Люси Мод Монтгомери – Yeşilin Kızı Anne: Ingleside (страница 4)
“Di bütün gece ağladı da ağladı çünkü Tommy Drew bebeğini yakacağını söylemiş. Susan bize geceleri çok güzel hikâyeler anlatıyor ama o sen değil anneciğim. Susan dün gece pancar ekmeme izin verdi.”
“Onlarsız geçirdiğim bir haftada nasıl mutlu olabildim?” diye düşündü Ingleside’ın sahibesi kendini azarlayarak.
“Bir yolculuğun sonunda seni karşılayan birilerinin olması ne kadar da güzel!” diye haykırdı Glen St. Mary’de trenden inip Gilbert’ın kollarına atladığında. Gilbert’ın kendisini karşılayacağına emin olması asla mümkün değildi. Hep ölen ya da doğan birileri oluyordu çünkü. Ama eşi kendisini karşılamadığında eve dönüş olması gerektiği gibi keyifli olmuyordu. Üstelik yepyeni çok güzel açık gri bir takım giymişti! “Kahverengi takımımla beraber krem rengi süslü bluzumu giydiğim çok iyi oldu. Bayan Lynde, bu kıyafetin yolculuk için uygun olmadığını, bunu giymenin çılgınlık olacağını söylemişti. Ama eğer giymeseydim Gilbert için yeterince güzel olmayacaktım.” diye düşündü.
Ingleside, verandaya asılmış Japon feneriyle ışıl ışıl aydınlanıyordu. Anne, zerrinlerle çevrili bahçe yolu boyunca neşeyle koştu.
“Ingleside, ben geldim!” diye bağırdı.
Çocuklar bağırıp çağırarak, kahkahalar atarak sardılar etrafını. Susan Baker arka tarafta ağırbaşlı bir tebessümle duruyordu. Çocukların her birinin ellerinde annelerine vermek üzere tuttukları birer buket vardı. İki yaşındaki Shirley’de bile vardı bu çiçeklerden.
“Ah, bu ne kadar da güzel bir karşılama! Ingleside’a dair her şey çok mutlu görünüyor. Ailemin beni gördüğüne bu kadar sevindiğine şahit olmak muhteşem bir şey.”
“Eğer bir daha evden gidersen apandisit olacağım.” dedi Jem ciddiyetle.
“Nasıl alacaksın ki?” diye sordu Walter.
“Hişşş!” diyen Jem, Walter’ı gizlice dürtüp şunları fısıldadı, “Bir yerlerde bir ağrı var. Biliyorum. Annemi bir daha gitmemesi için korkutmak istiyorum sadece.”
Anne’in yapmak istediği onlarca şey vardı. Herkese sarılmak, alaca karanlıkta dışarı fırlayıp hercai menekşe toplamak gibi şeylerdi bunlar. Ingleside’ın her yerinde hercai menekşe bulmak mümkündü. Kilimin üzerinde duran epey yıpranmış oyuncak bebeği yerden almak, keyifli ve heyecanlı dedikodular duymak istiyordu. Herkesin söyleyecek bir şeyi vardı. Mesela Nan, Doktor hastalarından biriyle ilgilenmek için dışarı çıktığında vazelin kutusunun kapağını açıp burnuna götürmüştü ve Susan’ın o sırada aklı çıkmıştı, “Çok zor bir zaman olduğuna emin olabilirsiniz Bayan Blythe…” Sonra, Bayan Jud Palmer’ın ineği elli yedi tane çivi yemiş, Charlottetown’dan veteriner getirtmek zorunda kalmışlardı. Kafası dalgın Bayan Fenner Douglas, kiliseye başı açık gitmişti. Babaları bahçedeki tüm karahindiba çiçeklerini toplamıştı. “Siz yokken sekiz bebek doğurttu Sevgili Bayan Blythe…” Bay Tom Flagg bıyığını boyamıştı, “Eşi sadece iki yıl önce vefat etti hâlbuki.” dedi Susan. Liman Burnu’ndaki Rose Maxwell, Yukarı Glen taraflarında oturan Jim Hudson’ı nikâh günü terk edince Jim yaptığı tüm masrafların faturasını kaçak geline yollamıştı. Bayan Amasa Warren’ın cenazesinde büyük bir kalabalık varmış. Carter Flagg’in kedisini kuyruğundan ısırmışlar. Shirley’i, at ahırında atlardan birinin altında dururken bulmuşlar. “Sevgili Bayan Blythe, bir daha asla eskisi gibi olamayacağım.” Mavi erik ağaçlarında kara mantar büyüme ihtimali söz konusuymuş. Di gün boyunca, “Annecik bugün geliyor, bugün geliyor, bugün geliyor.” diye şarkılar söylemiş. Joe Reeses’in yavru kedilerinden biri doğarken gözleri açık olduğu için şaşıymış. Jem, pantolonunu giymeden önce yapışkan kâğıdın üzerine oturmuş yanlışlıkla. Bücürük, temiz su fıçısının içine düşmüş…
“Neredeyse boğulmak üzereydi Bayan Blythe. Şansımıza doktor bağırışını vakitlice duydu da arka ayaklarından çekip kurtardı.”
“Vakitlice ne demek anneciğim?”diye düşündü Jem.
“Fazlasıyla iyileşmiş gibi görünüyor.” dedi Anne hâlinden memnun bir şekilde şömine karşısında bir koltuğa oturup mırlayan kediciğin siyah beyaz parlak kürkünü okşarken. Ingleside’da önce kedinin oturup oturmadığını kontrol etmeden bir koltuğa oturmak olmazdı. Kedileri çok sevmeyen Susan, nefsi müdafaa için onları sevmeyi öğrenmeye yemin etmişti. Nan, bir yıl kadar önce köydeki çocukların eziyet ettiği perişan hâldeki sıska kediyi getirdiğinde ona böyle seslendi ve her ne kadar bu isim artık uygun olmasa da üzerine yapışıp kaldı.
“Peki Gog ve Magog’a ne oldu Susan? Kırılmadılar, değil mi?”
“Hayır, hayır Bayan Blyhthe.” diye haykıran Susan utancından kıpkırmızı kesilip odadan fırladı. Geri döndüğünde Ingleside’daki şömineye her daim nezaret eden iki seramik köpeği de beraberinde getirmişti. “Siz geldiğinizde onları yerine koymayı nasıl da unuttum öyle. Şöyle oldu Bayan Blythe, siz gittikten bir gün sonra Charlottetown’dan Bayan Charles Day ziyarete geldi. Onun ne kadar titiz ve dindar olduğunu siz de biliyorsunuz. Walter da onunla eğlenmek için köpekleri ona gösterdi ve “Bu Tanrı ve bu da benim Tanrı’m”1 dedi çocukcağız. Dehşete kapıldım. Bayan Day’in yüzündeki ifadeyi görünce de yüreğim ağzıma geldi. Bizim dine saygı duymayan bir aile olduğumuzu düşünmesinden korktuğum için elimden geldiğince açıklamaya çalıştım ve siz gelinceye dek seramik köpekleri porselen dolabına kaldırdım.
“Anne, yemek yemeyecek miyiz?” diye sordu Jem acınası bir hâlde. “Mide çukurumda kemirgen bir his var. Herkesin sevdiği yemeği yaptık anneciğim!”
“Aynen ufaklığın dediği gibi yaptık.” dedi Susan sırıtarak. “Dönüşünüzün güzelce kutlanması gerektiğini düşündük Sevgili Bayan Blythe. Peki şimdi Walter nerede? Yemek için zili çalmak onun görevi bu hafta. Tanrı esirgesin onu.”
Akşam yemeği âdeta bir şenlik gibi geçti ve sonrasında bebekleri yatağa yatırmak Anne için büyük keyifti. Susan, çok özel bir durum söz konusu olduğundan Shirley’i Anne’in yatırmasına müsaade etmişti.
“Bu sıradan bir gün değil Sevgili Bayan Blythe.” dedi ciddi bir şekilde.
“Sıradan bir gün diye bir şey yoktur Susan. Her bir günde diğerinde olmayan farklı bir şey olur. Bunu fark etmedin mi yoksa?”
“Ne kadar da doğru dediniz Bayan Blythe. Geçen cuma tüm gün yağmur yağarken ve hava çok cansızken büyük pembe sardunyam üç yıl sonra ilk kez tomurcuklandı. Hanım çantası çiçeğimi gördünüz mü?”
“Görmek ne kelime! Ben daha önce hiç seninki gibi hanım çantası çiçeği görmedim Susan. Bunu nasıl başarıyorsun?” “Böylece yalan söylemeden Susan’ı mutlu etmeyi başarmış oldum çok şükür!” diye düşündü.
“Devamlı özenin ve dikkatin ürünü Sevgili Bayan. Ama söylemem gereken bir şey var. Sanırım Walter bir şeylerden şüpheleniyor. Glen’deki bazı çocuklar ona bir şeyler söylemiş olmalı. Bu zamanda çocuklar çokbilmiş oluyorlar. Walter bana geçen gün düşünceli bir şekilde şöyle dedi: ‘Susan, bebekler çok mu pahalı?’
Bu soru karşısında biraz afallasam da bozuntuya vermedim. ‘Bazı insanlar bebeklerin lüks olduğunu düşünüyorlar.’ dedim. ‘Ama Ingleside’da bebeklerin ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz biz.’ Sonra Glen dükkânlarındaki pahalılıktan yüksek sesle şikâyet ettiğim için kendime kızdım. Sanırım çocuğu korkutmuş oldum. Ama eğer size bir şey söyleyecek olursa hazırlıklı olun Bayan Blythe.”
“Durumu çok güzel yönettiğinden eminim Susan.” dedi Anne ciddiyetle. “Sanırım herkesin öğrenmesinin vakti geldi.”
Ancak hepsinden de güzeli, denizden gelip ay ışığının aydınlattığı kumullardan ve limandan geçerek Ingleside’ın aşağısındaki Glen St. Mary köyünü barındıran uzun ince vadiye doğru sinsice yaklaşan sisi pencere kenarında seyrettiği sırada Gilbert’ın kendisine gelişiydi.
“Zor bir günün bitiminde seni karşımda bulmak! Mutlu musun Annelerin Anne’i?”
“Mutlu mu?” dedi Anne, Jem’in tuvalet masasının üzerine koyduğu bir vazo dolusu elma tomurcuğunu koklamak için eğildiğinde. Etrafı sevgiyle kuşatılmış, sıcacık sarmalanmıştı. “Sevgili Gilbert, bir kez daha bir haftalığına Green Gableslı Anne olmak güzeldi. Ama Ingleside’ın Anne’i olmak yüz kez daha güzel.”
BÖLÜM 4
“Kesinlikle olmaz.” dedi Doktor Blythe, Jem’in iyi bildiği ses tonuyla.
Jem, babasının fikrini değiştirmesinin mümkün olmadığını annesinin de babasını ikna etmek için uğraşmayacağının farkındaydı. Bu konuda annesi ile babası aynı görüştelerdi. Zalim anne babasına bakan Jem’in ela gözleri öfke ve hayal kırıklığıyla gölgelendi. Onlara sertçe baktı. Sert bakışlarını umursamayıp her şey yerli yerindeymiş gibi yemek yemeye devam etmeleri öfkesini dolayısıyla bakışlarının sertliğini arttırıyordu. Elbette Mary Maria teyze bu sert bakışları fark etmişti. Mary Maria teyzenin kederli soluk mavi gözlerinden hiçbir şey kaçmazdı ne de olsa. Ancak Mary Maria teyze, Jem’in bu vaziyetinden keyif alıyor gibiydi.
Walter, Kenneth ve Persis Ford’la oynamak için eski Hayaller Evi’ne gittiğinden Jem, o öğleden sonra boyunca Bertie Shakespeare Drew ile oynamıştı. Bertie Shakespeare, o akşam Glen’deki diğer oğlanlarla beraber Liman Ağzı’na, Kaptan Bill Taylor’ın kuzeni Joe Drew’ün koluna yılan dövmesi yapışını seyretmeye gideceklerini söylemişti. Kendisi de gideceğinden Jem’in de gelip gelmeyeceğini sordu. Çok eğlenceli olacağını söyledi. Jem gitmek için can atıyordu ancak anne babası bunun kesinlikle mümkün olmadığını söylemişlerdi.