemine sokarız işte. Yeter ki kendinizden geçercesine belaya bulaşmayın Siz de, dedi. Onunla aynı düşüncede olan Süyindik yiğitlerini tehdit edercesine:

– Bela çıkaran olursa, o belanın azabını kendi başına çeker ha! Ne zaman söylemiştin, bizi uyarmadın ki demeyin, dedi ve konuşmaları özetleyerek sonlandırdı…

Yılkı sürüsü içinden bunlara doğru hareket eden kalabalık grubun tam ortasında Kunanbay vardı. Onun bindiği uzun doru at, başını aşağı yukarı sallaya sallaya, kekilini yelleyip savura savura, aheste adımlarla geliyordu. Kunanbay, bütün bu kalabalıkla birlikte Süyindiklerin yanına kadar gelmedi. Yılkı sürüsünden beriye doğru biraz çıktıktan sonra arkasındaki atlıları geri çevirip gönderdi.

Yanında o topluluğun ileri gelenlerinden sadece on kişi kaldı. Kunanbay Süyindiklerle görüşmeye bu seçkin toplulukla birlikte geldi. Görünüşü soğuk, yüzü asık idi… Kuvvetliliğin göstergesi olan bu yüzü asıklık “ne eder, ne yaparsın” diyen bir meydan okuma çehresiydi… Yamacın otlarını titreştiriyor, tüyleri diken diken ediyordu. Bölgeyi vermeyecekleri anlaşılıyordu. Boyun önde gelenlerinin ve özellikle Kunanbay’ın dış görünüşü böyleydi. Süyindikler her zaman bunun bir korkutarak gözdağı verme olduğunu bilseler bile bu görünüşten ürkerlerdi…

Önce Bökenşiler selam verdi. Kunanbay yalnızca dudaklarını kıpırdattı, selamı sessizce aldı. Bir müddet ses çıkartmadan bekleyen Süyindik:

– Mırza31, bu atlılar da ne, diye sordu. Tobıktı soyunun bütün yöneticileri Kunanbay’a “Mırza” diye hitap ederlerdi. Kunanbay:

– Öylesine! Şu yılkılara “otlağa çıkarmadan önce damga bastırayım” demiştim. Bunun için toplandılar, dedi.

Konuşma bundan öteye ilerlemedi. Jeksen dönmüş arkasına bakıyordu. Arkadan gelen göçün en önündekiler yamacın başındaki tepeliği aşmış ve onlara doğru yaklaşıyordu. Kunanbay’a:

– Evet, Mırza! Şu gelmekte olan bizim göçümüz ya! Kışlağımıza geliyorduk dura kalka. Burada ise hâl bir başka! Bu nasıl oldu, diye sordu. Kunanbay:

– E-e-e! Sana “göçünü al da gel” diyen kim? Çalım satarak izin almadan göçmesen, konuşup haberleşerek yola çıksan olmaz mıydı? Göçün döner, gideceği yere gider, dedi. Jeksen, halkı öne sürmek istedi: