Хеннинг Манкелль – Güvenlik Duvarı (страница 23)
“Sana yarım saat veriyorum.”
“Ne zaman?”
“Şimdi.”
Irene, Martinson’un içeride olduğunu söyledi. Wallander, Törngren’e beklemesini söyledi. Martinson bilgisayarda bir şey yapıyordu. Wallander durumu açıkladı.
Martinson tereddüt eder gibi oldu. “Tepen atmayacaksa?”
“Ben genellikle istemediğim şeyler mi söylüyorum?” dedi Wallander.
“Ara sıra oluyor.” Martinson haklıydı.
“Aklımdan çıkarmam. Hadi gel.”
Küçük toplantı odalarından birine oturdular. Törngren kayıt cihazını masaya koydu. Martinson arka planda durdu.
“Dün gece Eva Persson’un annesiyle konuştum,” dedi Törngren. “Size dava açmaya karar vermişler.”
“Ne için?”
“Saldırı ve darp. Buna bir diyeceğiniz var mı?”
“Darp söz konusu değildi.”
“Onlar öyle demiyor ve olayın fotoğrafı benim elimde.”
“Ne olduğunu duymak ister misin?”
“Senin versiyonunu seve seve dinlerim.”
“Benimki bir versiyon değil. Asıl gerçek.”
“Biliyorsun ki onların sözüne karşı senin sözün.”
Wallander yapmaya çalıştığı şeyin imkânsızlığının ayırdına varmaya başlamıştı ve röportaj vermeyi kabul ettiğine pişman oldu ama artık iş işten geçmişti. Ona olanları anlattı: Persson annesine saldırmıştı ve Wallander de onları ayırmaya çalışmıştı. Kız saldırganlaşmıştı. Wallander ona tokat atmıştı.
“Kız da annesi de bunu yalanlıyor.”
“Yine de olan bu.”
“Gerçekten annesine vurmaya başladığına inanmamı mı bekliyorsun?”
“Kız cinayet işlediğini daha yeni itiraf etmişti. Gergin bir andı. Böyle zamanlarda beklenmedik olaylar yaşanabiliyor.”
“Eva Persson dün gece bana itiraf etmeye zorlandığını söyledi.”
Wallander ve Martinson birbirlerine baktılar. “Zorlanmak mı?”
“Aynen öyle.”
“Kim zorlamış peki onu?”
“Onu sorguya çeken polisler.”
Martinson sinirlendi. “Hayatımda duyduğum en saçma şey,” dedi. “Biz sorgularımız esnasında kimsenin iradesine karışmayız.”
“Ben sadece kızın söylediğini tekrar ediyorum. Artık her şeyi inkâr ediyor. Masum olduğunu söylüyor.”
Wallander, Martinson’a baktı, Martinson başka bir şey demedi. Wallander son derece sakin hissediyordu.
“Ön soruşturma henüz tamamlanmadı,” dedi. “Persson’un işlenen suçta parmağı var, eğer itirafını değiştirmeye karar verdiyse de bu, özünde hiçbir şeyi değiştirmez.”
“Yalan söylüyor diyorsun yani.”
“Buna cevap vermeyeceğim.”
“Neden?”
“Çünkü buna cevap vermem, cevap verirsem devam eden bir soruşturma hakkında sana bilgi vermem anlamına gelir bu. Gizli bilgi.”
“Ama kızın yalan söylediğini söylüyorsun?”
“Bunlar senin kelimelerin. Ben sana sadece ne olduğunu anlatabilirim.”
Wallander manşetleri tahmin edebiliyordu ama yaptığı hareketin doğru olduğunu biliyordu. Eva Persson ve annesi kurnazdı ama uzun vadede bu, onların işine yaramayacaktı, abartılı ve duygusal gazete manşetleri de.
“Kız çok küçük,” dedi Törngren. “Yaşça büyük arkadaşının onu bu trajik olaylara sürüklediğini iddia ediyor. Sence bu mantıklı değil mi? Eva gerçeği söylüyor olamaz mı?”
Wallander ona Hökberg hakkındaki gerçeği anlatmayı düşündü. En son gelişmeler henüz halka duyurulmamıştı ama yine de Wallander bu kararından vazgeçti. Neyse, yine de bu ona bir avantaj verirdi.
“Bu soruşturmadan ne sen ne de senin gazeten sorumlu. Biz sorumluyuz. Kendi çıkarımlarınıza varmak ya da kendi yargılarınızı oluşturmak istiyorsanız, size engel olamayız. Fakat hakikat çok farklı ortaya çıkacak. Hoş, editörün buna pek yer vermez.”
Wallander avuçlarını masaya koyarak röportajın sona erdiğini belli etti.
“Zaman ayırdığın için teşekkür ederim,” dedi Törngren ve kayıt cihazını toplamaya başladı.
“Komiser Martinson sizi geçirecek,” dedi Wallander.
Adamla tokalaşmadan odadan çıktı. O günkü postalarını alırken röportajın nasıl geçtiğini değerlendirmeye çalıştı. Bir şeyler eklemeli miydi? Bir şeyleri daha farklı ifade edebilir miydi? Mektuplarını koltuk altına koyup bir fincan kahveyi odasına taşıdı. Törngren’le konuşmasının iyi gittiğine karar verdi, yine de günün sonunda gazetede çıkan yazı üstünde bir etkisi olamazdı. Oturup mektuplarını karıştırmaya koyuldu. Acil bir şey yoktu. Aklına Enander’in ziyareti geldi, en üst çekmecedeki notlarını karıştırdı ve Lund’daki patoloğu aradı. Şanslıydı, ânında aradığı kişeye bağlandı. Wallander ona Enander’in anlattıklarını aktardı. Doktor da bu yeni bilginin otopsi sonucunun yeniden gözden geçirilmesi için yeterli olup olmadığını Wallander’e haber verecekti.
Saat sekizde Wallander kalkıp büyük toplantı odasına geçti. Holgersson çoktan oradaydı, Lennart Viktorsson adlı savcı da. Wallander onu görünce içinde fırtınalar koptu. Çoğu insan, bir gazetenin ana sayfasında bu koşullarda çıkınca dikkat çekmemeye çalışır. Wallander bir gün evvel emniyetten erken ayrılarak zayıflık ânını yaşamış, geçmişi geride bırakmıştı. Artık savaşa hazırdı. Sandalyesine oturup anlatmaya başladı.
“Hepinizin bildiği gibi, dün akşam gazetelerinde Eva Persson’un bir fotoğrafı çıktı, altında da ona tokat attığım için yere düştüğü yazıyordu. Kız ve annesi inkâr ediyor olabilir ancak asıl olay şu ki kız, annesine tokat atıyordu, ben de araya girmeye çalıştım. Kızın gözü dönmüştü. Onu bu cinnet ânından uyandırmak için yüzüne tokat attım. Çok hızlı vurmadım ama dengesi bozulup düşmesine yetti. Aynı zamanda, emniyete sinsice girip etrafa bakan gazeteciye de aynısını anlattım. Bu sabah onunla konuştum, Martinson da bunu doğrulayabilir.”
Devam etmeden önce durdu ve masanın başına toplanmış herkese baktı. Emniyet Müdürü Holgersson biraz bozulmuşa benziyordu. Muhtemelen konuyu kendisi açmak istemişti.
“Meseleyle ilgili bir soruşturma açılacağını öğrendim, bana uyar. Ancak şimdilik sanırım dikkatimizi elimizdeki en önemli meseleye yani Lundberg cinayetine ve Hökberg’e gerçekten ne olduğuna çevirmeliyiz.”
Wallander lafını bitirir bitirmez Holgersson konuşmaya başladı. Wallander, kadının surat ifadesinden hiç hoşlanmamıştı. Hâlâ onu yarı yolda bıraktığını hissediyordu.
“Sanırım Eva Persson’u sorguya çekmene izin verilmeyeceğini söylememe gerek yok,” dedi.
Wallander başıyla onayladı. “Ben bile anladım bunu.”
Daha fazlasını söylemeliydim, diye düşündü. Bir polisin ilk görevi, meslektaşına destek olmaktır; elbette bu eleştirmeksizin ya da her ne pahasına olursa olsun değil. Ancak eğer ortada iki kişinin söylediğine bakılacaksa, ortada bir kanıt yoksa destek olunmalı. Persson’un yalanını yutması, rahatsız edici gerçeği savunmaktan daha kolay.
Viktorsson elini kaldırarak Wallander’in aklından geçen düşünceleri böldü. “Bu soruşturmayı yakından takip ediyor olacağım ve Eva Persson’un, olan bitene dair anlattığı şu yeni versiyonu ciddiye alalım diyorum. Saldırının planlanması ve uygulanmasında Sonja Hökberg’in tek başına sorumlu olması ihtimali gayet güçlü.”
Wallander kulaklarına inanamıyordu. Odada sağa sola bakınıp en yakın iş arkadaşlarından destek bekledi. Dama desenli gömleğiyle Hansson düşüncelere dalmış gitmişti. Martinson çenesini sıvazlıyordu ve Höglund sandalyede kamburunu çıkarmıştı. Kimse onunla göz teması kurmadı ama Wallander gördüklerinden, onların hâlâ yanında olduğu yorumunu çıkardı.
“Persson yalan söylüyor,” dedi. “İlk anlattıkları doğruydu. Eğer kollarımızı sıvayıp işimizi yaparsak, kanıtlayabileceğimiz tek versiyon da ilk söyledikleri olacak.”
Viktorsson devam etmek istedi ama Wallander izin vermedi. Çoğunun, dün gece Höglund’un onu arayıp söylediği şeyden haberdar olmadıkları kanısındaydı.
“Hökberg cinayete kurban gitti,” dedi. “Patolog başının arkasına sert bir cisimle vurulduğunu gösteren bir iz buldu. Ölüm sebebi bu olabilir, en azından bundan dolayı şuuru kapanmış. Arkasından da yüksek gerilim hattına atılmış. Her koşulda artık cinayete kurban gidip gitmediği konusunda bir şüphemiz olamaz.”
Haklıydı. Odadaki herkes şaşkınlık yaşadı.
“Bunun patoloğun ilk raporu olduğunu da özellikle belirtmek zorundayım,” dedi. “Yeni bilgiler gelebilir.”
Hiç kimse ağzını açmadı, Wallander artık gidişatın kontrolünü ele geçirdiğini hissetti. Gazetedeki fotoğraf içini kemiriyordu ve ona yeni bir enerji veriyordu ancak Holgersson’un açık güvensizliğini bir türlü hazmedemiyordu.
Soruşturmanın en güncel hâline dair detaylı bir aktarım yapmaya devam etti.
“Johan Lundberg alelacele planlanmış ve hızlıca gerçekleştirilmiş bir infazla cinayete kurban gitti. Kızlar paraya ihtiyaçları olduğunu söylüyor ama özellikle ne için olduğunu söylememekte ısrarcılar. Saldırıyı polisten saklama zahmetine girmiyorlar. Onları tutukladığımızda ikisi de suçunu hemen itiraf ediyor. Anlatılanlar tutarlı ve ikisi de bir pişmanlık sergilemiyor. Ayrıca cinayet silahlarını buluyoruz. Derken Hökberg emniyetten kaçıyor. 12 saat sonra Sydkraft trafolarından birinde öldürülmüş hâlde bulunuyor. Oraya nasıl gelebildiğini saptamak bizim için hayati derecede önemli. Ayrıca
Wallander sandalyesinde arkaya yaslandı. Odadaki dikkat seviyesi son derece yükselmişti. Wallander en can alıcı noktaları ayıklamıştı.