Люси Мод Монтгомери – Yeşilin Kızı Anne: Ingleside (страница 9)
“Yukarı çıkıp uyuyacağım.” dedi zayıf bir sesle. Masadan kalktı. “Bir de Gilbert, Lowbridge’de çok kalmasan iyi olacak. Bayan Carson’ı da arasan fena olmaz.”
Sıradan ve aceleci bir şekilde öptü Walter’ı. Sanki onu hiç umursamıyor gibiydi. Walter ağlamayacaktı. Mary Maria teyze onu alnından öpmüştü. Walter alnına nemli bir öpücük kondurulmasından nefret ederdi. Mary Maria teyze bir de şöyle dedi:
“Lowbridge’de yemek adabına dikkat et Walter. Aşırı açgözlü olma. Yoksa Kocaman Siyah bir adam yaramaz çocukları doldurduğu kocaman siyah torbasına atar seni.”
Gilbert bu duyduğundan hiç hoşlanmadı. Anne’le birlikte çocuklarını bu şekilde korkutmama kararı almışlardı ve başka birinin de bunu yapmasına izin vermeyeceklerdi. Mary Maria teyze kafasına içi dolu bir çorba kâsesi fırlatılmasını ucuz atlattığını asla bilemedi.
BÖLÜM 8
Walter, babasıyla yolculuk yapmayı genelde severdi. Çünkü güzelliği severdi ve Glen St. Mary yolları çok güzeldi. Lowbridge’e giden yol, cıvıl cıvıl düğün çiçekleriyle süslüydü ve yemyeşil eğrelti otları davetkâr korunun etrafına dağılmışlardı. Ancak o gün babası konuşmak istemiyor gibiydi ve Gri Tom’u, Walter’ın daha önce hiç görmediği bir şekilde sürüyordu. Lowbridge’e vardıklarında Bayan Parker’a çabucak bir şeyler söyledikten sonra Walter’a veda etmeden ayrıldı. Küçük çocuk bir kez daha ağlamamak için kendini tuttu. Kimsenin kendisini sevmediği çok açıktı. Annesi ve babası onu eskiden severlerdi. Ancak artık sevmiyorlardı.
Lowbridge’deki büyük ve düzensiz Parker hanesi, Walter’a çok da dost canlısı gibi görünmedi. Ancak o sırada muhtemelen hiçbir evi sevemezdi. Bayan Parker onu arka bahçeye götürdü. Çocukların neşeli çığlıklarının yankılandığı bir yerdi burası ve Walter bu seslerin kime ait olduğunu görmüş oldu. Bayan Parker kısa süre sonra dikişine döndü ve çocukları tanışmaları için kendi hâllerine bıraktı. Bu şekilde bırakılan her on çocuktan dokuzu sorun yaşamazdı muhtemelen. Ancak Walter Blythe, işte o onuncu çocuktu. Bayan Parker onu sevmişti. Kendi çocukları da dünya tatlısı ufaklıklardı. Fred ve Opal, Montreal havalarında takılsalar da Bayan Parker yeğenlerinin kimseye kaba davranmayacağından emindi. Her şey yolunda gidecekti. Zavallı “Anne Blythe’a” yardım etmekten çok memnundu. Bu yardım, çocuklarından birini başından almak basitliğinde bir şey olsa da. Bayan Parker her şeyin yolunda gideceğini ümit ediyordu. Arkadaşları Anne için, Anne’in kendisi için endişelenmediği kadar endişeleniyorlar, birbirlerine Shirley’nin doğumunu hatırlatıyorlardı.
Arka bahçeye birden ani bir sessizlik çöktü. Burası kocaman bir elma bahçesine çıkıyordu. Walter, Parker çocukları ve onların Montreal’den gelen kuzenlerine utanarak ve ciddiyetle bakıyordu. Bill Parker on yaşındaydı. Al yanaklı, yuvarlak yüzlü bir çocuktu ve annesine çekmişti. Bill, Walter’a çok büyük görünüyordu. Dokuz yaşındaki Andy Parker, Lowbridge çocukları arasında “arsız Parker” olarak nam salmıştı ve ona takılan “Domuz” lakabı yersiz değildi. Walter görür görmez hoşlanmadı ondan. Kısa kesilmiş açık renkli saçları, çilli ve muzip bir yüzü, pörtlek mavi gözleri vardı. Fred Johnson, kendisiyle aynı yaşta olsa da Walter ondan da hoşlanmamıştı. Hâlbuki açık kahverengi bukleleri olan güzel bir çocuktu. Fred’in dokuz yaşındaki kız kardeşi Opal’in de bukleleri ve siyah gözleri vardı. Keskin siyah gözler… Opal, sekiz yaşındaki sarışın kuzeni Cora Parker’a dolamıştı bir kolunu ve iki kız Walter’a küçümseyen gözlerle bakıyorlardı. Eğer Alice Parker orada olmasaydı Walter’ın gerisin geriye kaçması son derece olasıydı.
Alice yedi yaşındaydı. Dünya tatlısı kıvırcık sarı saçları vardı. Gözleri, Çukur’daki menekşeler kadar mavi ve yumuşacıktı. Alice’in pembe, gamzeli yanakları vardı. Fırfırlı, sarı, minik elbisesiyle dans eden bir düğün çiçeğini andırıyordu. Alice, Walter’ı hayatı boyunca tanıyormuş gibi gülümsedi. Alice onun arkadaşıydı.
Konuşmayı Fred başlattı.
“Merhaba evlat.” dedi küçümsercesine.
Bu küçümsemeyi derhâl fark eden Walter daha fazla içine kapandı.
“Benim adım Walter.” dedi tane tane.
Fred hayrete kapılmış gibi yaparak diğerlerine döndü. Bu köylü çocuğuna gününü göstermeye kararlıydı!
“Adı Walter’mış.” dedi Bill’e ağzını alaycı bir şekilde bükerek.
“Adı Walter’mış.” dedi Bill, Opal’a.
“Adı Walter’mış.” dedi Opal zevkten dört köşe Andy’ye.
“Adı Walter’mış.” dedi Andy, Cora’ya.
“Adı Walter’mış.” diye kıkırdadı Cora, Alice’e.
Alice bir şey demedi. Walter’a hayranlıkla baktı ve diğer çocuklar hep bir ağızdan “Adı Walter’mış.” deyip çığlık çığlığa alaycı kahkahalar atarken Walter’ın yaşadığı huzursuzluğa dayanmasını sağladı.
“Ufaklıklar ne kadar da eğleniyorlar öyle!” diye düşündü Bayan Parker hâlinden memnun bir şekilde.
“Annem senin perilere inandığını söyledi.” dedi Andy küstahça yan yan bakarak.
Walter da ona benzer bir bakışla baktı. Alice’in karşısında ezilmek kabul edebileceği bir şey değildi.
“Periler var.” dedi cesurca.
“Yok.” dedi Andy.
“Var.” dedi Walter.
“Perilerin var olduğunu söylüyor.” dedi Andy, Fred’e.
“Perilerin var olduğunu söylüyor.” dedi Fred, Bill’e ve bu şekilde bir kez daha devam ettiler.
Daha önce kimsenin alaylarına maruz kalmamış Walter, âdeta bir işkence çekiyordu ve dayanamıyordu. Ağlamamak için dudaklarını ısırdı. Alice’in karşısında ağlamamalıydı.
“Şöyle temizinden bir dayağa ne dersin?” dedi Andy. Walter’ın narin olduğunu düşünüyordu ve onunla uğraşmak keyifli olacaktı.
“Sus domuz!” dedi Alice korkunç bir şekilde. Her ne kadar sessiz, tatlı ve nazik olsa da çok korkunç bir şekilde seslenmişti ağabeyine. Ses tonunda Andy’nin bile karşı gelemeyeceği bir detay vardı.
“Tabii öyle demek istemedim.” diye mırıldandı utanarak.
Rüzgâr bir anda Walter’ın lehine esmeye başlamıştı. Bahçede dostça denilebilecek bir şekilde ebelemece oynadılar. Ancak yemek için bir kez daha toplaştıklarında evine duyduğu özlem bir kez daha Walter’ı üzdü. Bir an için kendini tutamayarak hepsinin önünde ağlayacak gibi oldu. Ancak yemeğe oturduklarında Alice’in onu dostça dürtmesi biraz olsun toparlanmasını sağladı. Ama hiçbir şey yiyemedi. Çocuk yetiştirme konusunda tartışmalı yöntemleri olan Bayan Parker, bu durum karşısında endişelenmedi ve Walter’ın iştahının kahvaltıda yerine geleceği varsayımında bulundu. Diğerleriyse yemek yemek ve konuşmakla meşgul olduklarından Walter’ı fark etmediler bile.
Walter, bu aile üyelerinin birbirleriyle bağırarak iletişim kurmalarının sebebini merak etti. Hassas ve sağır, yaşlı büyükannelerinin yakın zamanda öldüğünden ve ailenin yüksek sesle konuşma alışkanlığı henüz terk etmediğinden habersizdi. Gürültü başının ağrımasına sebep oldu. Muhtemelen kendi evinde de yemek yiyor olduklarını düşündü. Annesi masanın başında gülümsüyor, babası ikizlerle şakalaşıyor, Susan, Shirley’nin süt kabına krema döküyordu muhtemelen. Nan, Bücürük’e gizli gizli yiyecek veriyor olmalıydı. Ev sakinlerinden olan Mary Maria teyzenin dahi yumuşak, sevilesi bir havası var gibi geldi o sırada. Acaba yemek için zili kim çalacaktı? Bu hafta onun sırasıydı ve Jem evde değildi. Keşke ağlayabileceği gizli bir yer bulabilseydi! Ama Lowbridge’de rahat rahat ağlayabileceği bir yer yok gibiydi. Bir de Alice vardı tabii. Walter, buz gibi bir bardak su içtiğinde ağlama hissinin biraz yatıştığını fark etti.
“Kedimiz öfke nöbetlerine kapılıyor.” dedi Andy kediyi aniden masanın altına doğru tekmeleyerek.
“Bizimki de.” dedi Walter. Bücürük sadece iki kez öfke nöbetine kapılmıştı hâlbuki. Fakat Lowbridge kedisinin, Ingleside kedisinden üstün olması iddiasını kabul edemezdi.
“Eminim bizim kedimiz sizinkinden daha delidir.” diyerek Walter’ı iğneledi Andy.
“Eminim değildir.” diye cevap verdi Walter.
“Hadi hadi. Bırakın kedilerinizle ilgili tartışmayı.” dedi Bayan Parker. Çalıştığı enstitü için “Yanlış Anlaşılan Çocuklar” isimli bir yazı yazabilmek için sessizliğe ihtiyacı vardı. “Dışarı çıkın ve oynayın. Uyku vaktine az kaldı.”
Uyku vakti! Walter bütün gece, birçok gece, tam iki hafta boyunca orada kalmak zorunda olduğunu hatırladı. Bahçeye çıkıp yumruklarını sıktı. Billy ve Andy’nin çimlerin üzerinde boğuştuğunu gördü.
“Bana kurtlu elmayı verdin Bill Parker!” diye kükredi Andy. “Bana kurtlu elma vermek ne demekmiş gösteririm ben sana! Senin kulaklarını ısırıp koparacağım.”
Bu türden kavgalar Parkerların her gün yaşadığı bir şeydi. Bayan Parker çocukların kavga etmelerinin zararlı olmadığı kanaatindeydi. Bu şekilde içlerindeki şeytanlıkları attıklarını ve sonrasında iyi arkadaşlar olduklarını söylüyordu. Ancak daha önce kimsenin bu şekilde kavga ettiğine şahit olmayan Walter’ın ağzı açık kalmıştı.
Fred onlara tezahürat yaparken Opal ve Cora kahkahalar atıyordu. Ancak Alice’in gözleri yaşlıydı. Walter buna dayanamamıştı. Nefes almak için kavgaya kısa bir süreliğine ara veren iki kardeşin arasına girdi.
“Kavgayı kesin.” dedi Walter. “Alice’i korkutuyorsunuz.”
Bill ve Andy bu bebeğin kavgalarına karışmasının komik tarafını fark edinceye dek hayretle bakakaldılar. Sonra ikisi de kahkahalarla gülmeye başladı ve Bill, çocuğun sırtına bir şaplak attı.
“Pek de cesurmuş çocuklar.” dedi. “Eğer büyürse esaslı çocuk olacak. Onun için bir elma var burada. Hem de kurtsuz!”