Люси Мод Монтгомери – Yeşilin Kızı Anne: Ingleside (страница 13)
Yağmurun bahçedeki ölü yaprakların üzerine damla damla döküldüğü ve rüzgârın Ingleside’ın köşelerinde çığlık çığlığa gezindiği bir akşam Susan, mutfakta içini döktü Rebecca Dew’e. Doktor ve eşi bir yere misafirliğe gitmişlerdi ve ufaklıkların hepsi yataklarının rahatına çekilmişlerdi. Mary Maria teyzenin de baş ağrısından dolayı ortalıkta görünmeyişleri onlar için büyük şanstı. “Sanki başımın etrafı demirle sarılmış gibi.” diye sızlanmıştı yaşlı kadın.
“Her kim…” dedi Rebecca Dew ocağın kapağını açıp da ayaklarını rahatça fırına yerleştirdiği sırada, “Akşam yemeğinde şu kadının yediği kadar çok kızarmış uskumru yerse o kişi başının ağrımasını hak etmiştir. Hani ben de az yemedim, inkâr edemem. Sizin kadar güzel uskumru pişirenini görmedim Bayan Baker ama dört tane de yemedim yani.”
“Sevgili Bayan Dew.” dedi Susan içtenlikle. Örgüsünü bırakıp Rebecca’nın küçük siyah gözlerine ilgiyle baktı. “Burada bulunduğu sürede Bayan Mary Maria Blythe’ın nasıl biri olduğunu az çok gördünüz. Ama gördükleriniz devede kulak kalır. Sevgili Bayan Dew, size güvenebileceğimi hissediyorum. Biraz içimi döksem söylediklerim aramızda sır olarak kalır öyle değil mi?”
“Tabii ki Bayan Baker.”
“Bu kadın buraya haziran ayında geldi ve ömrünün geri kalanını burada geçirmeyi planlıyor bence. Bu evdeki herkes ondan nefret ediyor. Doktor Bey bile her ne kadar saklamaya çalışsa da ondan çok rahatsız. Ama kendisi akrabalarına çok düşkün olduğundan babasının kuzeninin evinde kendini rahatsız hissetmemesi gerektiğini söylüyor. Bayan Blythe’a nasıl da yalvardım.” dedi Susan bu eylemi dizlerinin üzerinde gerçekleştirdiğini ima eden bir ses tonuyla, “Ağırlığını koyup Mary Maria Blythe’ı yollaması için dil döktüm. Ama Bayan Blythe’ın kalbi çok yumuşak. Biz de işte böyle çaresiziz. Bayan Dew… Elimizden hiçbir şey gelmiyor.”
“Keşke benim elime düşse.” dedi Rebecca Dew. Kendisi Mary Maria teyzenin iğnelemelerinden nasibini almıştı. “Ben de misafirperverliğin hakkının verilmesi gerektiği kanaatindeyim herkes gibi. Ama emin olun Bayan Baker, ben doğruca yüzüne der, haddini bildirirdim.”
“Eğer yerimi bilmesem ben de onun hakkından gelirdim Bayan Dew. Ama ben bu evin hanımı değilim. Bazen kendi kendime ciddi ciddi şöyle diyorum, ‘Susan Baker, sen bu evde paspas değilsin de nesin?’ Ne yaparsın işte, elim kolum bağlı. Bayan Blythe’ı terk edemem ve Mary Maria Blythe’la kavga ederek onun derdine dert ekleyemem. Ben görevimi yapmaya devam edeceğim. Neden biliyor musunuz Bayan Dew?” dedi Susan ciddiyetle, “Doktor ve karısı için seve seve canımı feda ederim. Bu kadın gelmeden önce çok mutlu bir aileydik biz. Ama buraya geldiğinden beri bize hayatı zehir etti. Bu işin sonunun nereye varacağını bilmek için kâhin olmak lazım gelse de benim kendimce bir fikrim var. Hepimizin sonu tımarhanede bitecek. Tek bir şey değil ki… Onlarca hatta yüzlerce şey var. Bir tane sivrisineğe katlanılır. Peki milyonlarcasına dayanabilen var mıdır Bayan Dew?”
Bu düşünce Rebecca Dew’ün kafasını üzülerek sallamasına sebep oldu.
“Bayan Blythe’a evini nasıl idare etmesi gerektiğini, ne giyeceğini söylüyor. Gözü hep üzerimde. Daha önce hiç bu kadar kavgacı çocuk görmemiş hayatında. Çocuklarımızın asla kavga etmediklerini sen de gördün… Arada bir belki…”
“Hayatımda gördüğüm en takdire şayan çocuklar onlar Bayan Baker.”
“Her işe burnunu sokuyor, meraklı meraklı bakıyor…”
“Ben de onu yakaladım bir keresinde Bayan Baker.”
“Hep bir şeylere alınıp güceniyor ama asla yeterince gücenip evden ayrılmıyor. Zavallı Bayan Blythe’ı huzursuz edecek kadar yalnız ve ihmal edilmişçesine oturuyor. Hiçbir şeyi beğenmiyor. Eğer bir pencere açıksa cereyandan şikâyet ediyor. Eğer tüm pencereler kapalıysa arada bir temiz hava gerektiğini söylüyor. Soğana dayanamıyor. Kokusuna bile dayanamıyor. Soğan midesini bulandırıyormuş. Bu yüzden Bayan Blythe hiçbir yemekte soğan kullanmamamızı söyledi. Yani…” dedi Susan kendinden emin bir şekilde. “Soğan herkesin damak tadına hitap eder. Ama bu evde kullanmak yasak.”
“Ben de soğanı pek severim.” dedi Rebecca Dew.
“Kedilerden hiç hoşlanmıyor. Kediler ürpermesine sebep oluyormuş. Görse de görmese de. Evde kedi olduğunu bilmek tüylerini diken diken ediyormuş. Bu yüzden zavallı Bücürük evde yüzünü göstermeye cesaret edemiyor. Ben de kedi meraklısı değilim Bayan Dew, çok sevmem. Ama istedikleri gibi kuyruklarını sallama hakları olduğunu düşünürüm. Bir de ‘Susan yumurta yiyemediğimi asla aklından çıkarma.’, ‘Susan soğuk tost yiyemediğimi sana kaç kez söylemem lazım?’ ya da ‘Susan bazı insanlar kaynar çay içmekten zevk alabilirler ama ne yazık ki ben o şanslılardan biri değilim.’ demeleri yok mu!.. Kaynar çaydan şikâyet ediyor Bayan Dew! Sanki ben birine kaynar çay ikram edecek biriymişim gibi!”
“Böyle bir şeyi yapacağınıza kimse ihtimal vermez Bayan Baker.”
“Eğer sorulmaması gereken bir soru varsa mutlaka sorar. Doktor bir şeyleri kendisinden önce karısına söylediği için kıskanır. Ayrıca her zaman hastalarıyla ilgili ağzından laf almaya çalışıyor. Bu da Doktor’un sinirlerini bozuyor Bayan Dew. Bir doktorun ağzını sıkı tutması gerekir çok iyi bildiğiniz üzere. Bir de ateşten dolayı sinir krizlerine kapılması yok mu?.. ‘Susan Baker.’ der bana. ‘Umarım şömineyi hiçbir zaman gaz yağıyla yakmaz gaz yağına bulanmış paçavraları ulu orta bırakmazsın. Bir saatten az bir süre içinde kendiliğinden tutuştukları biliniyor. Evin yanıp kül olduğunu görmek ister misin Susan? Hem de senin hatanla…’ Yani Bayan Dew, bunları dedi demesine ama son gülen ben oldum. Tam da o gece perdeleri tutuşturdu. Çığlıkları hâlâ kulağımda yankılanır. Hem de zavallı Doktor iki gece uykusuz kalmışken nihayet uyuduğu bir gece oldu bunlar. Beni en çok kızdıran da ne biliyor musunuz Bayan Dew? Her gün hiç aksatmadan kilere gidip yumurtaları sayması. ‘Kaşıkları da saysana.’ dememek için tüm gücümle zorluyorum kendimi. Çocuklar hâliyle nefret ediyorlar ondan. Bayan Blythe çocukların nefretlerini göstermelerine engel olmak için ne yapacağını şaşırıyor. Bir keresinde Bayan Blythe ve Doktor evde değilken Nan’e tokat attığı bile oldu. Kendisine ‘Bayan Methuselah’2 dedi diye. O hınzır şeytan Ken Ford’dan duymuş da söylemiş.”
“Ben de tokatlardım onu.” dedi Rebecca Dew haşince.
“Bir kez daha böyle yaparsa onu tokatlayacağımı ben de söyledim. ‘Ingleside’da arada bir çocuklara şaplak atılır.’ dedim ona. ‘Ama asla tokat atılmaz. Aklınızda bulunsun.’ Bunun üzerine bir hafta boyunca surat asıp küstü. Ama en azından bir daha çocuklara elini kaldırmaya cesaret edemedi. Anneleriyle babaları çocukları cezalandırdığında keyfine diyecek yok. Bir keresinde Küçük Jem’e, ‘Ben anneniz olsaydım var ya…’ dedi. Bunun üzerine ufaklık, ‘Ha ha, siz asla kimsenin annesi olamayacaksınız.’ dedi ama çocuğu bu noktaya o getirdi Bayan Dew. Kendi kaşındı. Neyse, Doktor bunun üzerine ufaklığı akşam yemeğini yemeden yolladı yatağa. Peki sizce ona daha sonra kim yemek kaçırdı dersiniz?”
“A, kim?” diye kıkırdadı kendini hikâyeye kaptıran Rebecca Dew.
“Yemeği götürdükten sonra öyle bir dua etti ki duysanız içiniz parçalanırdı Bayan Dew. Hem de hepsi kendi sözleriydi, ‘Ey Tanrı’m, Mary Maria teyzeye karşı terbiyesizlik ettiğim için lütfen affet beni. Ey Tanrı’m lütfen Mary Maria teyzeye karşı her zaman kibar olmama yardım et.’ gözlerim yaşlarla doldu. Zavallı kuzucuk. Ben ne çocukların ne yetişkinlerin saygısızlık ya da terbiyesizlik etmelerini asla kabul etmem Bayan Dew. Bertie Shakespeare Drew o kadının suratına tükürük topu atıp da burnunu iki santimle kaçırdı bir keresinde. Ben de çocuk eve giderken dış kapıda bekleyip bir torba dolusu çörek tutuşturdum eline. E, tabii bunu neden yaptığımı söylemedim. Ama çok mutlu oldu. Ne de olsa çörek dediğin şey ağaçta yetişmiyor. Annesi Bayan Pek Cimri de hiç çörek yapmaz. Nan ve Di ise… Bunu sizin dışında kimseye söylemem Bayan Dew. Eğer Doktor ve eşi duysalar derhâl engel olurlar. Nan ve Di kafası yarılmış eski porselen bebeklerine Mary Maria teyzenin adını verdiler. İhtiyar ne zaman onları azarlasa bebeği yağmur suyu fıçısında boğmaya gidiyorlar. Çok neşeli boğmalarımız oldu emin olun. Ama bu kadının geçen gece ne yaptığını söylesem inanmazsınız Bayan Dew.”
“Ondan her şeyi beklerim Bayan Baker.”
“Duyguları bir sebepten incindiği için ağzına tek lokma koymadı akşam yemeğinde. Ama sonra yatağa gitmeden önce kilere gidip zavallı Doktor’a hazırladığım yemeği silip süpürdü. Geriye kırıntı bile bırakmadı. Lütfen benim kâfir olduğumu düşünmeyin ama Yüce Tanrı’nın bazı insanlardan neden bıkmadığına akıl sır erdiremiyorum Bayan Dew.”
“Yine de mizah anlayışınızı kaybetmemeye bakın Bayan Baker.” dedi Rebecca Dew ciddiyetle.
“Çektiğimiz bu çilenin komik bir tarafı olduğunun da pekâlâ farkındayım Bayan Dew. Ama asıl soru ihtiyar bize yaşattıklarının farkında mı? Sizi tüm bunlarla rahatsız ettiğim için çok üzgünüm Sevgili Bayan Dew. Ama çok rahatladım. Bunları Bayan Blythe’a anlatamam ve eğer içimi dökmezsem patlayacak gibi hissediyorum artık.”
“Bu hissi çok iyi bilirim Bayan Baker.”
“Peki şimdi…” dedi Susan aniden ayağa kalkıp. “Yatmadan önce bir bardak çaya ne dersin? Yanında da soğuk tavuk budu… Nasıl olur?”