Мухтар Ауэзов – Abay Yolu 1. Cilt (страница 14)
–
Uljan az önce Abay uyurken annesine bir şeyler söylemişti.
İkisi de:
–
Abay gündüz vakti olan olayları annelerinin öğrendiğini anladı:
–
–
Ninesi anladı, göğüs geçirdikten sonra Abay’ın yüzüne doğru döndü, uzanarak uzun uzun alnından kokladı:
–
İki ana arasında canı acıyan bir evlat… Üçünün vakitsizce dile getirdiği gizli dileği, büyük içtenlikle üzerine titreyerek dua ettiği dileği, bu idi.
Abay da bu dileğe bütün içtenliğiyle katıldı,
Hayatını ve çocukluğunu yeniden bulmuşa benziyordu. İçine büyük bir nur ve iyi duygular girmiş gibiydi. Fakat içi böyle olsa da, bedeni hastaydı. Gönlü canlanmak istiyordu, ama vücudundaki ateş ve başındaki sancı yeniden artmıştı. Artık üçü de sessiz, çıt çıkarmadan duruyordu. Dışarıdaki koyun kuzunun gürültüsü de uzaklaştıkça sönmeye başlamıştı. Evin içi gibi dışarısı da bugün alışılagelmişin dışında çok sessizdi.
O anda Abay ve annesinin kulağına farklı, yabancı, soğuk bir ses geldi. Dışarıdaki birisi:
–
Uljan’ın gönlüne düşen korku ile aklına gelen ilk düşünce;
Ürkmüş olduğundan anlayamıyordu. Burnundan solutularak koşturulan at sesi de yoktu. Bu, yakın yerdeki bir yayanın sesi idi. Abay annesinden önce anladı. Sesini özellikle kalınlaştırıp büyükleştirerek bağırmakla birlikte bu bir çocuk sesiydi. Hatta tam da haşarı Ospan’ın sesiydi.
O, kırdaki oyundan dönerken
–
Uljan, Abay’ın hastalığına üzüldüğü yetmez gibi kendisini deminki haylazlığıyla çok kötü korkutan Ospan’ın bu yaptığına çok öfkelendi. Gün boyu batakta gezen, ayağı bacağı hem kirlenen hem de nasırlaşmış olan Ospan eve girince:
–
Annesi onu aniden sol kolundan yakaladı:
–
Ospan, babası vurunca ağlamasa da annesi vurunca hepten sulu göz oluyordu. Babası ağlamasına aldırmıyordu. Ama bu kendini koruma ağlayışı annesine karşı bazen etkili oluyordu. Şimdi de bağırmaya başlamıştı. Bütün gücüyle çığırıyor, gürültü çıkarıyordu.
Annesinin elinden kurtulunca zıplayarak sol taraftaki yüksek tahta karyolanın üstüne atladı ve yüzüstü yatarak ağladı. Fakat bu defa ne kadar ağlasa da annesinin onu avutacak hâli yoktu. Bunu biliyordu. O yüzden, gözünde yaş olmasa da arada sırada yalancıktan bağırıp duruyordu. Kendisi de ağlamaktan usanmaya başlamıştı. Nihayet bir kez daha dalgacı ve haşarı mizacına bürünüp ağlarmış gibi yatarak seyrek de olsa kısaca:
–
Ospan annesinin büyük ve şişman vücudunun yerinden kımıldamaya başladığını fark etti. Ayağa kalmak üzereydi. Yine bir tehlike olacağını anladı ve annesi kalkıncaya kadar zıplayıp döşekten indi:
–
–
Abay bu şekilde bir hayli uzun süre hasta kalmıştı. İlk günlerde biri
Sadece hastalandığı ilk günün ertesinde ninesi buyruk verince yaşlı bir kadın günbatımında Abay’ı dışarı çıkarmış, yeni kesilmiş koyun akciğeriyle çıplak vücuduna vurmuş, yüzüne su sıçratarak okuyup üflemiş, “
Abay, kendine geldiği bu akşamüstünde eklemleri çözüle çözüle ve başı dönerek zorla çıkmıştı evin önüne. Gözleri bulandığından mı, nedir? Şimdiki dünyanın kızılı, eskiden görmediği şekilde bir başka görünüyordu gözlerine. Hayal mi, düş mü? Her nasılsa, bir başka âlemin farklı bir sureti gibiydi çevre.
Oba, iki gün geçtikten sonra Kölkaynar’dan Şınğıs’a doğru göçtü…
Bir süreden beri boyların büyükleri ve sürü sahipleri
Kunanbay obası göçmeye başlayınca çevredeki başka pek çok oba da hemen peşinden göçmeye başladı. Aşağılardaki Jidebay, Musakul, Şüyginsu gibi bol gür otlu kışlık yerleşkelerde oturanlar da akarcasına göçüyordu. Her halk kendi yakınındaki Akbaytal, Köldenen, Jigitek, Şatkalan, Bökenşi gibi geçitlere yöneldi. Şınğıs dağının kimi geçitlerinin adı o çevreyi sahiplenen boy adıyla anılırdı.
Bökenşi geçidine Kodar kışlağı ile Jeksen kışlağı arasındaki geniş alanlardan çıkılarak varılırdı…
Abay sağlıklı olsa göç sürecini sevinçle geçirir, gülüp oynardı. İlkbaharda Şınğıs’ı aşıp yaylaya göçmek büyüklere ve özellikle sürü sahipleri ile fakir fukaraya ne kadar ağır ve uzun süren bir meşakkat gibi görünse de çocuklar için güzel havada gezinti yapmak gibiydi.
Abay da, önceki yıllarda bu Kölkaynar’dan o kadar uzak yamaçta akan Baykoşkar nehrine ulaşıncaya kadar yapılan ona yakın seferi, insan ve mal kaynarcasına kalabalık bir pazarın ilgi çekiciliği bitmeden göçmesi gibi görürdü.
Bu yıl da göç öyleydi. Yol üzerindeki bilinen konaklama yerleri Taldıbulak, Barlıbay ve Kızılkaynar idi. Kimi konaklama yerlerine sabah erkenden gelip konuyorlar, akşamüstü yeniden yollara düşüyorlardı. Bunu apar topar göç olarak adlandırıyorlardı. Kimi konaklama yerlerinde ise ya bir ya iki gün konaklar konaklamaz gidiyorlardı. Bu durumda büyük evler kurulmuyor, “urankay23 (çadır)”, “abılayşa24 (tahta direkli)”, “jappa25 (çardak)”, “iytarka26 (çatma)” denilen nice türlü küçük, dar ve alçak çadırlar dikiliyordu. Herkes kendisinin sevdiği türden evciğini kuruyordu. Uçsuz bucaksız bölgedeki bütün obalar bu yaylaya göç seferinde çocuklarla birlikte