Хеннинг Манкелль – Güvenlik Duvarı (страница 8)
“O zaman eteklerimizi yukarı sıyırıp davetkâr davranarak durmasını sağlayacaktık.”
Wallander terlemeye başladığını hissetti. Kızın gamsızlığı ve lakaytlığı sinirini bozmaya başlamıştı. “Neye davet?”
“Sence?”
“Onu kandırıp sizinle seks yapabileceğini düşünmesini sağlayacaktınız?”
“Seni iğrenç moruk.”
Lötberg öne eğildi. “Sözlerine dikkat etmen gerekiyor.”
Hökberg adamın suratına baktı. “Nasıl istersem öyle konuşurum.”
Lötberg tekrar arkasına yaslandı. Wallander devam etmeye karar verdi.
“Gelgelelim, taksici yaşı büyük bir adamdı. Arabayı durdurdunuz. Sonra?”
“Kafasına vurdum. Eva da onu bıçakladı.”
“Kaç kere vurdun?”
“Bilmiyorum. İki kere. Saymadım.”
“Onu öldürmekten korkmadın mı?”
“Para lazımdı.”
“Ben onu sormadım. Bilmek istediğim şu, vurduğun darbelerin ölümcül olabileceğinin bilincinde miydin?”
Sonja Hökberg omuz silkti. Wallander bekledi ama kız cevap vermedi. Wallander’in son soruyu tekrar etmeye mecali yoktu.
“Paraya ihtiyacın olduğunu söylüyorsun. Ne için?”
“Özel bir şey için değil. Söyledim ya.”
“Sonra ne oldu?”
“Cüzdanını ve cep telefonunu alıp eve yürüdük.”
“Cüzdana ne oldu?”
“İçindeki parayı bölüştük, Eva cüzdanı bir yere attı.”
Wallander, hızlıca Martinson’un notlarına göz attı.
Lundberg’in üstünde 600 kron vardı. Persson’dan talimatları aldıktan sonra cüzdanı bir kâğıt çöpünde bulmuşlardı. Hökberg cep telefonunu almıştı. Polis telefonu kızın odasında buldu. Wallander saati söyledi, sorguyu sonuçlandırdığını söyleyip kayıt cihazını kapattı. Hökberg gözleriyle hareketlerini takip etti.
“Artık eve gidebilir miyim?”
“Hayır, esasında gidemezsin,” dedi Wallander. “19 yaşındasın ve mahkemelerimizin gözünde bir yetişkinsin. Ağır bir suç işledin, mahkemeye çıkacaksın.”
“Bu da demektir ki?”
“Burada emniyette kalacaksın?”
“Neden?”
Wallander, Lötberg’e bakıp ayağa kalktı. “Orasını avukatın açıklar bence.”
Wallander odadan çıktı. Midesi bulanıyordu. Hökberg rol yapmıyordu. Birazcık bile yanlış bir şey yaptığını düşünmüyordu. Wallander, Martinson’un odasına girip oturdu. Martinson telefondaydı ama birazdan kapatacağını işaret etti. Wallander beklerken içinden feci hâlde sigara içmek geldi. Bu aslında hiç olmazdı. Ancak Sonja Hökberg’le görüşmesi son derece rahatsız ediciydi.
Martinson telefonu kapattı. “Nasıl geçti?”
“Kız her şeyi itiraf etti. Buzdolabı kadar soğukkanlı bir şekilde.”
“Persson da aynı durumda ve daha 14 yaşında.”
Wallander, Martinson’a sorgularcasına bir bakış attı. “Dünya nereye gidiyor böyle?”
“Hiç bilmiyorum.”
Wallander cidden sarsılmıştı.
“Henüz küçücükler.”
“Biliyorum, biliyorum. En ufak bir pişmanlık duymuyorlar.”
Bir süre sessiz kaldılar, Wallander hiçbir şey hissetmediğini düşündü. Nihayet konuşan Martinson oldu.
“Neden durmadan işten ayrılsam mı diye düşünüyorum, şimdi anlıyor musun?”
Wallander ayaklandı. “Aynı şekilde, ayrılmaman neden bu kadar önemli, anlıyor musun?” Pencereye doğru yürüdü. “Lundberg nasıl?”
“Durumu hâlâ kritik.”
“İşin özüne inmeliyiz, adam ölse de ölmese de. Sırf biraz para koparmak için adama öylece saldırmadılar. Ya özel bir şey için paraya ihtiyaçları vardı ya da saldırı bambaşka bir sebeple yapılmıştı.”
“Mesela?”
“Bilmiyorum. Tüm bu olayda daha derin bir şey olduğunu düşünüyorum.”
“En muhtemel senaryo şey değil mi, sarhoştular ve biraz para bulmak için bu manyak planı yaptılar? Sonuçlarını hiç düşünmeden?”
“Neden öyle düşünüyorsun?”
“Dediğin gibi bu kadar sıradan bir şey olduğunu sanmıyorum.”
Wallander başını salladı. “Eh, orada hemfikiriz. Ama sebepleri neydi, ben bunu bilmek istiyorum. Yarın Persson’la konuşacağım, anne babasıyla da. Kızların erkek arkadaşı var mıymış?”
“Persson birisinden bahsetti.”
“Hökberg’in yok mu?”
“Hayır.”
“O zaman yalan söylüyor. Onun da takıldığı biri var, eninde sonunda onu da bulacağız.”
Martinson not aldı. “Kim üstleniyor? Sen mi ben mi?”
Wallander’in cevabı hazırdı. “Ben yaparım. Bu ülkede ne olup bittiğini öğrenmek istiyorum.”
“Bana uyar.”
“Sen de hemen kurtuldum diye sevinme ama. Ne sen ne Hansson ne de Höglund kurtuldu bu işten. Bu saldırının altını kazımalıyız. Kasıtlı adam öldürmeye teşebbüs olduğundan eminim ve eğer Lundberg ölürse işte o zaman al sana cinayet.”
Wallander odasına gitti. Saat beş buçuktu ve hava kararmıştı bile. Kurt Wallander, Sonja Hökberg’i ve neden kızların paraya bu kadar çok ihtiyaç duyduğunu düşündü. Yoksa bambaşka bir sebep mi vardı? Arkasından Anette Fredman’ı düşündü.
Hâlâ yapacak işleri vardı fakat odasında oturmaya daha fazla dayanamadı. Paltosunu aldığı gibi dışarı çıktı. Sert sonbahar rüzgârı yüzünü yaktı. Arabayı çalıştırınca motordan gelen garip sesi duydu. Otoparktan çıkarken alışverişe gitmeye karar verdi. Buzdolabı tam takırdı, Hansson’la girdiği iddiadan kazandığı bir şişe şampanya vardı sadece. Wallander iddianın ne olduğunu artık hatırlayamıyordu. Anlık bir dürtüyle, bir gece önce adamın öldüğü ATM’nin önünden geçmeye karar verdi. Alışverişini de o civarlardaki bir marketten yapabilirdi.
Arabayı park ettikten sonra ATM’ye doğru yürüdü. Tekerlekli sandalyeli bir kadının para çekmesini bekledi. Kaldırımın asfaltı pürüzlü ve engebeliydi. Wallander etrafına bakındı. Yakınlarda hiç apartman ve ev yok gibi görünüyordu. Gecenin bir vakti, bu meydan oldukça ıssız olmalıydı. Güçlü sokak lambalarına rağmen, bir adam çığlık atıp yere yığıldığında onu ne duyan ne gören olurdu.
Wallander en yakındaki markete girip gıda reyonunu buldu. Her zamanki can sıkıntısı ve kararsızlıkla rafları gözleriyle taradı. Sepetini hemen çeşitli ürünlerle doldurdu, parasını ödedi ve marketten çıktı. Tekrar arabaya bindiğinde motordan gelen o gizemli ses artmış gibiydi. Evine girer girmez siyah takım elbisesini çıkardı. Duş alırken sabunun bitmek üzere olduğunu fark etti. Akşam yemeğinde biraz sebze çorbası yaptı, lezzetli olduğunu tadınca çok şaşırdı. Kahve yapıp fincanıyla oturma odasına gitti. Yorgundu. Televizyonda ilginç bir şey bulamadan kanalları gezdi, sonra telefonuna uzanıp Stockholm’deki Linda’yı aradı. Sadece ismen tanıdığı iki kadınla Kungsholmen’de aynı evi paylaşıyordu. İki yakasını bir araya getirebilmek için bazen yakınlardaki bir restoranda garsonluk yapıyordu. Wallander en son gittiğinde orada yemek yemiş ve oranın yemeklerini beğenmişti. Ancak kızının bangır bangır çalan müziğe tahammül edebilmesine şaşırmıştı.
Linda artık 26 yaşındaydı. İlişkileri iyiydi fakat Wallander onu düzenli aralıklarla görebilmeyi özlüyordu.
Telesekreter çıktı. Ne Linda ne ev arkadaşları evdeydi. Mesaj İngilizce tekrar edildi. Wallander kim olduğunu ve önemli bir şey olmadığını söyledi. Ahizeyi yerine koyup gözlerini kahvesine dikti. Soğumuştu. Bu şekilde yaşamaya devam edemem, diye düşündü sinirlenerek. Daha 50 yaşındayım ama kendimi ihtiyar ve zayıf hissediyorum.
Akşam yürüyüşüne çıkması gerektiğini biliyordu ama çıkmamak için bir bahane bulmaya çalıştı. Sonunda spor ayakkabılarını giyip sokağa çıktı.