18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Мемдух Шевкет Эсендал – Bizim Nesibe (страница 7)

18

“Canım.” dedi. “Öyle de maskara hürriyet olur mu?”

Orada oturanların yüzlerine baktı. Hemen hepsi de kiracılardan olan bu misafirler, Atiye Hanım’a nasıl yardım edebileceklerini kestiremediler. Biraz susulduktan sonra misafirlerden, uzun boylu, kuru gövdeli, kalın sesli, kara bağa21 gözlüklü bir adam:

“Yok, esasta beyefendinin, buyurdukları doğrudur.” dedi. “Yalnız bir zümre için hürriyet istemek kimsenin hatırından geçmez.”

Hanımefendi sıkıldı:

“Eee?” dedi. “Ne olacak, biz şimdi hakkımızı istemeyecek miyiz? Demin böyle konuşmuyorduk ama…”

Kendisinin yargıçlarımızdan, adının da Asaf Bey olduğunu sonradan öğrendiğim o adam, hem hanımefendiyi üzüntüden kurtarmak hem de sözü derleyip toplamak için:

“Yok, hanımefendi.” dedi. “Sözümüz gene söz. Yalnız demin bir kiracı lakırtısı etmedik. Onu siz, şimdi beyefendi geldikten sonra söylediniz…”

“E, söyledimse ne olmuş, ben kiracıların eşyalarını kapının önünde görmedikten sonra hürriyetten bana ne! Bak ben küçük evi kırk liraya veriyorum. Bugün boşaltsın, iki yüz lira hazır. Bin lira da hava parası. Bir yıllık da peşin! Bize de yazıktır.”

Ben söze karıştım.

“Valla hanımefendi…” dedim. “Ben o kadar iyisini bilmem ama bu istediğiniz hürriyet bu işlere yaramaz sanırım.”

Asaf Bey hürriyeti, biraz da benim anlayabileceğim gibi açıklamak, belki de hanımefendinin işine nasıl yarayacağını anlatmak için:

“Efendim.” dedi. “Hürriyet; hep bildiğimiz gibi, demokrasinin geniş ölçüde gelişmesi, bugünkü yolsuzlukların da bir kanuna bağlanması demek olduğuna göre, demokrasi olunca herkesin hakkını hukukunu tanıması da tabiidir. Hanımefendi de bunu buyuruyorlar sanırım.”

Ben anladıklarımı, Asaf Bey’den bir kere daha sormak isterdim ama Hanımefendi tezce davrandı:

“Ben sizin söylediklerinizi anlamadım ama…” dedi. “O kiracılar o evde oturdukça hürriyet ağzı ile kuş tutsa bence beş para etmez.”

Bu sözler orada oturanlardan emekli Deniz Subayı Hasan Bey’i sinirlendirmiş olsa gerektir ki sesi, elleri titreyerek:

“Biz hürriyeti istiyorsak milleti kurtarmak için istiyoruz. Kendimiz için değil. Herkes istediğini mebus seçecek. Öyle, filan yerden buyrulmuş, partiden istenilmiş yok. Kimseden sormayacaksın. Gözün kesiyorsa adını yazar sandığa atarsın! İşte bu! Millet hakkını istiyor. O günler geçti. Bizim kimseden korkumuz yoktur. İsterlerse assınlar!” dedi.

Çok ateşli söylenmiş olan bu sözleri Atiye Hanım beğenmedi. Gene “Kiracıları çıkarsınlar.” diyecekti. Hasan Bey onun sözünü karşıladı:

“Yok hanımefendi.” dedi. “Affedersiniz ama ben sizin buyurduklarınızda şahsi menfaat görüyorum. Benim evim, ötekinin dükkânı, şimdiden başlarsak… Evi olmayanlar sokakta mı kalsınlar?”

Hanımefendi:

“Onlar sokakta kalmasınlar, biz mi kalalım?” diye sordu. “Siz, bak kaç yıldır dul kadının evinde oturuyorsunuz. O da Allah’ın kulu. Bir yerden on para bir geliri var mı? Bir damlacık, hasta kızını işe yolluyor da onun aldığı beş-on para ile yarı aç, yarı tok geçiniyorlar. Hiç onları düşünüyor musunuz?”

Hasan Bey biraz bozuldu. Tanıdık, tanımadık adamların yanında bu sözlerin söylendiğini istemezdi.

“Onlarda yok da bizde var mı?” dedi. “Bugün bayramdır, şu benim kılığıma bir baksanıza! Küçük kızın ayağına bir ayakkabı alamadım.”

Atiye Hanım gülümsedi.

“İlahi Hasan Bey!” dedi. “Ablaları alıvereydiler. Naylon çantaları çifter çifter. Artık size de mi acıyalım!..”

Hasan Bey:

“Ama ev sahibinin kızının giydiklerini söylemiyorsunuz.” dedi.

Hanımefendi kaşlarını çatıp:

“A, hangi giydikleri ayol?” dedi. “Anasının eskilerini bozup dikiniyor, o mu? Şurada Zekiye düzeltip dikmeseydi…”

Hasan Bey:

“Benim gözüm yok.” dedi. “Siz söylediniz de ben de söyledim.”

Atiye Hanım:

“Yalan mı söyledim?” dedi. “Ablaları isteseler kıza bir ayakkabı alamazlar mı? Gelsinler ben kendilerine söyleyeyim. Hem siz erkeksiniz, kendinizi o dul kadınla bir mi tutuyorsunuz?”

Hasan Bey:

“Erkek olduk da ne oldu hanımefendi?” dedi. “Ben tekaüt olurken ‘Daha yaşlı değilim, eh, elbette bize de bir iş bulunur.’ diyordum. Bizim gibi emeklileri işe koyuyorlardı. Mebus bile yaptılar. Tanıdıklara başvurdum. Partiye kadar da yazdım. Hiçbir şey çıkmadı. Yapsalardı elbet bu da böyle olmazdı. Kabahat benim mi?”

Asaf Bey söze karıştı:

“Eh bu da böyle gitmez ya.” dedi. “Bir gün olur hak yerini bulur.

Hasan Bey:

“Bizim de beklediğimiz o ya.” dedi. “Çoluk çocuğu avutup duruyoruz. Oradan da boş çıkarsak bilmem artık!”

Asaf Bey:

“Çıkmazsın, çıkmazsın.” diye Hasan Bey’e güvenlik verdi.

Dövüşmeye hazırlanmış aslanlar gibi kükreyerek söze başlayan Hasan Bey’in dervişler gibi boynunu büküp sözünü bitirmesi bana hoş göründü.

Odada oturan beylerin, bu politika alanında söyleyecek çok sözleri, dökecek çok dertleri olduğunu şimdi anlıyorum. Hasan Bey’den sonra, karşı koltukta oturan Musa Bey adında biri söze karıştı:

“Çıkmaz demeyin Asaf Bey.” dedi. “Çıktı bile. Biz bu işe nasıl başladık? ‘Millet hakkını istiyor.’ demedik mi? Alabildik mi? Korktular. Bir postta iki aslan olmaz. Ya onlar ya biz. Bu iş böyle tutulur. Hiçbir şey yapacakları yok. Boş yere kendimizi avutmayalım!”

Asaf Bey sinirlendi.

“Ne yapacaklardı?” dedi. “İhtilal mi çıkaracaklardı?”

“Çıkaracaklardı ya! Yalvarmakla kimse yerinden kalkmaz. Kolundan tutar atarsın, kafasını da ezersin bir daha canlanamaz.”

Asaf Bey:

“Yok.” dedi. “Musa Bey, o devirler geçti. Biz kanunun hâkim olduğu bir devirde yaşıyoruz. Sizin buyurduğunuz totaliter bir zihniyet ifadesidir.”

Musa Bey gücendi:

“Teşekkür ederim.” dedi. “Şimdi de totaliter olduk. Koca mitingin ortasında: ‘Yaşasın demokrasi, kahrolsun kara kuvvet!’ diye bağıran kimdi? İktidarla anlaşınca ağızlar döndü, değil mi? Biz de totaliter olduk. Zarar yok. Günü gelince görüşürüz. Biz millet yolundan dönmedik.”

Asaf Bey onun sözünü kesip:

“Bay Musa.” dedi. “Siz benim sözümü yanlış anladınız, boş yere sinirlendiniz. Ben size totaliter demedim. Sizin sözlerinize karşı söyledim.”

Musa Bey, biraz yumuşar gibi oldu:

“Asaf Bey, biz oyuna geldik.” dedi. “Bak, kime istersen sor; siz burada yoktunuz, bu hat boyundaki ocakların hepsini ben açtım. Millete söz verdik. ‘Yapacağız, edeceğiz.’ dedik. Ne oldu? Bizimkileri mum gibi erittiler. Şimdi bir daha o fırsatı bul da halkı ayaklandır. Ama baştan ben bu işi biliyordum. Hasan Bey’e de söyledim. İşte yüzü. İstasyonda konuşmadık mı? ‘Bunların hepsi ittihatçı düşkünleridir, bizi oyuna getirirler.’ demedim mi? Ben malımı bilirim. Dediğim gibi de oldu. Bu habis ruh bu memleketten kalkmadıkça bu millete rahat yoktur.”

Atiye Hanım bu sözü beğendi.

“Bu doğru.” dedi. “İttihatçılar çıktılar, nur içinde yatsın, paşa babam söyledi. ‘Bunlar…’ dedi. ‘Bu milleti batırırlar görürsünüz.’ Bugün gibi kulağımdadır. Dediği de çıktı. Bu hürriyet sözünü de ilkin onlar çıkardılar. Arkasından başımıza gelmedik kötülük kalmadı. Şimdi de gene hürriyet demeye başladık. Başımız sıkılınca hepimiz söylüyoruz. Hemen Allah saklasın! Biz kiracıları evden çıkaralım derken onlar bizi atmasınlar diye korkuyorum doğrusu.

Musa Bey:

“Atarlar.” dedi. “Hiç bunlara inan olmaz. Bu milletin aklı varsa ilkin bu döküntüleri temizlemeli.”

Bekledim, Asaf Bey: “Kim ittihat düşkünü?” desin yahut başka bir yerden söz açılsın yahut da şimdiye kadar söze karışmayanlardan biri yepyeni bir konu ortaya atsın. Olmadı. Hiç kimse sesini çıkarmadı. Bu adamlardan hoşlandım. Dedikodu da tatlı. Ben ortaya yeni bir laf atıp ortalığı konuşturabilir, faydalı şeyler de öğrenebilirdim ama bizim kız sıkıldı. Gidecek yerlerimiz de var. İzin istedik.

Biz ayağa kalkınca Asaf Bey de ayaklandı. Atiye Hanımefendi’nin elini öpüp çıktık. Asaf Bey de bizimle birlikte istasyon yolunu tuttu.

Birkaç adım yürüdükten sonra ben Asaf Bey’den sordum:

“Kuzum beyefendi.” dedim. “Bu Musa Bey dediğiniz bey kimdir?”

“Efendim.” dedi. “Bu, İbriktar Emin Bey’in kaynıdır. Daha doğrusu kaynı idi. İttihatçılar bunu Sinop’a sürdüler. Bir değeri yoktu ama sürüldü. Oradan geldikten sonra bir aralık Mısır’a gitti. Orada da bir ablası varmış. Sonra döndü, Emin Bey rahmetlinin hanımı ile oturdu. O öldükten sonra, bir aralık dalyan tuttu. Belli başlı bir işi yoktur. Atiye Hanimefendi’den para mı alır nedir, gelir gider.”

“Oldukça ateşli bir politikacı.” dedim.

“Ha evet.” dedi. “Efendim bu, partiye girmişti. Çalıştığı da doğrudur. Geçende ne olmuş, bunu partiden çıkarmışlar. Ateş püskürüyordu. Şimdi başka partiye girecekmiş. Belki de girmiştir.”