18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Mehmet Rauf – Eylül (страница 14)

18

Şimdiye kadar böyle kendine ismetiyle, sükûn ve yumuşaklığıyla, iyiliğiyle tesir eden gözler görmediğini düşünerek “Ya nerede göreceğim?” diyordu. Hep tanıdığı kadınları düşündükçe, ya sefaletin sevk ettiği namusları pahasına servet ve tantana içindeki kızları yahut salon hayatının muhtelif sebeplerle solmuş evli kadınlarını görüyor, “Pislik içinde ismet aramak… Bulunmayacağı tabii olan yerde inci avlamak…” diye gülüyordu. Böyle yüce meyillerle, kocasına rabıtasıyla temiz ve münevver kalmış kadınların ne kadar nadir olursa olsun niçin bulunmayacağını kendi kendine soruyordu.

Sonra şüphe tekrar tırnaklarını çıkarıyordu: Namus ve ismet hakkında tahrip eden birçok nazariyeleri vardı ki bir kısmı düşünmelerinden, bir kısmı gördüklerinden doğma şeylerdi. Bunları tatbik etmek istiyordu ve böyle saffet ve melekliğin mümkün olmasını, bunun kendine tesadüfünü kabul etmediği hâlde de bu saffet ve sükûn içinde ruhundaki meçhul ihtiyaçla ne yapacağını düşünüyordu.

Birdenbire Suat yine döndü:

“Canım, siz hâlâ susuyorsunuz!” dedi.

Bu, sandalın iskelenin yanında göründüğü zamandı. Süreyya ilerlemiş, sandalcıya işaret etmişti. Arkadan Necip’le Suat rastgele konuşarak gelirken Süreyya’nın sandala atlayıp yelkenlerle, iplerle meşgul oluşuna bakıyorlar, gülüyorlardı.

Suat, Süreyya’ya seslenerek:

“Nafile bey, nafile.” diyordu. “Herkes cezasını çekmeli… Küreklere sarılmaktan başka çare yok…”

Necip, sandala girmesi için Suat’a yardım ederek:

“Hava bu kadar durgun olunca onu galiba hepimiz yapacağız.” dedi…

Palamarları çözdüler, sandalcı kanca ile rıhtıma dayandı. Yelken dalgalandı, sandal denize açıldı ve ilk hız geçtikten sonra durdu.

Süreyya gülerek:

“Çala kürek bakalım… Suat, sen de dümene geç.” diye kürek çekmeye teşebbüs etti.

Suat başını sallayarak ve dümeni kullanmak için şemsiyesini iyi bir yere koymaya çalışarak:

“Şemsiyemi koymak için yer bulmak kabil değil ki.” dedi.

Kürekler o kadar büyüktü ki kolay idare edilmiyordu. Süreyya bunlarla uğraşırken:

“Kürek çekmiyorsun ya şükret!” diyordu. Sandal ağır ağır ilerledi.

Suat birdenbire:

“Oh, bakınız.” dedi. Güneş, Büyükdere koyunun üstünde hafif dumanlar arasında bir kırmızı billur gibi mehib kararıyordu. Etraflarını serin bir deniz havasının keskin kokusu sarmıştı. Deniz, uzakta bir pervane sesiyle homurdanıyor, arkalarında Tarabya’ya doğru bir gümüş parlaklığı ile yumuşak dalgacıklarla akıyordu.

Tekrar kürek başladı, Süreyya ara sıra Suat’a dümeni anlatıyordu. Suat:

“Böyle mi?” diye söz dinliyordu. Serviburnu’na kadar böyle yükseldiler.

Necip:

“Tamam on sekiz dakika!” dedi. Biraz daha gayret ettiler.

Suat:

“Siz gurubu görmüyorsunuz ki.” dedi. Şimdi Büyükdere koyu ateşli bir cila ile kadifelenmişti. Güneş, Bentler’in vadisi üstüne iyice inmiş, köşe bucağı dumanla, karanlıklarla dolu olan yeşilliklerin üstünde dumanlarla boğuşarak, kanlı bulutlara bürünmüş batıyordu.

Necip:

“Nur içinde yüzüyoruz.” dedi.

Suat ilave etti:

“Duruyoruz demek icap eder.”

Tekrar küreğe asıldılar. Dalgalardaki renkler gittikçe morararak sönüyor, deniz bir cam duruluğu ile uzanıyordu.

Arkalarından tufandan gelme bir ses inledi, hep birden uyandılar. Korkunç bir geminin, bir canavar, yeryüzü kıtası saldırımı ile üzerlerine doğru geldiğini, pervanenin kestiği suların mehib bir şelale homurtusu ile inlediğini gördüler. Suat sararmış, dümeni şaşırmıştı.

“Aman vallahi battık!” diyordu. Süreyya’nın verdiği kumandayı yanlış yapıyordu. Süreyya sıçradı, dümeni bastı, küreklere sıkı asıldılar ve gemi ancak on metre açıklarından, suyun içinden yeraltı gürültüleri çıkıyor gibi, korkunç canavar geçti.

Süreyya, Suat’a gemiyi göstererek:

“İşte erkekler olmasa kadınlar ne olurdu bak.” dedi.

Suat başını sallayarak:

“Zarar yok fakat yalnız kalsam bu tekne ile ben buraya çıkamazdım ki.” diyordu.

Necip:

“İşin doğrusu yine benim söylediğimdir. Ne biri, ne diğeri.” dedi.

Yenimahalle daha uzun sürdü.

Eve girdikleri zaman yorgunluğun, beklemenin sevkiyle o rahat hepsine tasavvuru imkânsız bir saadet gibi oldu. Yemek bir buçuğa kadar bekleyen mideler tarafından minnetle kabul edildi. Necip’le Suat sandal bahsinde bir olmuşlardı, bunun için Süreyya hiç o bahse yanaşmıyor, onların yanında hep mağlup oluyordu. O asıl “Bugün aksi oldu, bir de rüzgârlı havalarda…” demek istiyordu fakat Suat, “Bir daha mı? Bizi elbet bu kadar bön zannetmezsin?” diye gülüyordu. Süreyya, “Size akşama kadar burada oturup onda gidelim demedim mi ya? Herkes bilir ki rüzgâr guruba doğru söner.” demek istiyor fakat Suat’ın çatalını kaldırıp; “Sus!” diye tahakkümüne gülerek razı oluyor, boynunu bükerek, “Hakkınız var.” diyordu.

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.