Льюис Кэрролл – Sylvie ve Bruno (страница 7)
Alt-Muhafız “Dinleyin! Dinleyin!” diye bağırdı.
Leydim büyük bir ciddiyetle “Karının gerçeklerden bahsediyor olmasını çok dikkate almış görünüyorsun!” deyince kocası endişeyle “Hayır, pek de dikkate değer bulmadım!” dedi. “Söylediklerinizin hiçbiri fevkalade şeyler değil tatlım!”
Leydim bu fikri onaylarcasına gülümseyerek “O hâlde ben de Yardımcı’nın Hanımı mı oluyorum?” diye sordu.
Muhafız “Eğer kendiniz için bu unvanı uygun görüyorsanız neden olmasın? Ama bence ‘Ekselansları’ daha uygun. Ve inanıyorum ki hem ‘Ekselans’ hem de ‘Ekselansiye’ hazırladığım Anlaşma’ya göre daha uygun oluyor. Benim en çok endişe duyduğum madde ise…” deyip kocaman bir kâğıt tomarını çıkardı ve yüksek sesle okumaya başladı: “ ‘Yoksula Karşı İnsaniyetli Olma Maddesi’. Şansölye beni uyardı…” diye ekledi göz ucuyla yüksek memura bakarken. “Sanırım bu ‘madde’ kelimesinin biraz derinlerde aslında yasal bir anlamı var.”
Şansölye, dudaklarının arasında tuttuğu kalemden anlaşıldığı kadarıyla “Şüphesiz!” diye karşılık verdi. Endişeyle, Muhafız’ın ona uzattığı kâğıt tomarına yer açabilmek için diğer kâğıt tomarlarını açıp sarıyordu. “Bunlar sadece taslak. Kontrollerini yaptıktan sonra, yanlışlıkla sildiğim bir iki tane noktalı virgülü de ekleyince hazır olacak.” dedi.
Leydim, “Önce bir okunsa daha iyi olmaz mı?” diye sorunca Alt-Muhafız ile Şansölye aynı anda hararetle “Gerek yok, gerek yok!” diye geçiştirdiler.
Muhafız da “Gerek yok!” diye onayladı. “Eşinizle birlikte gözden geçirdik. Bu anlaşma ona, benim tüm yetkilerimi ve ofise bağlanan yıllık gelirden elde edilen tasarrufları sağlıyor; ben dönene kadar tabii, eğer dönemezsem de Bruno reşit olana kadar yetki sahibi olacak. Sonrasında bana veya durum öyle gerektirirse Bruno’ya Muhafızlığı, tasarruf edilen gelirleri ve vesayeti altındaki el değmeden korunmuş bulunan Hazine içeriğini iade edecek.”
Bütün bunlar konuşulurken Alt-Muhafız kâğıtları toparlamakla meşguldü. Daha sonra, Muhafız’a imzalaması gereken yeri gösterdi. Kendi de imzaladıktan sonra, Leydi ve Şansölye de şahit olarak altını imzaladılar.
Muhafız, “Kısa vedalar en iyisidir. Yolculuğum için her şey hazır. Çocuklarım da hoşça kal demek için aşağıda beni bekliyorlar.” deyip Leydim’i öptü, erkek kardeşi ve Şansölye ile el sıkıştı ve odadan çıktı.
Muhafız giderken üçü de arabanın tekerleklerinin onun uzaklaştığını haber verene kadar beklediler. Sonra bir anda üçü birden kahkaha atınca şaşkınlık içinde kaldım.
“Nasıl oyun ama!” diye bağıran Şansölye ve Yardımcı Muhafız, ellerini birleştirerek odanın içinde çılgınca dönmeye başladılar. Dönemeyecek kadar ağırbaşlı olan Leydim bile tıpkı bir at gibi kişnemeye başladı ve başının üzerinde mendilini salladı. Kıt aklıyla önemli bir şey olduğunu fark etmişti ama tam olarak ne olduğunu henüz anlayamamıştı.
“Muhafız gittiğinde her şeyi öğreneceğimi söylemiştin!” deyince, kocası iki kâğıdı çıkarırken “Öğreneceksin Tabby!” diye karşılık verdi Leydi’ye. “Bu okuyup imzalamadığı, bu da imzalayıp okumadığı kâğıt. İsim ve imza yeri dışında tamamen gizlenmişti!”
Leydim lafını kesip iki anlaşmayı kıyaslamaya başladı. “Muhafız’ın yetkilerinin Muhafız’ın yokluğunda uygulanacağı maddesi, neden ‘Eğer halk tarafından ofise seçilirse ömrü boyunca İmparator unvanı ile mutlak yönetici olacak.’ şeklinde değiştirildi? Sen İmparator musun hayatım?” diye sordu.
Alt-Muhafız “Hayır, henüz değil. Şu an bu kâğıdı kimsenin görmesine izin vermeyeceğiz. Doğru zamanı beklemeliyiz.” diye karşılık verdi.
Leydim başını sallayıp okumaya devam etti. “ ‘Yoksula Karşı İnsaniyetli Olma Maddesi’nin tamamı neden kaldırıldı?”
“Elbette kaldırıldı; çünkü biçare insanlar için boşu boşuna canımızı sıkmayacağız!”
Leydim, “Peki!” deyip üzerine basa basa okumaya devam etti. “Hazinedekilere el değmeyecek maddesi, neden Yardımcı Muhafız’ın dilediğince harcayabileceği şeklinde değiştirildi? Çok akıllıca bir oyunmuş doğrusu Sibby. Bütün mücevherler mi, inanamıyorum! Gidip hemen takabilir miyim onları?” diye sorunca kocasından “Henüz değil hayatım. Görüyorsun ki halk buna tam olarak hazır değil. Bunu göz önünde bulundurmalıyız. Elbette ki zamanı geldiğinde işe koyulacağız. Güvenli bir şekilde seçime gittikten sonra İmparator unvanını alacağım. Ama Muhafız’ın hayatta olduğunu bildikleri sürece, bizim mücevherleri kullanmamıza kolay kolay izin vermezler. Öldüğüne dair bir haber yaymalıyız. Küçük bir komplo…” cevabını aldı.
Keyfi yerine gelen kadın, ellerini çırparak “Komplo!” diye bağırdı. “Bayıldım bu komplo fikrine! Oldukça ilginç olur!”
Alt-Muhafız ve Şansölye birbirlerine göz kırparken Şansölye, “Bırakalım da nasıl istiyorsa öyle komplo kursun! Bunun bir zararı olmaz!” diye fısıldadı.
“Ve ne zaman ki komplo…”
Kapı açıldığı için kocası kadını susturdu. Sylvie ve Bruno kol kola içeri girdiler. Bruno, yüzünü Sylvie’nin omzuna gömmüş, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Sylvie ise daha sakindi ama onun da gözyaşları yanaklarından aşağı doğru süzülüyordu.
Alt-Muhafız, sert bir şekilde “Bu şekilde ağlamamalısınız!” dedi ama bu, ağlayan çocuklara hiçbir etki etmedi. Leydim’e dönüp “Biraz neşelendir şunları!” dedi.
Leydim, kendi kendine “Kek!” diye mırıldanıp büyük bir kararlılıkla odanın diğer ucuna yürüdü, dolabın kapağını açtı ve elinde iki dilim erikli kek ile geri döndü. Emir verir gibi, “Yiyin ve ağlamayın artık!” diye kestirip attı. İki çocuk yan yana oturup yemeye niyetleri yokmuş gibi ifadesizce birbirlerine baktılar.
Kapı ikinci kere sert bir şekilde açıldı. İçeri “O yaşlı dilenci geldi yine!” diye bağırarak Uggug girdi.
Alt-Muhafız “Yiyecek istemeye ne hakkı var ki!” derken, Şansölye sözünü kesip alçak sesle “Tamam! Hizmetkârlar bakarlar çaresine.” dedi.
Avluya bakan pencerenin yanına giden Uggug, “İşte tam orada, bakın!” diye bağırdı.
Tam o sırada, “Nerede benim canım?” diyerek annesi küçük canavarın boynuna sarıldı. Neler olduğunu anlamayan Sylvie ve Bruno hariç hepimiz, pencereye kadar onu takip ettik. Yaşlı dilenci, aç gözlerle bize doğru bakıyordu. “Sadece bir parça kuru ekmek, Ekselansları!” diye yalvardı. İyi, yaşlı bir adamdı ama çok hasta ve bitkin görünüyordu. “Sadece bir parça kuru ekmek için yalvarıyorum size! Sadece ekmek ve su!” diye tekrar etti.
Uggug başından aşağı bir sürahi suyu dökerek “Al sana su!” diye bağırdı.
Alt-Muhafız “Aferin sana oğlum! Böyle insanlara ancak bu yapılır!” diye karşılık verdi.
Eşi de “Akıllı çocuk! Örnek bir insan davranışı bu öyle değil mi?” dedi.
Dilenci, ıslanan yırtık cübbesini silkeleyip yukarıya doğru dik dik bakarken Alt-Muhafız “Bir sopa çekin şuna en iyisi!” diye bağırdı.
Leydim yine lafa karışarak “Hatta kızgın demir çubukla vurun da görsün!” diye bağırdı.
Muhtemelen şu anda kızgın, demir bir çubuk yoktu ortalıkta. Ama dilencinin etrafı hemen birkaç tane eli sopalı adamla çevrildi. Zavallı dilenci oldukça asil bir şekilde onlara el sallayarak, “Yaşlı kemiklerimi kırmanıza gerek yok. Hemen gidiyorum. Kuru ekmek bile istemem!” deyip uzaklaştı.
Tam yanımda, Bruno “Zavallı adam!” diye iç geçirerek pencerenin kenarından erikli kekini atmaya çalışıyordu ama Sylvie, onu tutup geri çekti.
Sylvie’nin kollarından kurtulmaya çalışan Bruno “Benim kekimden yiyebilir!” diye bağırdı.
Sylvie nazikçe “Elbette hayatım ama keki fırlatma. Bak görmüyor musun, çoktan gitmiş bile. Gel arkasından gidelim.” dedi. Yaşlı dilenciyi izlemeye dalmış diğer insanlara fark ettirmeden Bruno’yu kolundan tuttu ve birlikte dışarı çıktılar.
Düzenbazlar yerlerine dönüp hâlâ pencerenin kenarında duran Uggug duymasın diye, alçak sesle konuşmaya devam ettiler.
Bu arada Leydim, “Yeni anlaşmaya göre, Bruno’nun muhafızlığı nasıl olacak peki?” diye sordu.
Şansölye, pis pis gülerek alçak sesle “Anlaşmada hiçbir değişiklik yok. Harfi harfine aynı! Sadece küçük bir farkla; Bruno yerine Uggug yazma cüretinde bulundum.” dedi.
“Uggug ha!” diye bağırdım, yapılan bu haksızlık karşısında kızgınlığımı daha fazla gizleyemeyerek. O an tek bir kelimeyi söylemek bile çok gayret gerektiren bir iş gibi gelmişti bana ama ağzımdan çıktıktan sonra tüm zorluk ortadan kalktı; ansızın gelen bir rüzgâr tüm bu sahneyi sildi ve ben kendimi, dik oturmuş, vagonun diğer köşesinde bulunan, yüzündeki tülü çıkarmış keyifli fakat şaşkın bir yüz ifadesiyle bana bakan bir genç hanıma gözlerimi dikmiş hâlde buldum.
5.BÖLÜM
Dilenci’nin Sarayı
Uyanmaya çalışırken bir şey dediğime eminim. Sanki bunu belli etmese de yol arkadaşımın yüzündeki irkilme ifadesi yeterli delil değilmiş gibi bir de o çığlık hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. İyi de nasıl özür dilemeliydim acaba?
En sonunda kekeleyerek “Umarım sizi korkutmamışımdır. Ne dediğim hakkında hiçbir fikrim yok. Rüya görüyordum da…” deyiverdim.
Genç Leydi, ağırbaşlı görünmeye çalışsa da her an gülümsemeye dönüşecekmiş gibi titreyen dudaklarıyla, “ ‘Uggug ha!’ dediniz. Hatta resmen bağırdınız!” dedi.
Pişmanlıkla “Çok özür dilerim.” dedim. Uyanık olduğumdan hâlâ şüphe ederek içimden “Gözleri Sylvie’ninkilere ne kadar da benziyor! Hatta o sevimli, meraklı ve masum görünüş de aynı Sylvie! Ama Sylvie’de böyle kararlı görünen dudaklar, sanki çok uzun zaman önce büyük bir üzüntü yaşamış kişilere has hüzün yok.” diye geçirdim. Ardından zihnime doluşan yoğun düşünce ve hayaller Leydi’nin konuşmasını duymamı engelledi.