Ömer Seyfettin – Efruz Bey (страница 8)
Zavallıların asıl kendi isminden haberleri yoktu. Bu umumi cehalete acıdı. Az kalsın gözleri yaşaracaktı, eliyle sükût işareti etti.
Bütün bandolar, bağıranlar sustular.
“Ne istiyorsunuz vatandaşlar?”
Halk bir ağızdan cevap verdi:
“Seni, seni…”
“Ben kimim?”
“Jön Türk’sün, Jön Türk’sün…”
“İsmim ne?”
“Bilmiyoruz. İsmin ne? İsmin ne?”
“Efruz…”
“…”
“Efruz…”
Halk bu ismi işitince hakikaten çıldırdı. Sanki hepsi sarhoştu. El şakırtıları, “Yaşasın!” sedaları arasında tekrarladıkları bu isim pek hoşlarına gidiyordu.
Efruz Bey her sabahki tıraş âdetini bile yapamadı. Yalnız lavabonun önündeki aynaya yaklaştı. Siyah bir pomatla çabuk çabuk bıyıklarını kıvırdı. Merdivenleri dörder dörder atlayarak aşağı indi. Kapıyı açtı. Dışarı çıktı. Dışarı çıkar çıkmaz halk onu yakaladı. Omuzlarına aldı.
Hareket başladı.
Harbiye Mektebi, Taksim Bahçesi’yle Cadde-i Kebir… Her taraf hürriyet bayraklarıyla donatılmıştı. Sokak başlarında yeni yeni bandolar cemiyete katılıyor, halk dün bozduğu güfteyi bugün bir kat daha bozuyor, haykırıyordu:
… İlk defa Babıali’de bağırarak ilan ettiği bu hürriyeti idare etmek için bir merkez lazımdı. Efruz Bey alkışla bağrıştan başka bir şey düşünmeyen halkın elleri üstünde bunu düşündü. Köprü’yü geçerken daha böyle bir merkez kararlaştıramamıştı. Yeni Postane binası aklına geldi. Bu müşküldü. Hem birkaç gün posta muamelesi durabilirdi. Hükûmetin haricinde bir yer aklına gelmiyordu. Düyun-ı Umumiye Dairesi… pek güzeldi. Ama altından çapanoğlu çıkma ihtimali vardı. Büyük bir yer… Demir kapısıyla, kemerli pencereleriyle gözünün önüne “Sahavet Hanı” geldi. Emretti. Bütün halk hanın yolunu tuttu. Hanın içinde ne kadar tüccar varsa sokağa atıldı.
Efruz Bey kendisine muavin seçmekte güçlüğe uğradı. Herkes hürriyetperverdi. Aralarından bazılarını seçip ayırmak müsavata muhalif bir hareketti. Sahavet Hanı’na bir saat içinde yerleşildi. Efruz Bey tellallarına hatipleri çağırttı, binden ziyade hatibin hizmetine hazır olduğunu anladı. Bunları yüzer yüzer hana topladı. İstanbul’un dört bir tarafına saldırdı. İlk teşebbüs ettiği icraat zabıta ile polis teşkilatını lağvetmek, hapishaneleri boşaltmak oldu. Fikrince polis, hürriyetin en birinci mâniasıydı. İlmin tanıdığı ahlakta kanun, hürriyetti. Bir insan ne kadar hür olursa o kadar düşünür, ne kadar düşünürse o kadar ahlaklı olurdu. Hükûmeti de kaldırmayı kurdu. Ama bu birdenbire yapılamazdı. Sabır lazımdı.
… Efruz Bey merkez ittihaz ettiği handa İstanbul’un dört bir tarafına taze taze hatipler gönderir, terfi edeceklere tavsiyenameler yazar, hürriyetperverlere vesikalar verirken ismi, şöhreti, dünkü ifşaatı yayılıyor, mübalağalanıyordu. Öğleden bir saat sonra çıkan ilaveler bir gün evvelki nümayişler esnasında alınan resimlerini basıyor, “Sulukule-Yıldız” tünelinin haritası onar kuruşa her sokakta satılıyordu. Bu tünelin Jön Türklerden alınması için Beyoğlu’nda levantenlerden mürekkep büyük bir anonim şirket teşekkül etti. Yenimahalle’de, Zincirlikuyu’da, Yenibahçe’de, Sulukule’de, Edirnekapısı’nda arazi fiyatı birdenbire fırladı. Hele Sulukule’de Jön Türk tünelinin varlığı duyulduktan sonra arşını on paraya olan arsaların metre murabbası iki yüz liraya çıktı. Fakat Çingeneler bu tebeddüle ehemmiyet vermediler.
Конец ознакомительного фрагмента.
Текст предоставлен ООО «Литрес».
Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.
Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.